30 Ağustos 2026 Pazar
BURSA – Gazeteci Kazım Gezer, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nda Bursa’daki toplu ulaşım uygulamalarına sert tepki gösterdi. Bursa Metro’nun ücretsiz olmasına karşın otobüslerin ücretli olmasını eleştiren Gezer, uygulamayı “ikiyüzlülük” olarak nitelendirdi.
Gezer, yaptığı paylaşımda, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden yolun en önemli dönüm noktalarından biri olan 30 Ağustos Zaferi’nin yıl dönümünde vatandaşların ulaşım konusunda farklı uygulamalarla karşı karşıya bırakılmasını eleştirdi.
Kazım Gezer’in tepkisinin odağında, Bursa’da metro ulaşımının ücretsiz olmasına rağmen otobüslerde ücret alınması bulunuyor.
Gezer, bu durumu şu sözlerle gündeme taşıdı:
“Zihniyette değişen bir şey yok. Ülkemizin varoluş sebebi, zaferimizin bayram gününde vatandaşa otobüsler yine ücretli. Hayranım bu ikiyüzlülüğünüze.”
Gezer’in açıklaması sosyal medyada da tartışma yaratırken, eleştirilerin temelinde aynı kentte, aynı bayram gününde toplu taşıma araçları arasında farklı ücretlendirme yapılması bulunuyor.
30 Ağustos gibi milli bayramlarda ücretsiz toplu ulaşım uygulamaları, vatandaşların kent içinde tören ve etkinliklere daha kolay erişebilmesi açısından önem taşıyor.
Gezer ise bu noktada uygulamanın bütüncül olması gerektiğine dikkat çekerek şu soruyu gündeme getiriyor:
Metro ücretsizse otobüs neden ücretli?
Bu soru yalnızca ulaşım ücretine ilişkin değil; aynı zamanda kamu hizmetlerinde eşitlik, tutarlılık ve vatandaş odaklı yönetim anlayışına ilişkin bir tartışmayı da beraberinde getiriyor.
Gazeteci Kazım Gezer’in sert çıkışı, Bursa’daki ulaşım politikalarının milli bayramlar açısından yeniden tartışılmasına neden oldu.
Gezer’in “Hayranım bu ikiyüzlülüğünüze” sözleri, uygulamaya yönelik tepkisinin sertliğini ortaya koyarken, yetkililerden metro ve otobüsler arasındaki farklılığın gerekçesine ilişkin açıklama yapılması beklentisini de gündeme getirdi.
30 Ağustos Zafer Bayramı’nda asıl soru ise şu:
Bir şehirde bayram ulaşımı ücretsiz olacaksa neden yalnızca bazı toplu taşıma araçları ücretsiz?
Gazeteci Kazım Gezer’in gündeme taşıdığı bu çelişki, Bursa’da ulaşım politikalarının ve vatandaşlara sunulan ücretsiz ulaşım uygulamalarının kapsamının yeniden sorgulanmasına yol açtı.
BURSA – GEMLİK: Gemlik’te Umurbey Barınağı ve Kurtul Yaşam Alanı’na ilişkin tartışmalar büyüyor. Bursa Hayvan Hakları Platformu, Gemlik Belediyesi’nin barınak ziyaret saatleri konusunda kamuoyuna verdiği bilgilerle sahadaki uygulamanın birbirini tutmadığını öne sürerek belediyeye sert tepki gösterdi.
Platformun açıklamasına göre Gemlik Belediye Başkanı Şükrü Deviren tarafından barınağın 10.00-11.30 ve 14.00-15.30 saatleri arasında ziyarete açık olduğunun kamuoyuna duyurulmasına rağmen, platform üyeleri ilan edilen saatlerde barınağa gittiklerinde kapıların kilitli olduğunu ve yaklaşık 4 saat boyunca içeri alınmadıklarını belirtti.
Yaşananların ardından telefonla belediye başkan yardımcısına ulaşıldığını aktaran platform, başkan yardımcısının “Hafta sonu girilmiyor ki hiç” şeklinde yanıt verdiğini öne sürdü.
Bu ifade, platform tarafından belediyenin kamuoyuna açıkladığı ziyaret saatleriyle doğrudan çelişen bir uygulamanın göstergesi olarak değerlendirildi.
Platformun iddiaları yalnızca ziyaret engeliyle sınırlı değil.
Bir cana yuva olma umuduyla barınağa gelen ailelerin ve kaybolan köpeklerini arayan yurttaşların da içeri alınmadığı, kendilerine “Hafta içi gelin” denilerek geri çevrildiği ileri sürüldü.
Bursa Hayvan Hakları Platformu, yaşananların hayvan sahipleri ve gönüllüler açısından kabul edilemez olduğunu belirterek, “Gönüllülere ve hayvan sahiplerine kapıları kapatmak, şeffaflık değil; hayvanları kamuoyunun gözünden uzaklaştırmaktır” değerlendirmesinde bulundu.
Platformun açıklamasındaki en ağır iddialardan biri ise trafik kazası sonucu getirildiği belirtilen yaralı bir kediyle ilgili.
