16 Ekim 2026 Cuma
MADALYONUN DİĞER YÜZÜ: KAMUDA BİR UMUT, BİR ÖRNEK...
Uzun Bir Aradan Sonra!!
ESDER BURSA ŞUBE BAŞKANI İBRAHİM ÖZACAR: “TÜRKİYE, ORTADOĞU’DA SAVAŞIN DEĞİL, BARIŞIN ÖNCÜSÜ OLMALI”
Zaman ayarlı ‘AHMAK’ davası…
Bir Fuar Bitti, Bir Vefa Hikâyesi Başladı
Esnaf ve Sanatkârlar Derneği (ESDER) Bursa Şube Başkanı İbrahim Özacar, Ortadoğu’da artan gerilimler ve Müslüman ülkeler arasındaki çatışmalara ilişkin değerlendirmelerde bulunarak Türkiye’nin diplomatik girişimlerle bölgesel barışın tesisinde öncü rol üstlenmesi gerektiğini ifade etti. Özacar, İslam ülkeleri arasında yeni çatışmalara yol açabilecek askerî ittifaklar yerine, diyalog ve iş birliğini esas alan çok taraflı bir diplomasi mekanizmasının kurulması çağrısında bulundu.
Esnaf ve Sanatkârlar Derneği (ESDER) Bursa Şube Başkanı İbrahim Özacar, Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerin yalnızca bölge ülkelerini değil, uluslararası güvenliği, enerji kaynaklarını ve küresel ticaret yollarını da yakından ilgilendirdiğini belirtti. Bölgedeki çatışmaların Müslüman ülkeler arasındaki ayrışmaları derinleştirdiğine dikkat çeken Özacar, Türkiye’nin tarihsel birikimi, diplomatik kapasitesi ve askerî gücünü savaşların genişlemesini önlemek ve barışı tesis etmek amacıyla kullanması gerektiğini savundu.
Ortadoğu’nun kritik bir dönemden geçtiğini ifade eden Özacar, İsrail’in bölgedeki askerî politikalarını ve Batılı güçlerin müdahalelerini eleştirerek Müslüman ülkelerin kendi aralarındaki anlaşmazlıkları çatışmaya dönüştürmek yerine ortak çözüm yolları araması gerektiğini dile getirdi.
Türkiye’nin tarihsel tecrübesine ve bölgesel konumuna vurgu yapan Özacar, Ankara’nın Müslüman ülkeler arasındaki sorunların çözümünde etkin bir diplomatik rol üstlenmesi gerektiğini belirtti.
Türkiye’nin gücünün başka bir Müslüman ülkeye karşı oluşturulacak askerî cephelerin parçası olmak için değil, çatışmaları sona erdirmek ve kalıcı barışın önünü açmak için değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Özacar, bölgesel sorunların çözümünde diyalog kanallarının açık tutulmasının önemine işaret etti.
Özacar’a göre Türkiye, tarihsel birikimini ve diplomatik imkânlarını kullanarak bölge ülkeleri arasında güven tesis edilmesine, karşılıklı çıkarların korunmasına ve yeni çatışmaların önlenmesine katkı sunabilir.
Bölgesel barışın sağlanabilmesi için doğrudan iletişim ve müzakere kanallarının güçlendirilmesi gerektiğini belirten Özacar, Türkiye’nin Suudi Arabistan, Pakistan, Yemen, İran ve Mısır gibi ülkeler arasında çok taraflı bir diplomasi mekanizmasının kurulmasına öncülük etmesini önerdi.
Bu mekanizmanın temel amacının ülkeler arasındaki siyasi ve güvenlik kaynaklı anlaşmazlıkları müzakere yoluyla çözmek olması gerektiğini kaydeden Özacar, bölgesel iş birliğinin askerî kutuplaşmaları artıracak bir yapıya dönüşmemesi gerektiğini savundu.
Özacar, gündeme gelen Mekke Savunma İttifakı benzeri oluşumların başka bir Müslüman ülkeyi hedef alan askerî ittifaklara dönüşmesi hâlinde bölgedeki gerilimlerin daha da artabileceği görüşünü dile getirdi. Bu tür girişimlerin, ülkeleri karşı karşıya getirmek yerine dış müdahalelere karşı istikrarı koruyan ve çatışmaları önlemeyi amaçlayan bir güvenlik anlayışıyla ele alınması gerektiğini ifade etti.
