09 Mayıs 2026 Cumartesi
İnsan dünyaya gözlerini açtığı ilk andan itibaren bir sevginin içine doğar. Bu sevginin adı annedir. Anne; merhametin, fedakârlığın ve karşılıksız sevginin en güzel temsilidir.
Bu yüzden “Cennet anaların ayakları altındadır” sözü, yalnızca bir cümle değil; insanlığın anneye duyduğu saygının ve minnetin en anlamlı ifadesidir. Çünkü anne, evladının hayatındaki ilk öğretmen, ilk dost ve ilk sığınaktır. İnsan büyüyüp hayatın karmaşasına karışsa da annesinin sesi her zaman içini huzurla doldurur.
Bir çocuk daha konuşmayı öğrenmeden annesinin sevgisini hisseder. Düştüğünde onu kaldıran, korktuğunda sarılan, hastalandığında sabaha kadar başında bekleyen kişidir anne. Kendi yorgunluğunu unutup evladının mutluluğu için yaşayan bir kalptir. Bir annenin sevgisi çoğu zaman sessizdir; gösterişten uzak ama çok derindir. O, evladının yüzündeki küçücük bir tebessüm için bütün sıkıntılara göğüs gerebilir. İşte bu nedenle annelik, dünyadaki en kutsal ve en zor görevlerden biridir.
Günümüzde insanlar hayat telaşı içinde birçok değeri fark etmeden tüketiyor. İş, okul, para kazanma kaygısı ve günlük koşuşturmalar bazen insanı en yakınındakilerden bile uzaklaştırabiliyor. Oysa eve döndüğümüzde bizi içtenlikle düşünen, iyi olup olmadığımızı merak eden ilk kişi çoğu zaman annemizdir. Bir anne için evladının yaşı hiç büyümez. Saçlarına aklar düşse bile çocuğunu hâlâ korumak ister. Çünkü annelik, ömür boyu süren bir sevgidir.
Her yıl kutlanan Anneler Günü, annelerimize olan sevgimizi göstermek için güzel bir fırsattır. İnsanlar bugünlerde çiçekler alır, hediyeler verir ve güzel sözler söyler. Elbette bunlar çok kıymetlidir. Ancak annelere duyulan sevgi ve saygı yalnızca bir güne sığdırılmamalıdır. Çünkü anne, sadece belirli bir gün hatırlanacak biri değildir. O, yılın her günü değer görmeyi hak eder. Bir annenin asıl istediği şey pahalı hediyeler değil; evladının sevgisini hissetmek, saygısını görmek ve gönlünde yer bulmaktır.
Bazen anneler sessizce yorulur. Kimseye belli etmeden dertlerini içine atar, sırf evladının huzuru bozulmasın diye sıkıntılarını gizler. Çoğu zaman sofradaki en güzel lokmayı çocuğuna bırakır, kendi ihtiyaçlarını erteler. Anne sevgisi böylesine fedakârdır. İnsan büyüdükçe ve hayatın zorluklarıyla karşılaştıkça annesinin yaptığı fedakârlıkları daha iyi anlamaya başlar. Çünkü anne olmak; sadece bir çocuğu büyütmek değil, aynı zamanda onun derdiyle dertlenmek, geleceği için kaygılanmak ve her koşulda yanında olmaktır.
Ne yazık ki bazı insanlar annelerinin kıymetini onları kaybettikten sonra anlar. Oysa hayattayken edilen bir güzel söz, içten bir sarılış veya birlikte geçirilen kısa bir zaman bile bir annenin kalbinde tarifsiz mutluluklar bırakır. Bu yüzden annelerimize sevgimizi göstermek için özel günleri beklememeliyiz. Bazen bir telefon açmak, bazen hâlini hatırını sormak, bazen de sadece yanında oturup sohbet etmek bile onların dünyasını güzelleştirmeye yeter.
Anneye saygı göstermek aynı zamanda insanlığa saygı göstermektir. Çünkü merhametli bireyler yetiştirenler annelerdir. Toplumun temelini oluşturan sevgi, sabır ve vicdan duyguları önce anne kucağında öğrenilir. Bir toplum annelerine ne kadar değer verirse, geleceği de o kadar güçlü olur. Çünkü anneler sadece çocuk büyütmez; aynı zamanda bir neslin karakterini şekillendirir.
Bugün sahip olduğumuz birçok güzel alışkanlığın, öğrendiğimiz değerlerin temelinde annelerimizin emeği vardır. İlk duaları onlardan öğreniriz, ilk iyiliği onların davranışlarında görürüz. Dünyada herkes sırtını döndüğünde bile bir annenin kalbinde evladına karşı sevgi eksilmez. Bu nedenle anne sevgisi, insanın hayatta sahip olabileceği en büyük zenginliklerden biridir.