Platform, barınakta veteriner hekim bulunmadığı bir sırada getirildiğini belirttiği yaralı kedinin yaklaşık 1,5 saat boyunca müdahale beklediğini ve hayvanın bu süre içerisinde acı çektiğini öne sürdü.
Açıklamada ayrıca, veteriner hekimin bulunmadığı saatlerde toplama araçlarının barınağa girip çıktığı ve hayvanların hekim kontrolü olmadan içeri alındığının gözlemlendiği iddia edildi.
Platform, görevli veteriner hekimin ise yaklaşık iki saat süreyle barınakta bulunduğunu ve daha sonra ayrıldığını belirtti.
Bursa Hayvan Hakları Platformu, Gemlik Belediyesi’ne yönelik tepkisini sert ifadelerle sürdürdü.
Platform, “Kanun; topla, hekimsiz ölüme terk et, halktan gerçekleri gizle demiyor!” diyerek belediyeye çağrıda bulundu.
Açıklamada, hayvanların yaşam hakkının korunması için veteriner hizmetlerinin sürekliliğinin sağlanması, barınakların kamuoyuna açık ve denetlenebilir hale getirilmesi ve gönüllülerin erişiminin engellenmemesi gerektiği vurgulandı.
Bursa Hayvan Hakları Platformu, Gemlik Belediyesi’nden şu sorulara açık yanıt verilmesini istedi:
Platform, Gemlik halkına da çağrıda bulunarak Umurbey Barınağı ve Kurtul Yaşam Alanı’na ilişkin süreçlerin takip edilmesini istedi.
Açıklamada, “Siz yoksanız zulüm var, siz giderseniz kilitli kapılar açılır!” ifadelerine yer verilirken, vatandaşların barınakları ziyaret etmesi, soru sorması ve gördüklerini kamuoyuyla paylaşması çağrısı yapıldı.
Bursa Hayvan Hakları Platformu, Gemlik Belediyesi’ni ise “yalanlara, vahşete ve kanunsuzluğa son vermeye” çağırdı.
Yaşanan iddialara ilişkin Gemlik Belediyesi’nin ve belediye yetkililerinin açıklaması kamuoyu açısından önem taşıyor. Özellikle ziyaret saatleri, hafta sonu uygulaması, veteriner hekim hizmetlerinin sürekliliği ve yaralı hayvanlara müdahale süreçleri konusunda yapılacak resmi açıklamanın tartışmalara ışık tutması bekleniyor.
Bursa Hayvan Hakları Platformu’nun çağrısı net: Hayvanların yaşadığı yerler halka kapatılamaz. Şeffaflık isteniyorsa kapılar açılmalı, sorular yanıtlanmalı ve barınaklar bağımsız biçimde denetlenebilmelidir.
Zafer Partisi Gemlik İlçe Başkanı Nilüfer Toprakçı, 30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısıyla yayımladığı mesajında, Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin Türk milletinin bağımsızlık mücadelesindeki tarihî önemine dikkat çekti. Toprakçı, 30 Ağustos’un yalnızca bir bayram değil; kan, gözyaşı, fedakârlık ve bağımsızlık ruhuyla kazanılmış büyük bir zafer olduğunu belirterek, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Milli Mücadele kahramanlarının hatırasının hiçbir zaman unutturulamayacağını vurguladı.
Zafer Partisi Gemlik İlçe Başkanı Nilüfer Toprakçı, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın yıl dönümü dolayısıyla yayımladığı mesajında oldukça güçlü ifadeler kullanarak, Türk milletinin bağımsızlık mücadelesini, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğini ve Cumhuriyet değerlerini anlattı.
30 Ağustos Zaferi’nin Türk tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olduğunu ifade eden Toprakçı, bu büyük zaferin arkasında yalnızca askeri bir başarı değil, bir milletin var olma iradesi bulunduğunu belirtti.
30 Ağustos’un anlamının yalnızca resmi törenler ve kutlamalarla sınırlı tutulamayacağını belirten Toprakçı, zaferin Türk milletinin hafızasında çok daha derin bir yere sahip olduğunu ifade etti.
Toprakçı, mesajında 30 Ağustos’u şu sözlerle tanımladı:
“30 Ağustos Zafer Bayramı hakikidir, gerçektir! Acı kokar, kan kokar, gözyaşı kokar, buram buram zafer kokar. En önemli bayramımızdır.”
30 Ağustos’un, bağımsızlık uğruna verilen büyük mücadelenin sembolü olduğunu belirten Toprakçı, Türk milletinin tarih boyunca vatanı ve özgürlüğü söz konusu olduğunda büyük fedakârlıklardan kaçınmadığını vurguladı.
Türk milletinin tarihini yalnızca belirli bir döneme sıkıştırmanın mümkün olmadığını ifade eden Nilüfer Toprakçı, Malazgirt’ten Kurtuluş Savaşı’na uzanan tarihsel çizgiye dikkat çekti.