İslam dünyası açısından Mekke ve Medine’nin güvenliğinin ortak bir hassasiyet olduğunu belirten Özacar, Suudi Arabistan’ın güvenliği ile bölgesel istikrarın birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini ifade etti.
Ancak güvenlik kaygılarının Yemen’de yeni askerî operasyonlara ve daha fazla yıkıma gerekçe oluşturmaması gerektiğini savunan Özacar, kalıcı çözümün askerî yöntemlerden ziyade diplomasi, adalet ve karşılıklı anlayışla sağlanabileceğini dile getirdi.
Özacar, bölge ülkelerinin güvenlik politikalarını belirlerken sivil halkın korunmasını, insani ihtiyaçların karşılanmasını ve çatışmaların sona erdirilmesini öncelik olarak görmesi gerektiğini vurguladı.
İbrahim Özacar, açıklamasında Yemen’deki Husiler olarak bilinen Ensarullah hareketine ve bölgesel gelişmelerdeki konumuna da değindi.
Yemen’in ve Husilerin Türkiye açısından doğrudan bir tehdit oluşturup oluşturmadığının sorgulanması gerektiğini savunan Özacar, bölgedeki aktörlerin askerî veya siyasi hedef hâline getirilmesinden önce somut tehdit değerlendirmelerinin yapılmasının önemine dikkat çekti.
Özacar, Husilerin Türkiye’nin kaynaklarına yönelik bir tehdit oluşturmadığı ve İsrail ile Yunanistan’la Türkiye karşıtı bir iş birliği içinde bulunmadığı yönündeki görüşlerini dile getirdi. Husilerin bölgesel politikalarını İsrail’e ve ABD’nin bölgedeki etkisine karşı bir tutum çerçevesinde değerlendirdi.
Bu yaklaşım doğrultusunda Özacar, Yemen meselesinin yalnızca askerî güvenlik perspektifinden ele alınmaması, ülkenin tarihsel, siyasi ve toplumsal dinamiklerinin de dikkate alınması gerektiğini savundu.
Yemen’deki Husilerin geçmişine değinen Özacar, hareketin Zeydi kimliği ve bölgedeki siyasi gelişmeler çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Husilerin Yemen merkezi yönetimiyle 2004 yılından itibaren yaşadığı çatışmaların arka planında dini, kültürel ve siyasi etkenlerin bulunduğunu belirten Özacar, bölgedeki sorunların yalnızca dış müdahaleler üzerinden açıklanamayacağını, yerel dinamiklerin de dikkate alınması gerektiğini kaydetti.
Yemen’de kalıcı istikrarın sağlanabilmesi için çatışmaların nedenlerinin doğru analiz edilmesi ve bölgesel aktörlerin diplomatik çözüm süreçlerine katılımının önem taşıdığını dile getirdi.
Özacar, Yemen’in coğrafi konumunun ve Babülmendep Boğazı’nın uluslararası ticaret açısından taşıdığı öneme de dikkat çekti.
Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne bağlayan Babülmendep Boğazı’nın, küresel deniz taşımacılığı ve enerji sevkiyatı açısından önemli bir geçiş noktası olduğunu belirten Özacar, bölgedeki istikrarsızlığın uluslararası ticaret üzerinde ciddi sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.
Hürmüz Boğazı ve Süveyş Kanalı ile birlikte değerlendirildiğinde bu güzergâhların dünya ticaretindeki stratejik rolünün daha net görülebileceğini belirten Özacar, deniz ulaşımının güvenliğinin sağlanmasının bölgesel barışın yanı sıra küresel ekonomik istikrar açısından da önem taşıdığını vurguladı.
Ortadoğu’daki gelişmelerin İslam dünyasında yeni ayrışmalara yol açmaması gerektiğini belirten Özacar, Müslüman ülkeler arasındaki anlaşmazlıkların diyalog yoluyla çözülmesi çağrısında bulundu.