Sonuç olarak, anneler sadece bir gün değil her gün hatırlanmalı, sevilmeli ve değer görmelidir. Çünkü onların emeği hiçbir zaman ödenemez. Bir çiçek birkaç gün içinde solar; fakat anneye gösterilen sevgi ve saygı onun kalbinde ömür boyu yaşar. Unutulmamalıdır ki insan, annesinin duası kadar huzurlu; sevgisi kadar güçlüdür. Ve dünyadaki en sıcak yuva, her zaman bir annenin kalbidir.
Özel gereksinimli bireylerin hayatın her alanında yer almalarına dönük çalışmalarını sürdüren Bursa Büyükşehir Belediyesi, anlamlı bir etkinliğe daha imza attı.
Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Engelli hizmetleri Şube Müdürlüğü tarafından işitme engelli bireylerin sanat, kültür ve hayvan hakları alanlarındaki toplumsal farkındalığını güçlendirecek yaklaşımlar, ‘Dayanışma Konferansı’ ile ele alındı. Atatürk Kültür Merkezi Merinos Yerleşkesi’nde düzenlenen programa, Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba’ya vekâleten Kevser Öztürk, Büyükşehir Belediyesi yöneticileri, dernek ve federasyon başkan ve temsilcileri, akademisyenler ve vatandaşlar katılım gösterdi.

Programda, Sağır Hayvanseverler Derneği Başkanı Merve Mert, Bursa İşitme Engelliler Derneği Başkanı Şener Baş ve Türkiye Sağırlar Milli Federasyonu Başkanı Bülent Tekin, işitme engelli bireylerin ve hayvanların toplumsal hayatta karşılaştıkları sorunlara dikkat çekip çözüm önerilerini paylaştı. Oyuncu Özge Kalyalar’ın görsel gösterimi ve Mahmud Safarov’un stand-up gösterisiyle program farklı bir boyut kazanırken, İşitme Engelliler Birliktelik Derneği Başkanı Dr. Burak Uyanık ile Uluslararası Sağırlar İnsani Yardım Platformu Temsilcisi Muhammed İkbal Yıldız da yaptıkları konuşmalarda dayanışmanın ve toplumsal farkındalığın önemine vurgu yaptı. Ayrıca, ‘Unutulmaz 5 Hikaye’ başlığı altında gerçekleştirilen tanıklı paylaşımlar, katılımcılar üzerinde güçlü bir etki bıraktı.

“HER VATANDAŞIN HAYATINA DOKUNMAK VE ÇÖZÜM ÜRTETMEK ÖNCELİĞİMİZ”
Programda konuşan Başkan Vekili Kevser Öztürk, özel gereksinimli vatandaşların toplumdaki yerini güçlendirmek, farkındalığı artırmak ve hayvan hakları konusundaki duyarlılığı geliştirmek için bir araya geldiklerini belirtti. Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin hizmet anlayışının merkezinde, her vatandaşın hayatına dokunmak ve sorunlarına çözüm üretmek olduğunu söyleyen Başkan Vekili Öztürk, “Özel gereksinimli bireylerin tolumun her alanında yer almaları asli görevimizdir. Düzenlediğimiz konferansla, dinleyip anlayabilmek ve empati kurabilmek gayesindeyiz. Önemli bir konumuz da hayvan hakları. Son yıllarda hayvan hakları konusundaki toplumsal duyarlılığın artmış olması bizim için sevindirici. Farkındalığı artıracak çalışmaların öncüsü olmaya devam etmemiz gerekiyor. İnancımızın temelinde merhamet var. Bu mantıkla hareket edip desteklerimizi artırarak sürdürecek, engelleri hep birlikte aşacağız” dedi.
Program, sertifika takdimi ve plaket sunumunun ardından sona erdi.
Her yaştan vatandaşı sporla buluşturmak için çalışmalarını sürdüren Bursa Büyükşehir Belediyesi, ‘Bursa Uluslararası Spor Festivali’ ile sporun heyecanını tüm şehirde yaşatıyor.

17 ilçenin tamamında 17 farklı spor branşında düzenlenen festivalde, hafta sonu boyunca Osmangazi, Yıldırım, Nilüfer, İnegöl, Mustafakemalpaşa, Gemlik, Mudanya ve Orhangazi ilçelerinde birçok etkinlik gerçekleştirildi. Dart, futbol, oryantiring, satranç, voleybol, badminton, tenis, masa tenisi ve sokak basketbolu gibi farklı branşlarda düzenlenen müsabakalar, vatandaşlar tarafından büyük ilgi gördü. Takım sporlarında oynanan karşılaşmaların ardından kupalar da sahiplerini bulmaya başladı.

Aileleriyle birlikte etkinlik alanlarına gelen vatandaşlar, yarışmalara katılarak rekabetin heyecanına ortak olurken, gün boyu süren aktivitelerle de keyifli vakit geçirdi. Renkli görüntülere sahne olan festivalde, her yaştan katılımcı sporla buluşurken, tribünlerde oluşan coşku Bursa’nın dört bir yanına yayıldı.