Toprakçı, Malazgirt Zaferi ile Anadolu’nun kapılarının Türklere açıldığını, Çanakkale’de ise Türk milletinin bağımsızlık ve vatan savunmasındaki kararlılığının bir kez daha ortaya çıktığını belirterek, bu tarihsel mücadelenin Kocatepe’de ve 30 Ağustos’ta büyük bir zaferle taçlandığını ifade etti.
“Ya İstiklal ya ölüm!” anlayışının Milli Mücadele’nin temel ruhunu ortaya koyduğunu belirten Toprakçı, Türk milletinin bağımsızlığını hiçbir koşulda başkasının iradesine bırakmadığını söyledi.
Mesajında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e geniş yer veren Toprakçı, Atatürk’ün yalnızca bir askeri lider olarak değil, milletin kaderini değiştiren bir devlet adamı olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Toprakçı, Atatürk’ün askeri dehasına ve liderlik vasfına dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:
“Bu ülkede iyi, güzel, anlamlı olan her şey Mustafa Kemal Atatürk’ün eseridir. İsminin önüne yazmakla olmaz. Komutanlık her cephede savaşarak, akılla, dehayla olunur. Kolay değildir Mustafa Kemal olmak; milyonların gönlüne taht kurmak.”
Atatürk’ün yalnızca savaş meydanlarında değil, milletin geleceğini şekillendiren fikirleriyle de tarihe geçtiğini belirten Toprakçı, onun Türk milletinin bağımsızlığına ve Cumhuriyetin geleceğine ilişkin ortaya koyduğu vizyonun nesiller boyunca yaşatılması gerektiğini söyledi.
Atatürk’ün Türk milletinin hafızasındaki yerinin hiçbir şekilde silinemeyeceğini belirten Toprakçı, Milli Mücadele’nin liderinin ve Cumhuriyetin kuruluşundaki rolünün gelecek nesillere aktarılması gerektiğini vurguladı.
Toprakçı, “Yüzyıllar geçse de unutulmayacak, unutturulamayacak!” diyerek, Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti açısından taşıdığı tarihsel ve manevi öneme dikkat çekti.
Atatürk’ün varlığının, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının ülkeleriyle gurur duymasına vesile olan en önemli tarihsel şahsiyetlerden biri olduğunu ifade eden Toprakçı, Cumhuriyetin temel değerlerine sahip çıkılması gerektiğini belirtti.
Nilüfer Toprakçı, mesajında laik Cumhuriyet vurgusu da yaparak, Cumhuriyetin temel niteliklerinin korunmasının kendileri açısından vazgeçilmez olduğunu ifade etti.
Toprakçı, “Bazen tek bir kişi Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşı olmaktan gurur duymamıza yeter. İşte böyle. O’nu ve laik Cumhuriyetimizi yaşamımız pahasına savunacağız” sözleriyle Atatürk ve Cumhuriyet konusundaki kararlılığını ortaya koydu.
Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlık, milli egemenlik ve çağdaşlaşma mücadelesinin sonucunda kurulduğunu belirten Toprakçı, Cumhuriyetin kazanımlarının korunmasının gelecek kuşaklara karşı önemli bir sorumluluk olduğunu kaydetti.
Türk milletinin tarihinin büyük mücadeleler ve zaferlerle dolu olduğunu belirten Toprakçı, Türk milletinin en zor dönemlerde dahi yeniden ayağa kalkmayı başardığını söyledi.
Toprakçı mesajında şu değerlendirmelerde bulundu:
“Öyle bir ulus düşünün ki tarihi, imkânsız denilen ama kazanılan zaferlerle dolu! Can damarları koparılan ama yeniden dirilen, bağımsızlığı için bir olup, bu uğurda can veren! Bu ulus, Mustafa Kemal Atatürk’ün ışık tuttuğu İstiklal yolunda mücadele eden aziz Türk milletidir!”
Türk milletinin bağımsızlık karakterine vurgu yapan Toprakçı, Milli Mücadele’nin yalnızca askeri bir mücadele olmadığını, aynı zamanda milletin varoluş ve bağımsızlık iradesinin mücadelesi olduğunu ifade etti.
Atatürk’ün gençlere ve Türk milletine bıraktığı sözlerin bugün de önemini koruduğunu belirten Toprakçı, mesajında Atatürk’ün “Muhtaç olduğumuz kudret, damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur” sözlerine yer verdi.
Bu sözün Türk milletinin zor zamanlarda sahip olduğu dayanışma, mücadele ve bağımsızlık ruhunu ifade ettiğini belirten Toprakçı, geçmişten alınan güçle geleceğe kararlılıkla bakılması gerektiğini kaydetti.
30 Ağustos mesajını kişisel ve ailevi bir hatırayla da güçlendiren Nilüfer Toprakçı, büyük dedesinin Çanakkale’de şehit olduğunu belirterek, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın kendisi açısından ayrı bir anlam taşıdığını ifade etti.