İsrail’in bölgedeki politikalarına yönelik eleştirilerini yineleyen Özacar, Müslüman ülkelerin kendi aralarında çatışmak yerine ortak sorunlara karşı iş birliği geliştirmesi gerektiğini savundu.
Özacar, Türkiye’nin bu süreçte bölgesel aktörler arasında iletişimi güçlendiren, anlaşmazlıkların çözümüne katkıda bulunan ve barışçıl girişimleri destekleyen bir rol üstlenmesinin önemli olduğunu ifade etti.
İslam’ın barış, adalet ve kardeşlik ilkelerine dikkat çeken Özacar, bölge ülkelerinin siyasi ilişkilerini bu değerleri gözeterek şekillendirmesi gerektiğini belirtti.
Müslüman ülkelerin sahip olduğu yer altı ve yer üstü kaynaklarının adil biçimde değerlendirilmesi, ekonomik iş birliğinin geliştirilmesi ve bölgesel istikrarın korunması gerektiğini ifade eden Özacar, kaynakların ve stratejik geçiş yollarının çatışma nedeni olmaktan çıkarılmasının önemine işaret etti.
Özacar, bölgesel sorunların çözümünde askerî güç kullanımının tek seçenek olarak görülmemesi, diplomatik girişimlere ve karşılıklı müzakereye öncelik verilmesi gerektiğini savundu.
Türkiye’nin tarihsel geçmişine ve bölgeyle olan ilişkilerine değinen ESDER Bursa Şube Başkanı İbrahim Özacar, Ankara’nın Ortadoğu’da barışın sağlanması için daha etkin diplomatik girişimlerde bulunması gerektiğini belirtti.
Türkiye’nin geçmişte uzun yıllar boyunca farklı toplulukların bir arada yaşadığı geniş bir coğrafyayla tarihsel bağlar kurduğunu hatırlatan Özacar, bu birikimin günümüzde çatışmaların azaltılması ve bölgesel uzlaşmanın geliştirilmesi için değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Özacar, Ortadoğu’da kalıcı barışın sağlanmasının yalnızca askerî ve siyasi kararlarla değil; karşılıklı güvenin tesis edilmesi, ekonomik iş birliğinin artırılması ve ülkeler arasındaki anlaşmazlıkların diplomasi yoluyla çözülmesiyle mümkün olabileceğini dile getirdi.
ESDER Bursa Şube Başkanı İbrahim Özacar’ın açıklaması, Ortadoğu’daki gelişmeler karşısında Türkiye’nin nasıl bir rol üstlenmesi gerektiğine ilişkin değerlendirmeleri ve Müslüman ülkeler arasında çatışma yerine diplomasiye dayalı bir iş birliği oluşturulması yönündeki çağrısıyla öne çıktı.
İYİ Parti Orhangazi İlçe Başkanı Bülent Bakış, kaynaştırma eğitimi alan öğrencilerin velilerinin okul çevresinde soğuk ve yağışlı havalarda dışarıda beklemek zorunda kaldığını belirterek okullarda kapalı bekleme alanı oluşturulması çağrısında bulundu. Bakış, okul güvenliğinin korunurken velilerin ihtiyaçlarının da gözetilmesi gerektiğini ifade etti.
Bursa’nın Orhangazi ilçesinde kaynaştırma eğitimi alan öğrencilerin velilerinin yaşadığı bekleme sorunu gündeme geldi. İYİ Parti Orhangazi İlçe Başkanı Bülent Bakış, kendilerine ulaşan veli şikâyetlerine ilişkin yaptığı açıklamada, çocuklarının ihtiyaç duyduğu anda yanlarında olabilmek isteyen ailelerin okul çevresinde beklemek zorunda kaldığını dile getirdi.
Velilerin özellikle soğuk ve yağışlı havalarda dışarıda beklemesinin güçlük oluşturduğuna dikkat çeken Bakış, ailelerin bu bekleyişi kendi tercihleriyle değil, çocuklarının ihtiyaçlarına cevap verebilmek amacıyla sürdürdüğünü belirtti.
