Kötülüğün en tehlikeli hâli, kendisini iyilik kılığına sokmasıdır.
Hayat insana zamanla çok şey öğretiyor. Ama bazı dersler var ki kitaplardan değil, insanlardan öğreniliyor. Hem de hiç beklemediğiniz kişilerden, hiç beklemediğiniz davranışlarla…
Öyle insanlar tanıdım ki iyilikten bahsederken gördüm onları. Hatta iyilik yaparken bile… Fakat zaman geçtiğinde yaptıkları iyilikleri başkalarının başına kakarken, verdiklerini bir gün hesap defterine dönüştürürken de gördüm. Meğer bazıları iyilik yapmıyor, gelecekte kullanacağı bir koz biriktiriyormuş.
Doğruluktan, dürüstlükten söz edenlerin kendi yalanlarıyla yüzleşmekten kaçtığına şahit oldum. Başkalarının yanlışlarını büyüteçle incelerken kendi hatalarına gözlerini kapatanları gördüm.
Merhameti dilinden düşürmeyenlerin, bir başkasının acısı karşısında nasıl da merhametsizleşebildiğini gördüm. İnsan sevgisinden bahsedenlerin insan incitmekte ne kadar maharetli olabildiğini anladım.
İşte tam da burada insanın aklına şu soru geliyor: Biz ne zaman olduğumuz gibi görünmek yerine, görünmek istediğimiz insanı oynamaya başladık?
Bugün belki de en büyük sorunlarımızdan biri, değerleri yaşamak yerine onları birer sıfat olarak üzerimize giymemiz. İyi insan olduğumuzu söylüyoruz ama iyiliğin gerektirdiği fedakârlıktan kaçıyoruz. Dürüstlük istiyoruz ama iş kendi çıkarlarımıza dokunduğunda gerçeğin etrafından dolaşıyoruz. Merhamet bekliyoruz ama başkasının yarasına dokunurken elimizi taşın altına koymuyoruz.
Oysa iyilik, alkış beklemeden yapılabildiğinde iyiliktir. Doğruluk, kimsenin bizi denetlemediği zamanlarda da doğru kalabilmektir. Merhamet ise yalnızca sevdiklerimize değil, bize hiçbir faydası dokunmayacak insanlara karşı da insan kalabilmektir.
Peki, bütün bu sahteliğin, çıkar ilişkilerinin ve ikiyüzlülüğün ortasında nasıl iyi kalacağız?
Belki de cevabı çok basit ama uygulaması bir o kadar zor: Önce kendimizle yüzleşeceğiz. Bir iyilik yaptığımızda onun hesabını tutmayacağız. Yanlış yaptığımızda bahanelerin arkasına saklanmayacağız. Bir insanın canını yaktığımızda haklı çıkmaya çalışmak yerine, onun incinen kalbini anlamaya gayret edeceğiz.
Çünkü iyi insan olmak kusursuz olmak değildir. İyi insan olmak, kusurunu kabul edebilmek, vicdanını kaybetmemek ve yanlışlarını düzeltmek için çaba göstermektir.
Elbette herkesin iyi olmasını bekleyemeyiz. Herkesi değiştiremeyiz. Herkesin vicdanına dokunamayız. Fakat başkalarının kötülüğü, bizim de kötüleşmemizin bahanesi olmamalı.
Belki de hayatın en büyük sınavı budur: Kötülüğe uğradığında kötüleşmemek, yalanla karşılaştığında doğruluktan vazgeçmemek, merhametsizlik gördüğünde kalbini taşlaştırmamak…
Çünkü insanın gerçek karakteri, iyilikten söz ettiği zaman değil, iyiliğin kendisinden bir şey götürdüğü zaman ortaya çıkar.
Unutmayalım; insanı değerli kılan anlattıkları değil, yaşattıklarıdır. Ve bu dünyada geride bırakabileceğimiz en güzel miras, kırdığımız kalplerin sayısı değil, dokunabildiğimiz hayatların güzelliğidir.
Belki de artık birbirimize iyi insan olduğumuzu anlatmayı bırakıp, gerçekten iyi insanlar olmaya ihtiyacımız var.
YEREL
14 gün önceEKONOMİ
14 gün önceSİYASET
15 gün önceSİYASET
16 gün önceSİYASET
16 gün önceSİYASET
16 gün önceMAGAZİN
16 gün önce