Toprakçı, bu konudaki duygularını şöyle dile getirdi:
“Vatanımıza ve özgürlüğümüze göz dikenlere karşı verilen büyük mücadeleyi; büyük dedesi Çanakkale’de şehit olmuş bir şehit torunu olarak ne kutlamaktan vazgeçerim ne de unutturmak isteyenlere fırsat veririm.”
Şehitlerin fedakârlıklarının unutulmaması gerektiğini belirten Toprakçı, vatanın ve bağımsızlığın bugünlere kolay gelmediğini vurguladı.
Mesajında vatan savunması vurgusunu öne çıkaran Toprakçı, Türk milletinin tarih boyunca ailesini, vatanını ve bağımsızlığını korumak için mücadele ettiğini belirtti.
“Vatanımızı ve ailemizi savunacağız” diyen Toprakçı, Türk milletinin sahip olduğu bağımsızlık ruhunun gelecek kuşaklara aktarılmasının önemine dikkat çekti.
Toprakçı ayrıca, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü “mavi gözlü Bozkurt” ifadesiyle anarak, Atatürk’ün Türk milletinin gönlündeki yerinin hiçbir şekilde silinemeyeceğini vurguladı.
Bugün Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde özgürce yaşanabilmesinin ve Türk bayrağının bağımsız bir devletin sembolü olarak göklerde dalgalanmasının, geçmişte verilen büyük mücadelelerin sonucu olduğunu belirten Toprakçı, şehit ve gazilerin fedakârlıklarının hiçbir zaman unutulmaması gerektiğini söyledi.
Toprakçı, “Bugün bu topraklarda özgürce yaşayabiliyorsak, şanlı bayrağımız gururla dalgalanıyorsa göklerde, zafer ruhunu yaşatan kahramanlarımız sayesinde” ifadeleriyle, 30 Ağustos’un ardındaki fedakârlığa dikkat çekti.
Mesajının sonunda başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Milli Mücadele’nin tüm kahramanlarını ve şehitleri rahmet ve minnetle anan Toprakçı, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın Türk milletine kutlu olmasını diledi.
Toprakçı, mesajını şu sözlerle tamamladı:
“Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. Kutlu tinleri şad olsun.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun!
Ne Mutlu Türküm Diyene!
Ne Mutlu bu şanlı zaferi kutlayabilene!
Ne Mutlu böyle şanlı bir ecdada sahip olabilene!”
DEVA Partisi İnegöl İlçe Başkanı Onur Metinbaş, 30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısıyla yayımladığı mesajında, Büyük Taarruz’un ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin Türk milletinin bağımsızlık mücadelesindeki tarihi önemine dikkat çekti. Metinbaş, Cumhuriyetin temel değerlerine, demokrasiye, hukuk devletine, özgürlüklere ve millet egemenliğine sahip çıkmanın herkesin ortak sorumluluğu olduğunu vurguladı.
DEVA Partisi İnegöl İlçe Başkanı Onur Metinbaş, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 104. yıl dönümü dolayısıyla bir mesaj yayımlayarak, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, bağımsızlık mücadelesinde hayatını ortaya koyan tüm kahramanları rahmet, minnet ve saygıyla andı.
30 Ağustos’un yalnızca askeri bir zafer olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Metinbaş, bu büyük zaferin Türk milletinin bağımsızlık iradesinin, vatan sevgisinin ve geleceğini kendi elleriyle belirleme kararlılığının en önemli göstergelerinden biri olduğunu ifade etti.
Onur Metinbaş mesajında, Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesinin birbirini tamamlayan tarihi adımlarla şekillendiğine dikkat çekti.
19 Mayıs 1919’da Samsun’da yakılan bağımsızlık meşalesinin, milletin topyekûn mücadelesiyle büyüdüğünü belirten Metinbaş, 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla birlikte milli iradenin mücadelenin merkezine yerleştiğini ifade etti.
26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz’un ise Türk ordusunun büyük bir kararlılıkla yürüttüğü mücadelenin zirve noktalarından biri olduğunu kaydeden Metinbaş, 30 Ağustos’ta kazanılan Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin bağımsızlık yolunda tarihi bir zafer olarak milletin hafızasında yerini aldığını belirtti.
Metinbaş, 30 Ağustos’un yalnızca savaş meydanında kazanılmış bir başarı olmadığını, aynı zamanda Türk milletinin bağımsız yaşama iradesinin dünyaya ilan edildiği tarihi bir gün olduğunu vurguladı.
30 Ağustos Zaferi’nin Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecindeki önemine de değinen Metinbaş, kazanılan zaferin bağımsız ve egemen bir devletin temellerini güçlendirdiğini ifade etti.
Metinbaş, “Bu büyük zafer yalnızca topraklarımızın kurtuluşu değildir. 30 Ağustos, milletimizin kendi kaderine sahip çıkmasının, bağımsızlığını ve egemenliğini koruma iradesinin en güçlü ifadelerinden biridir. Aynı zamanda bağımsız, egemen ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna açılan tarihi kapıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun, büyük fedakârlıkların ve ağır bedellerin sonucunda gerçekleştiğine dikkat çeken Metinbaş, bugün sahip olunan özgürlüklerin ve Cumhuriyet değerlerinin kıymetinin bilinmesi gerektiğini belirtti.