Kaynaştırma eğitimi alan öğrencilerin ailelerinin yaşadığı soruna dikkat çeken Bülent Bakış, velilerin çocuklarına gerektiğinde destek olabilmek için okul yakınlarında hazır bulunmak zorunda kaldığını ifade etti.

Bakış, ailelerin okul çevresinde beklemesinin bir keyfiyet olmadığını vurgulayarak çocuklarının kendilerine ihtiyaç duyduğu anda ulaşılabilir olmayı amaçladıklarını belirtti. Özellikle olumsuz hava koşullarında dışarıda beklemenin aileler açısından zorlayıcı olduğuna işaret etti.
Bülent Bakış, çözüm önerisi olarak kaynaştırma öğrencilerinin eğitim gördüğü okullarda, okul yönetiminin izniyle ve ihtiyaç hâlinde çağrılmaları durumunda velilerin kullanabileceği kapalı bekleme alanları oluşturulmasını istedi.
Önerinin hem okul güvenliğini korumayı hem de velilerin yaşadığı mağduriyeti azaltmayı amaçladığını belirten Bakış, okul yönetimlerinin kontrolünde düzenlenecek bir alanın ailelerin ihtiyaçlarına cevap verebileceğini ifade etti.
Velilerin taleplerinin ayrıcalık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Bakış, kaynaştırma eğitimi alan öğrencilerin ailelerinin ihtiyaçlarının dikkate alınması çağrısında bulundu.
Okullarda güvenlik kurallarının korunmasının önemine dikkat çeken Bakış, bu kurallarla velilerin ihtiyaçlarının birlikte gözetilebileceği bir çözüm geliştirilmesini istedi.
Bülent Bakış’ın açıklamasıyla yeniden gündeme gelen konu, kaynaştırma eğitimi alan öğrencilerin eğitim sürecinde ailelerin ihtiyaçlarının da dikkate alınması ve okul yönetimleri tarafından uygulanabilir çözümler geliştirilmesi gerekliliğine işaret ediyor.
Anadolu Şehit Aileleri Gazileri ve Güvenlik Korucuları Vakfı (AŞAV) Bursa Şubesi, şehit ailelerinin, gazilerin ve güvenlik korucularının evlatları ile ihtiyaç sahibi ailelerin çocuklarına yönelik eğitim desteklerini sürdürüyor. Her eğitim öğretim yılında 10 ay boyunca 200 üniversite öğrencisine düzenli burs sağlayan vakıf, ekim ayı burslarını da öğrencilerin hesaplarına yatırdı. AŞAV Bursa Şube Başkanı Mehmet Akar, eğitimden sosyal yardımlara uzanan çalışmalarla dayanışma kültürünü güçlendirmeyi hedeflediklerini belirtti.
Aralık 2024’te kurulan Anadolu Şehit Aileleri Gazileri ve Güvenlik Korucuları Vakfı, eğitim alanındaki desteklerini ve sosyal yardım çalışmalarını sürdürüyor. Vakıf, özellikle eğitim hayatını devam ettiren gençlerin ekonomik yükünü hafifletmek, eğitim fırsatlarına erişimlerini desteklemek ve ihtiyaç sahibi ailelere katkı sağlamak amacıyla çeşitli faaliyetler yürütüyor.
Bu kapsamda AŞAV, her eğitim öğretim yılında eylül-haziran aylarını kapsayan 10 aylık dönemde toplam 200 üniversite öğrencisine düzenli burs veriyor. Burs programı; şehitlerin, gazilerin ve güvenlik korucularının üniversitede öğrenim gören çocukları ile ihtiyaç sahibi ailelerin çocuklarını kapsıyor.
Öğrencilerin eğitim giderlerine katkı sunmayı amaçlayan vakıf, ekim ayı burs ödemelerini de bugün itibarıyla öğrencilerin hesaplarına yatırdı. Düzenli burs desteğiyle gençlerin eğitim süreçlerine katkıda bulunulması ve ailelerin ekonomik açıdan desteklenmesi hedefleniyor.
AŞAV’ın faaliyetleri yalnızca burs desteğiyle sınırlı kalmıyor. Vakıf, eğitim alanındaki çalışmalarının yanı sıra ihtiyaç sahibi ailelere ve öğrencilere yönelik farklı yardım faaliyetleri de gerçekleştiriyor.
