İktidar, muhalefet ayırt etmeksizin söylüyorum; mesele artık isimler, partiler ve sloganlar meselesi olmaktan çıkmıştır. Mesele, milletin hakkının kime emanet edildiği ve o hakkın nasıl kullanıldığı meselesidir.
Bağımsız olarak seçime girse belki yirmi oy alamayacak insanların, yıllardır milletin oylarıyla makam sahibi olduğunu görüyoruz. Makam odalarında, belediyelerde, lüks otellerde; etraflarında danışmanları, özel kalemleri, şoförleri, aşçıları, ihtiyaç olmadığı hâlde torpille işe alınanlarıyla koca bir düzen kuruluyor.
Peki bütün bunların bedelini kim ödüyor?
Gece gündüz çalışan işçi…
Çocuğunun okul masrafını denkleştirmeye çalışan anne baba…
Yer altında, canını her gün tehlikeye atarak ekmeğini kazanan madenci…
Gece çalıştığı için gündüzünü uykuyla geçirmek zorunda kalan emekçi…
Vergilerin altında ezilip kepenk kapatmak zorunda kalan küçük esnaf…
Eve katkıda bulunabilmek için gece yarılarına kadar çalışan kadın…
Okul harçlığını çıkarabilmek için hem okuyup hem çalışan öğrenci…
Onların sesi neden makam odalarının duvarlarına ulaşmıyor?
Neden milletin sırtındaki yük büyürken, bazı makamların etrafındaki konfor hiç eksilmiyor?
Bir vatandaş sosyal medyada eleştirel bir cümle kurduğunda, karşısına koca bir güç çıkarılabiliyor. Hakaret varsa elbette hukuk işletilmelidir. Fakat hukuk, gücü elinde bulunduranı susturmak için değil; haklıyı ve haksızı ayırmak için vardır.
Çünkü vatandaşın eleştirme hakkı da vardır, hesap sorma hakkı da…
Sandıkta oy vermek, vatandaşın devlete ve yönetenlere verdiği sınırsız bir yetki değildir. Tam tersine, yönetenlerin emaneti taşıma sorumluluğudur.
Benim derdim ne yalnızca iktidarla, ne yalnızca muhalefetle…
Benim derdim, milletin hakkını kim yerse onunla.
Sağcısı, solcusu fark etmez.
Muhafazakârı, seküleri fark etmez.
Partilisi, partisizi fark etmez.
Çünkü haksızlığın rengi olmaz.
Eğer biri makamını kullanarak milletin hakkına el uzatıyorsa, bunun adı hangi parti tarafından yapıldığına göre değişmez. Suç, yapanın siyasi kimliğine göre küçülmez veya büyümez.
Hırsızlığın sağcısı solcusu olmaz.
Hırsızlığın muhafazakârı dinsizi olmaz.
Haksızlığın bahanesi olmaz.
Ancak burada en ağır sorumluluk, milletin emanetiyle hareket edenlerdedir.
Çünkü sıradan bir insanın yaptığı yanlışla, kendisine kamu gücü ve milletin emaneti teslim edilmiş bir insanın yaptığı yanlış aynı değildir.
Milletin parasına göz diken, kamu kaynaklarını kendi menfaati için kullanan, makamını kişisel çıkarının aracı hâline getiren kim varsa hukuk önünde hesap vermelidir.
Ama yalnızca hesap sormak da yetmez.
Eğer suç sabit olmuşsa, milletin hakkı millete geri dönmelidir.
Çünkü adalet, yalnızca suçluya ceza vermek değildir.
Adalet, mağdurun hakkını da yerine koymaktır.
Yıllarca çalışıp vergi veren vatandaşın hakkı…
Çocuğunun geleceği için alın teri döken babanın hakkı…
Gece gündüz çalışan annenin hakkı…
Eğitimini sürdürebilmek için çalışan öğrencinin hakkı…
Üç kuruş kazanabilmek için dükkânının kepengini her sabah açan esnafın hakkı…
Hepsinin hakkı bir emanettir.
Ve emanet, sahibine teslim edilmelidir.
Bugün bazıları makamlarında rahat oturabilir. Bazıları korumalarla, şoförlerle, danışmanlarla çevrili olabilir. Bazıları lüks sofralarda oturabilir.
Ama insanın unutmaması gereken bir gerçek var:
Makam geçicidir.
Para geçicidir.
Şöhret geçicidir.
Güç geçicidir.
Geriye yalnızca insanın yaptığı kalır.
Ve bir gün herkes, hiçbir makamın kapısını çalamayacağı bir yere varacaktır.
İşte o gün ne danışman olacaktır yanında, ne koruma, ne özel kalem, ne de alkışlayan kalabalıklar…
Sadece insan ve yaptıkları…
Belki bugün milletin mahkemelerde hakkını aradığı insanlar vardır.
Belki bugün sesi duyulmayanlar vardır.
Belki bugün hakkı yenilenler, çaresizlik içinde susmak zorunda kalanlar vardır.
Ama ben bazı hesapların bu dünyada görülmese bile ahirete kalacağına inanıyorum.
Çünkü kul hakkı, hafife alınacak bir mesele değildir.
Bu yüzden sözümü burada bitiriyorum:
Kim milletin hakkını yemişse, kim makamını kötüye kullanmışsa, kim kamu malını kendi malı sanmışsa, kim haksızlığa göz yummuşsa…
Hangi partiden olduğuna bakılmaksızın, kim olduğuna bakılmaksızın, hukuk önünde hesabını vermelidir.
Çünkü devlet, kişilerin mülkü değildir.
Milletin devletidir.
Makamlar kişilerin çiftliği değildir.
Milletin emanetidir.
Ve milletin hakkı, hiçbir makam sahibinin şahsi ganimeti değildir.
Benim sözüm budur.
Kim üzerine alırsa alsın…
Kim rahatsız olursa olsun…
Kim susmamı isterse istesin…
Haksızlık karşısında susmak, bazen haksızlığa ortak olmaktır.
Ben taraf seçmiyorum.
Ben hak diyorum.
Ben adalet diyorum.
Ben kul hakkı diyorum.
Ve son sözüm:
Milletin hakkını yiyenin kimliğine değil, yaptığı işe bakın.
Çünkü hırsızın adı değişebilir…
Ama hırsızlık değişmez.NOKTA…
EKONOMİ
Az önceSİYASET
Az önceSİYASET
Az önceSİYASET
14 dakika önceEKONOMİ
38 dakika önceSİYASET
55 dakika önceEKONOMİ
1 saat önce