Mesajında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yalnızca askeri başarılarıyla değil, ortaya koyduğu düşünce sistemiyle de değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Onur Metinbaş, Atatürk’ün akla ve bilime dayalı çağdaşlaşma anlayışının Türkiye’nin geleceği açısından önemini koruduğunu belirtti.
Metinbaş, Atatürk’ün millet egemenliğine dayanan devlet anlayışının, özgür ve demokratik bir toplum hedefinin temel taşlarından biri olduğunu vurgulayarak, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü yalnızca kazandığı savaşlarla değil; akla ve bilime dayanan fikirleriyle, millet egemenliğine olan sarsılmaz inancıyla, çağdaşlaşma hedefiyle ve tam bağımsız Türkiye idealine olan bağlılığıyla seviyor ve yol gösterici kabul ediyoruz” ifadelerini kullandı.
Atatürk’ün ortaya koyduğu fikirlerin yalnızca geçmişte kalmış tarihi hatıralar olmadığının altını çizen Metinbaş, bu düşüncelerin bugün de Türkiye’nin demokratik geleceği açısından önemli bir rehber niteliği taşıdığını kaydetti.
Demokrasi, hukuk devleti, özgürlük ve millet iradesi kavramlarının Cumhuriyetin temel kazanımları arasında bulunduğunu belirten Metinbaş, bu değerlerin korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması gerektiğini ifade etti.
Türkiye’nin geleceğinin daha güçlü, daha demokratik, daha özgür ve daha adil bir anlayış üzerine inşa edilmesi gerektiğini vurgulayan Metinbaş, Cumhuriyetin kuruluş felsefesinin gelecek nesillere aktarılmasının yalnızca belirli bir kesimin değil, toplumun tamamının sorumluluğu olduğunu söyledi.
Metinbaş, “Atatürk’ün fikirleri geçmişte kalmış hatıralar değildir. Bugün de demokrasimizin, hukuk devletimizin, özgürlüklerimizin ve ortak geleceğimizin güçlü dayanaklarıdır. Cumhuriyetimizi onun gösterdiği çağdaş uygarlık hedefinin üzerine taşımak hepimizin tarihi sorumluluğudur” dedi.
30 Ağustos’un taşıdığı mesajın günümüzde de önemini koruduğunu ifade eden Metinbaş, Türkiye’nin birlik ve beraberliğinin korunmasının önemine dikkat çekti.
Farklı siyasi görüşlere, düşüncelere ve yaşam biçimlerine sahip vatandaşların ortak paydasının Türkiye Cumhuriyeti ve millet iradesi olduğunu belirten Metinbaş, toplumsal huzurun, demokrasi kültürünün ve karşılıklı saygının güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
30 Ağustos Zaferi’nin gelecek kuşaklara yalnızca bir tarih bilgisi olarak aktarılmaması gerektiğini kaydeden Metinbaş, zaferin arkasındaki bağımsızlık ruhunun, dayanışmanın, fedakârlığın ve millet iradesinin de yaşatılması gerektiğini belirtti.
Mesajının sonunda bağımsızlık mücadelesinde hayatını kaybeden şehitleri ve gazileri anan DEVA Partisi İnegöl İlçe Başkanı Onur Metinbaş, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Milli Mücadele’nin tüm kahramanlarına minnet borçlu olduklarını ifade etti.
Metinbaş, mesajında şu ifadelere yer verdi:
“Başta Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, bağımsızlığımız uğruna mücadele eden, vatanımızın geleceği için canını ortaya koyan bütün kahramanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.
Onların bizlere bıraktığı en büyük miras, bağımsız ve egemen bir Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bu mirasa sahip çıkmak, Cumhuriyetimizi demokrasi, hukuk, özgürlük ve çağdaşlık temelinde daha ileriye taşımak hepimizin ortak görevidir.
Bu anlamlı günde milletimizin birlik ve beraberliğinin daim olmasını, ülkemizin huzur ve refah içerisinde geleceğe yürümesini diliyorum.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, tüm şehit ve gazilerimizi saygı ve minnetle anıyor; milletimizin 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyorum.
**30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun!”
İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, Yapı Kayıt Belgesi sahibi vatandaşların bugün ciddi bir idari ve hukuki belirsizlikle karşı karşıya bulunduğunu belirterek, devletin farklı kurumları arasındaki uygulama farklılıklarının vatandaş açısından güven sorununa dönüştüğünü söyledi. Hacıoğlu, “Vatandaş devletin verdiği belgeye güvenerek işlem yapıyor. Ancak aynı belge, başka bir idari süreçte yok sayılabiliyor. Burada vatandaşın sormaya hakkı vardır: Devletin hangi işlemine güveneceğiz?” dedi.