Öğrencilerin ihtiyaçlarına göre kırtasiye, eğitim materyali ve kıyafet destekleri sunulurken, ihtiyaç sahibi ailelere yönelik gıda yardımları ve kurban destekleriyle de dayanışma sağlanıyor. Bu çalışmalarla hem öğrencilerin eğitim hayatlarının desteklenmesi hem de ailelerin temel ihtiyaçlarının karşılanmasına katkıda bulunulması amaçlanıyor.
Vakıf, sosyal yardımlarını gerçekleştirirken toplumsal dayanışmanın önemine dikkat çekiyor ve hayırseverlerin katkılarıyla daha fazla ihtiyaç sahibine ulaşmayı hedefliyor.
AŞAV’ın önem verdiği çalışma alanlarından biri de şehitlerin hatıralarının yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılması. Bu doğrultuda aziz şehitlerin isimlerini taşıyan kütüphaneler ve etüt merkezleriyle eğitim alanında kalıcı değerler oluşturulması amaçlanıyor.
Vakıf ayrıca şehit aileleri ve gazilere yönelik gezi ve buluşmalar düzenleyerek sosyal dayanışmayı güçlendirmeye yönelik faaliyetlerde bulunuyor. Bu buluşmaların, aileler arasındaki iletişimin geliştirilmesine ve toplumsal birlikteliğin pekiştirilmesine katkı sunması hedefleniyor.
Şehit aileleri, gaziler ve güvenlik korucularının ailelerine yönelik çalışmalar, vakfın kuruluş amaçları doğrultusunda sürdürdüğü faaliyetler arasında yer alıyor.
AŞAV, yürüttüğü faaliyetlerde şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerini esas aldığını belirtiyor. Vakfa emanet edilen bağışların sorumluluk bilinciyle değerlendirilmesi ve ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması, çalışmaların temel unsurları arasında gösteriliyor.

Vakıf bünyesinde görev alan yönetim kurulu üyeleri, şube başkanları, onursal üyeler ve gönüllüler, yardım çalışmalarının yürütülmesine katkı sağlıyor. Hayırsever iş insanlarının desteği de eğitim ve sosyal yardım faaliyetlerinin devamlılığı açısından önem taşıyor.
AŞAV Bursa Şube Başkanı Mehmet Akar, vakfın burs ve sosyal yardım çalışmalarına katkı sunan tüm kişi ve kuruluşlara teşekkür ederek eğitim desteğinin yalnızca maddi bir yardım olmadığını, aynı zamanda gençlerin geleceğine duyulan güvenin bir göstergesi olduğunu vurguladı.
Akar, burs desteğinin öğrencilerin omuzlarındaki yükü hafifletmeyi ve kendilerini eğitim hayatlarında yalnız hissetmemelerini sağlamayı amaçladığını ifade etti. Bağışların arkasında hayırseverlerin emeği, desteğin karşısında ise geleceğini kurmaya çalışan öğrencilerin umutları bulunduğuna dikkat çekti.
Vakıf çalışmalarına katkı sağlayan yönetim kurulu üyelerine, şube başkanlarına, onursal üyelere, gönüllülere ve hayırsever iş insanlarına teşekkür eden Akar, toplumsal dayanışmanın güçlenmesinde her katkının önemli olduğunu belirtti.
Akar, daha fazla öğrenciye ulaşmak ve ihtiyaç sahibi ailelere destek olmak için dayanışmanın sürdürülmesi gerektiğine işaret etti.
AŞAV Bursa Şubesi, eğitim bursları ve sosyal yardım faaliyetleriyle daha fazla öğrenciye ve ihtiyaç sahibi aileye ulaşmayı amaçlıyor. Vakıf, hayırseverlerin desteğiyle çalışmalarını geliştirerek eğitimde fırsatların desteklenmesine ve toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesine katkı sunmayı hedefliyor.
AŞAV Bursa Şube Başkanı Mehmet Akar’ın öncülüğünde sürdürülen çalışmaların temelinde, hiçbir öğrencinin ekonomik imkânsızlıklar nedeniyle hayallerinden vazgeçmemesi ve ihtiyaç sahibi ailelerin kendilerini yalnız hissetmemesi anlayışı bulunuyor.