‘Bursa Uluslararası Spor Festivali’ coşkusu, 19 Mayıs’a kadar devam edecek.
İnsan bazen kendine en zor soruyu sormaktan kaçınır: “Ben gerçekten ne yapıyorum bu hayatta?” Sadece günleri mi tüketiyorum, yoksa her güne bir anlam mı katıyorum?
Yaşamak… Nefes almak, günü geçirmek, akışa kapılmak… Bunlar kolaydır. Zor olan ise yaşadığını hissedebilmektir. Attığın adımın farkında olmak, söylediğin sözün sorumluluğunu taşımak, dokunduğun bir kalpte iz bırakabilmektir.
Bir de yaşama çelme takanlar vardır… Kendi yoluna taş koyanlar… Hırsıyla, öfkesiyle, kırgınlıklarıyla kendini tüketenler… Başkalarının hayatını zorlaştırırken aslında en çok kendine zarar verdiğini fark etmeyenler… Oysa insan, en büyük engeli çoğu zaman kendi içinde taşır.
Belki de mesele şudur: Hayat bize ne veriyor değil, biz hayata ne katıyoruz?
Bir insan, sadece yaşamakla yetinebilir. Ama bir başkası yaşadığı her anı anlamla doldurur. Bir tebessümle bir gönlü ısıtır, bir iyilikle bir yolu aydınlatır. İşte o zaman yaşam, sıradanlıktan çıkar; bir değere, bir iz bırakmaya dönüşür.
Seçim bizim…
Ya sadece var olacağız…
Ya da varlığımızla bir anlam bırakacağız…
Çünkü hayat, kendisine çelme takanı da hatırlar; ona değer katıp güzelleştireni de…
Ve eninde sonunda insan, kendi seçtiği yolun hikâyesi olur.
Okullar, çocukların ve gençlerin yalnızca akademik bilgi edindiği yerler değil, aynı zamanda kişiliklerinin şekillendiği, sosyal beceriler kazandığı önemli yaşam alanlarıdır. Ancak son yıllarda okullarda artan şiddet olayları, bu güvenli alanların giderek tehdit altında olduğunu göstermektedir. Fiziksel, psikolojik ve dijital boyutlarıyla karşımıza çıkan okul şiddeti, yalnızca mağdurları değil, tanık olan öğrencileri ve tüm eğitim ortamını olumsuz etkilemektedir.
Şiddet denildiğinde çoğu zaman akla yalnızca fiziksel saldırılar gelse de, alay etme, dışlama, tehdit etme gibi psikolojik baskılar da en az fiziksel şiddet kadar zarar vericidir. Özellikle akran zorbalığı, öğrencilerin özgüvenini zedeleyerek uzun vadede ciddi psikolojik sorunlara yol açabilir. Günümüzde teknolojinin yaygınlaşmasıyla birlikte siber zorbalık da önemli bir sorun haline gelmiştir. Sosyal medya üzerinden yapılan hakaretler ve küçük düşürücü paylaşımlar, mağdurların kendilerini sürekli bir baskı altında hissetmelerine neden olur.
Okullarda şiddetin ortaya çıkmasında birçok etken rol oynar. Aile içi iletişim sorunları, sevgi ve ilgi eksikliği, medya içeriklerinin olumsuz etkisi ve eğitim sistemindeki yetersizlikler bu etkenlerden bazılarıdır. Kendini ifade etmekte zorlanan veya duygularını sağlıklı bir şekilde yönetemeyen bireyler, şiddeti bir çözüm yolu olarak görebilir. Bu noktada, çocuklara erken yaşlardan itibaren empati kurma, problem çözme ve iletişim becerileri kazandırmak büyük önem taşır.
Şiddeti önlemek için yalnızca cezalandırıcı yöntemlere başvurmak yeterli değildir. Asıl önemli olan, önleyici ve bilinçlendirici çalışmalar yapmaktır. Öğretmenlerin, öğrencilerin davranışlarını dikkatle gözlemlemesi ve olası sorunları erken fark etmesi gerekir. Rehberlik hizmetlerinin etkin kullanılması, öğrencilerin kendilerini ifade edebilecekleri güvenli alanların oluşturulması da çözümün önemli bir parçasıdır. Ayrıca ailelerin de bu sürece dahil edilmesi, çocukların hem okulda hem evde tutarlı bir destek görmesini sağlar.
Unutulmamalıdır ki şiddet, yalnızca bireysel bir sorun değil, toplumsal bir meseledir. Okullarda şiddeti azaltmak için herkesin sorumluluk alması gerekir. Öğrencilerin birbirine saygı duyduğu, farklılıkların hoşgörüyle karşılandığı bir eğitim ortamı oluşturmak, daha sağlıklı bir toplumun temelini atacaktır. Sessiz kalmak yerine farkındalık yaratmak ve çözümün bir parçası olmak, hepimizin görevidir.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.