Türkiye’de uzun yıllardır devam eden imar ve yapılaşma sorunları, özellikle geçmiş dönemlerde çeşitli nedenlerle imar mevzuatına aykırı veya ruhsat ve iskân açısından sorunlu hale gelen yapıların statüsü bakımından tartışılmaya devam ediyor.
İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, Yapı Kayıt Belgesi sahibi vatandaşların yaşadığı sorunlara ilişkin yaptığı değerlendirmede, meselenin yalnızca bir belge veya tek bir idari işlem üzerinden ele alınamayacağını belirterek, konunun geçmişten bugüne oluşan imar politikaları, vatandaşın devletle kurduğu güven ilişkisi, idari uygulamalar ve hukuki güvenlik açısından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Hacıoğlu, özellikle Yapı Kayıt Belgesi bulunan yapıların farklı kamu kurumları tarafından farklı şekillerde değerlendirilmesinin vatandaşları ciddi bir belirsizliğe sürüklediğini ifade etti.
Türkiye’de yapılaşma sorunlarının uzun yıllar içerisinde biriktiğini belirten İbrahim Hacıoğlu, bugün yaşanan problemlerin geçmişten bağımsız değerlendirilemeyeceğini söyledi.
Hacıoğlu’na göre Türkiye’nin birçok kentinde yapılaşma, nüfus artışı, hızlı kentleşme, ekonomik şartlar, belediyelerin imar uygulamaları, plan değişiklikleri ve geçmiş dönemlerde oluşan mevzuat sorunları nedeniyle karmaşık bir yapıya dönüştü.
Bu süreçte çok sayıda vatandaşın mevcut yapısının hukuki ve idari durumunu netleştirmek amacıyla devletin çıkardığı düzenlemelere başvurduğunu belirten Hacıoğlu, Yapı Kayıt Belgesi uygulamasının da bu uzun yıllar içerisinde biriken yapılaşma sorunlarının çözümüne yönelik önemli bir adım olarak vatandaşların karşısına çıktığını ifade etti.
Hacıoğlu, şöyle konuştu:
“Vatandaş, devletin çıkardığı bir düzenlemeyi gördü. Başvurusunu yaptı, gerekli bedeli ödedi ve devletin ilgili sistemi üzerinden Yapı Kayıt Belgesi aldı. Vatandaş açısından bu belge, sıradan bir kâğıt parçası değildi. Devlet tarafından verilmiş, resmî bir işlem sonucunda elde edilmiş bir belgeydi. Dolayısıyla vatandaş doğal olarak bu belgeye güvenerek hayatını planladı.”
Hacıoğlu, burada önemli bir ayrım yapılması gerektiğine dikkat çekti.
Yapı Kayıt Belgesi’nin her türlü imar sorununu otomatik olarak ortadan kaldıran, yapıyı her açıdan mevzuata uygun hale getiren veya sınırsız bir mülkiyet ve kullanım hakkı sağlayan bir belge olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Hacıoğlu, ancak belgenin vatandaş açısından doğurduğu hukuki ve idari beklentinin de görmezden gelinemeyeceğini söyledi.
Hacıoğlu, “Biz hiçbir zaman Yapı Kayıt Belgesi’nin bütün imar sorunlarını tek başına çözdüğünü söylemiyoruz. Ancak devlet bir düzenleme yapıyorsa ve vatandaş bu düzenleme kapsamında başvuru yapıp belge alıyorsa, o belgenin vatandaş açısından ne anlam taşıdığı, hangi hakları sağladığı ve hangi sınırlar içerisinde geçerli olduğu açık, anlaşılır ve tutarlı biçimde ortaya konulmalıdır” dedi.
İbrahim Hacıoğlu’nun dikkat çektiği temel sorun ise farklı kamu kurumlarının aynı yapı ve aynı vatandaş hakkında farklı idari süreçler yürütmesi.
Hacıoğlu, özellikle Kültür ve Turizm Bakanlığı mevzuatı kapsamında, belirli şartları taşıyan konut niteliğindeki Yapı Kayıt Belgelerinin turizm amaçlı kısa dönem konut kiralama izin başvurularında dikkate alınabilmesine karşılık, başka idari süreçlerde aynı Yapı Kayıt Belgelerinin iptalinin talep edilebildiğini ve yapıların yıkım süreçleriyle karşı karşıya kalabildiğini belirtti.
Bu durumun vatandaş açısından ciddi bir idari güvenlik sorunu meydana getirdiğini ifade eden Hacıoğlu, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bir tarafta devletin bir kurumu, belirli şartlar içerisinde vatandaşın elindeki Yapı Kayıt Belgesi’ni bir idari işlemde dikkate alıyor. Vatandaş bunun üzerine izin başvurusu yapıyor, sistem içerisinde işlem gerçekleştiriyor. Diğer tarafta ise farklı bir idari süreçte aynı yapı ve aynı belge hakkında iptal veya yıkım gündeme gelebiliyor. Vatandaş doğal olarak bunun nedenini anlamakta zorlanıyor.”