Vakıf, eğitimden sosyal yardımlara uzanan faaliyetleriyle iyiliğin yaygınlaşmasına katkıda bulunmayı ve gelecek nesiller için daha güçlü bir dayanışma ortamı oluşturmayı amaçlıyor.
Görüntü yönetmeni Fırat Yıldırım, ABD merkezli Phantom MK-1 projesi üzerinden insansı robotların geleceğini değerlendirdi. Savaş teknolojilerinde yapay zekânın giderek daha fazla rol üstlenebileceğine dikkat çeken Yıldırım, Türkiye’nin robotik sistemlere yönelik yatırımlarını artırması gerektiğini söyledi. Yıldırım’a göre bu teknolojilerin asıl hedeflerinden biri de afetlerde ve arama kurtarma çalışmalarında insan hayatını kurtarmak olmalı.
Bilim kurgu filmlerinde yıllardır karşımıza çıkan insansı makineler, robotik ve yapay zekâ alanındaki gelişmelerle yeniden gündemde. Bir zamanlar yalnızca sinema perdesinde gördüğümüz savaş robotları, bugün savunma sanayisinde yürütülen çalışmaların da bir parçası. Bu gelişmeler, gelecekte savaşların nasıl yürütüleceği ve yapay zekânın hangi kararları verebileceği konusunda yeni tartışmaları beraberinde getiriyor.
Görüntü yönetmeni Fırat Yıldırım da özellikle askerî amaçlarla geliştirilen insansı robotların geleceğine dikkat çekiyor. Sinemanın yıllar önce hayal ettiği bazı teknolojilerin artık gerçek dünyada karşılık bulmaya başladığını belirten Yıldırım, insan ile makine arasındaki ilişkinin yeni bir döneme girdiğini ifade ediyor.
Yıldırım, ABD merkezli Phantom MK-1 projesini değerlendirirken bilim kurgu ile gerçeklik arasındaki mesafenin giderek daraldığını söylüyor.
Geçmişte yalnızca filmlerde gördüğümüz, yorulmayan ve tehlikeli görevler için tasarlanan makinelerin bugün mühendislik çalışmalarının konusu hâline geldiğini belirten Yıldırım, bu dönüşümü şu sözlerle anlatıyor:
“Bir zamanlar sinema salonlarında izlediğimiz Terminatör filmlerinde, insanlığın karşısına çıkan makineleri hayal ürünü olarak görüyorduk. Metalden yapılmış, yorulmayan, korkmayan ve savaşmak için tasarlanmış makineler… O günlerde bunlar bilim kurguydu.”
Yıldırım’a göre bugün asıl üzerinde durulması gereken konu, bu teknolojilerin ne kadar geliştiği kadar gelecekte hangi amaçlarla kullanılacağı.
Phantom MK-1’in Ukrayna’daki savaş koşullarında test edildiğine ilişkin haberleri değerlendiren Yıldırım, insansı robotların gelecekte keşif, lojistik destek ve tehlikeli görevlerde kullanılabileceğini belirtiyor.
Yaklaşık 1,80 metre boyunda ve 80 kilogram ağırlığında olduğu ifade edilen robotun kamera, sensör ve yapay zekâ destekli sistemlerle geliştirildiği aktarılıyor. Bu tür teknolojilerin yaygınlaşması, askerî operasyonlarda insan gücünün kullanımını da değiştirebilir.
Ancak Yıldırım, mevcut robotik sistemleri filmlerdeki gibi kendi başına hareket eden ve bağımsız kararlar alan savaş makineleriyle bir tutmamak gerektiğine dikkat çekiyor. Özellikle ölümcül kararların insan müdahalesi olmadan alınabildiği yönündeki iddiaların somut verilerle değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Yıldırım’a göre yapay zekâ ve robotik alanındaki gelişmeleri yalnızca bugünkü kullanım alanları üzerinden değerlendirmek yeterli değil. Bu sistemlerin gelecekte hangi yeteneklere ulaşabileceği, beraberinde güvenlik ve etik tartışmalarını da getiriyor.