Hacıoğlu, devlet kurumlarının birbirinden bağımsız hareket etmesinin, vatandaş açısından ortaya çıkan sonucu değiştirmediğini belirterek, kamu yönetiminde uygulama birliğinin sağlanması gerektiğini söyledi.
Hacıoğlu, vatandaşın sorusunu şöyle ortaya koydu:
“Devletin verdiği bir belgeye güvenerek işlem yapan vatandaş, hangi kuruma inanacaktır? Bir Bakanlık tarafından resmî bir işlemde dikkate alınan Yapı Kayıt Belgesi, başka bir idari süreçte neden tamamen geçersiz hale getirilmektedir?”
Bu sorunun yalnızca Yapı Kayıt Belgesi sahibi vatandaşların değil, hukuk devleti ilkesinin ve kamu yönetimindeki güven ilişkisinin de meselesi olduğunu belirten Hacıoğlu, “Vatandaşın devlete güvenebilmesi için devletin kurumlarının da aynı konuda birbiriyle çelişmeyen, öngörülebilir ve tutarlı uygulamalar ortaya koyması gerekir” dedi.
İbrahim Hacıoğlu, konunun yanlış anlaşılmaması için önemli bir hukuki ayrımın altını çizdi.
Turizm amaçlı konut kiralama izninin tek başına yapının bütün yönleriyle imar mevzuatına uygun olduğunu gösteren bir belge olmadığını kabul ettiklerini belirten Hacıoğlu, ancak bu durumun kurumlar arası koordinasyon ihtiyacını ortadan kaldırmadığını söyledi.
Hacıoğlu, “Elbette turizm amaçlı kiralama izni, tek başına imar mevzuatına uygunluk belgesi değildir. Bunu açıkça ifade ediyoruz. Ancak devletin farklı kurumlarının aynı vatandaş ve aynı yapı hakkında birbirinden tamamen kopuk uygulamalar yapması da kabul edilebilir bir idari tablo değildir” dedi.
Buradaki temel meselenin, herhangi bir belgenin başka bir belgenin yerine geçmesi olmadığını belirten Hacıoğlu, asıl sorunun vatandaşın öngörülebilir ve tutarlı bir kamu yönetimiyle karşı karşıya kalamaması olduğunu vurguladı.
Hacıoğlu, kamu kurumlarının kendi görev alanları içerisinde işlem yapmasının doğal olduğunu ancak bu işlemlerin birbirinden tamamen kopuk yürütülmemesi gerektiğini ifade etti.
Özellikle imar, yapı, mülkiyet, turizm ve yerel yönetimler gibi birbiriyle doğrudan veya dolaylı şekilde bağlantılı alanlarda kurumlar arasında bilgi paylaşımı ve uygulama birliğinin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.
“Devlet kurumları arasında uygulama birliği sağlanmalıdır. Bir vatandaşın elindeki belgenin bir kurum tarafından dikkate alınıp başka bir kurum tarafından hiçbir anlamı yokmuş gibi değerlendirilmesi, vatandaşın devlete olan güvenini zedeler.”
Hacıoğlu, bu noktada merkezi idare ile yerel yönetimler arasında da daha güçlü bir koordinasyon mekanizmasına ihtiyaç bulunduğunu belirtti.
Yapı Kayıt Belgesi sahibi vatandaşların önemli bir bölümünün devletin oluşturduğu sisteme kendi iradesiyle dahil olduğunu hatırlatan Hacıoğlu, vatandaşın devletin belirlediği prosedürlere uyarak işlem yapmasının ardından tamamen farklı bir idari süreçle karşı karşıya bırakılmasının ciddi bir adalet ve güven sorunu oluşturabileceğini söyledi.
Hacıoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Vatandaş önce bir devlet kurumunun sistemine dahil edilip, başvuru yapıp, bedel ödeyip, belge alıp, izin süreçlerinden geçirildikten sonra başka bir idari süreçte evinin yıkılması tehdidiyle karşı karşıya bırakılmamalıdır. Burada vatandaşın kötü niyetinden değil, kamu yönetiminin kendi içerisinde oluşturduğu uygulama farklılığından söz ediyoruz.”
Vatandaşın yaptığı işlemin sonuçlarını önceden öngörebilmesi gerektiğini belirten Hacıoğlu, bunun hukuk devletinin temel unsurlarından biri olduğunu ifade etti.
İmar sorunlarının yalnızca bugün yaşayan vatandaşların tercihlerinden kaynaklanıyormuş gibi değerlendirilmesinin doğru olmadığını savunan Hacıoğlu, Türkiye’deki yapılaşma sorunlarının uzun yıllar içerisinde oluştuğuna dikkat çekti.
Hızlı kentleşme, nüfus hareketleri, ekonomik zorunluluklar, plansız gelişen bölgeler, değişen imar planları ve geçmiş yıllardaki mevzuat uygulamalarının bugün karşılaşılan sorunların arka planında bulunduğunu belirten Hacıoğlu, “Bugünün imar sorunlarını anlamak için geçmişin tamamına bakmak gerekiyor” dedi.
Hacıoğlu’na göre çözüm, yalnızca mevcut yapıları tespit edip cezalandırmaya dayalı bir yaklaşım değil; geçmişten gelen yapılaşma sorunlarını gerçekçi şekilde analiz eden, kamu yararını gözeten ve vatandaşın mülkiyet hakkını da dikkate alan kapsamlı bir politika olmalı.
Yapı Kayıt Belgesi bulunan yapıların tamamının aynı kategori içerisinde değerlendirilmesinin de doğru olmayacağını belirten İbrahim Hacıoğlu, yapıların konumu, güvenliği, plan durumu, çevresel etkileri, kamu alanlarıyla ilişkisi ve diğer teknik kriterlerinin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Hacıoğlu, “Biz güvenli olmayan, kamu güvenliğini tehdit eden veya kamu yararı açısından korunması mümkün olmayan yapıların hiçbir şekilde korunmasını savunmuyoruz. Ancak her imar probleminin tek çözümünün yıkım olarak görülmesini de doğru bulmuyoruz” dedi.
Özellikle vatandaşın yıllarca yaşadığı, vergisini ödediği, elektrik ve su gibi hizmetlerden yararlandığı, devletin çeşitli idari süreçlerine konu olmuş yapıların durumunun bütüncül biçimde ele alınması gerektiğini ifade etti.
Hacıoğlu, mevcut sorunların kalıcı biçimde çözülebilmesi için kapsamlı bir düzenleme yapılması gerektiğini savundu.
Bu düzenlemenin yalnızca yeni bir af veya yeni bir belge verilmesi mantığıyla ele alınmaması gerektiğini belirten Hacıoğlu, yapıların teknik güvenliğinden imar planlarına, mülkiyet durumundan kamu alanlarına kadar çok boyutlu bir sistem kurulması gerektiğini söyledi.
Hacıoğlu, çözüm önerilerini şöyle sıraladı:
İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, meselenin yalnızca yapıların fiziki durumu veya belgelerin hukuki niteliği üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, konunun temelinde vatandaş-devlet güven ilişkisinin bulunduğunu söyledi.
Hacıoğlu, “Devlet vatandaşına bir düzenleme sunuyorsa, vatandaş da o düzenlemeye güvenerek hareket ediyorsa, daha sonra ortaya çıkacak sorunların bütün yükü vatandaşın üzerine bırakılamaz. Devletin kendi içinde tutarlı olması gerekir” dedi.
Hukuki güvenliğin, ekonomik ve sosyal hayatın da temel unsurlarından biri olduğunu belirten Hacıoğlu, vatandaşın mülkiyetine, yatırımına ve geleceğine ilişkin karar alırken hukuki zeminin öngörülebilir olmasını istedi.
İbrahim Hacıoğlu, İmar Yasasına Takılanlar Derneği olarak taleplerinin imar kurallarının ortadan kaldırılması olmadığını özellikle vurguladı.
Asıl amaçlarının hukuka uygun, güvenli, planlı ve sürdürülebilir bir yapılaşma sistemi kurulması olduğunu belirten Hacıoğlu, vatandaşın da bu sistem içerisinde korunması gerektiğini ifade etti.
“Biz imar düzeninin ortadan kaldırılmasını istemiyoruz. Tam tersine, planlı, güvenli ve hukuki bir sistem istiyoruz. Ancak yıllar içerisinde oluşmuş sorunların çözümü sadece yıkım üzerinden kurulamaz. Vatandaşın mağduriyetini azaltan, kamu yararını koruyan, şehirlerin geleceğini planlayan ve hukuki güvenliği sağlayan bir çözüm gerekiyor.”
Hacıoğlu, açıklamasının sonunda kamu yönetimine ve karar vericilere çağrıda bulunarak, Yapı Kayıt Belgesi sahibi vatandaşların karşı karşıya bulunduğu belirsizliklerin giderilmesini istedi.
Hacıoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bir vatandaşın devletin çıkardığı bir düzenlemeye güvenmesi, başvuru yapması ve kendisine verilen belgeye inanması suç veya kusur gibi görülmemelidir. Devletin kendi eliyle oluşturduğu hukuki ve idari süreçlerin sonuçları vatandaşın aleyhine olacak şekilde birbirini bozmamalıdır.
Elbette imar düzeni, şehircilik ilkeleri ve yapı güvenliği korunmalıdır. Ancak bunları sağlarken vatandaşın hukuki güvenliği, mülkiyet hakkı ve devletin kendi işlemlerine duyulan güven de korunmalıdır.
Çözüm; yıkım politikası değil, kurumlar arası koordinasyon, denetim, hukuki güvenlik, doğru imar planlaması ve kapsamlı bir Yapı Kayıt düzenlemesidir.
Devletin amacı vatandaşını belirsizlik içinde bırakmak değil, vatandaşına güven veren bir hukuk düzeni kurmak olmalıdır. Aynı yapı, aynı vatandaş ve aynı devlet söz konusuysa, ortaya çıkan uygulamaların da birbiriyle çelişmemesi gerekir.”
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.