“Asıl mesele zaten bugün ne yaptığı değil, yarın ne yapabileceği” diyen Yıldırım, insansı robotların savaş alanlarında daha fazla kullanılmasının askerî stratejilerde önemli değişikliklere yol açabileceğini ifade ediyor.
Bu noktada en önemli sorulardan biri de savaş sırasında alınan kararların ne ölçüde insan kontrolünde kalacağı. Yapay zekâ destekli sistemlerin gelişmesiyle birlikte, insan denetiminin sınırları ve sorumluluğun kimde olacağı gibi konuların daha fazla tartışılması bekleniyor.
Türkiye’nin insansız hava araçları alanında geliştirdiği teknolojilere değinen Yıldırım, benzer bir birikimin kara robotları ve yapay zekâ destekli sistemlerde de oluşturulması gerektiğini düşünüyor.
Robotik teknolojilerin gelecekte savunma sanayisinin önemli başlıklarından biri hâline gelebileceğini belirten Yıldırım, Türkiye’nin bu alandaki gelişmeleri yalnızca takip etmekle yetinmemesi gerektiğini söylüyor.
Yerli mühendislik çalışmalarının desteklenmesi, yapay zekâ araştırmalarına yatırım yapılması ve robotik sistemlerin geliştirilmesi gerektiğine dikkat çeken Yıldırım, teknolojik dönüşümün dışında kalmamanın önemini vurguluyor.
Yıldırım’ın üzerinde durduğu bir diğer konu ise robotik teknolojilerin yalnızca askerî amaçlarla sınırlı kalmaması.
Özellikle deprem riski taşıyan Türkiye’de insansı robotların arama kurtarma çalışmalarında önemli görevler üstlenebileceğini belirten Yıldırım, insanların ulaşmakta zorlandığı tehlikeli alanlarda bu sistemlerden yararlanılabileceğini ifade ediyor.
Enkaz altında yaşam belirtisi aranması, gaz kaçaklarının tespit edilmesi, tehlikeli bölgelere malzeme taşınması ve kurtarma ekiplerine destek verilmesi, robotik teknolojilerin kullanılabileceği alanlar arasında yer alıyor.
Yıldırım’a göre bu tür uygulamalar, teknolojinin insan hayatına doğrudan katkı sağlayabileceği örnekler arasında. Robotların yalnızca savaş alanlarındaki yetenekleriyle değil, afetlerde ve zorlu koşullarda insanlara nasıl yardımcı olabilecekleriyle de değerlendirilmesi gerekiyor.
Yapay zekâ ve robotik sistemlerin yalnızca mühendisliği değil, sinemayı ve günlük yaşamı da dönüştürdüğünü belirten Yıldırım, bu gelişmelerin farklı yönleriyle ele alınması gerektiğini söylüyor.
Terminatör filmlerinde anlatılan dünyanın henüz gerçeğe dönüşmediğini hatırlatan Yıldırım, buna rağmen geçmişte hayal ürünü olarak görülen bazı teknolojilerin bugün geliştirilmeye başlandığına dikkat çekiyor.
Yıldırım, değerlendirmesini şu sözlerle tamamlıyor:
“Terminatör henüz filmlerdeki gibi gerçek olmadı. Ama Terminatör fikrinin bazı parçaları artık laboratuvarlardan çıkıp gerçek dünyanın içine girmeye başladı. Ve tarihin bize öğrettiği bir şey varsa o da şu: Teknolojik yarış başladığında, kenarda duranlar genellikle yarışın kurallarını belirleyenler olmaz.”
Görüntü yönetmenliği alanındaki çalışmalarıyla tanınan Fırat Yıldırım’ın yeni projeleri de merak konusu.
Sektörde konuşulan iddialara göre Yıldırım’ın, daha önce farklı yapımlarda birlikte çalıştığı yönetmenler Erkan İsa Şen ve Hakan Orhan ile yeniden kamera arkasında buluşabileceği öne sürülüyor.
Üç ismin önümüzdeki dönemde sinema veya belgesel projelerinde bir araya gelebileceği konuşulsa da bu konuda henüz kamuoyuna açıklanmış resmî bir proje bulunmuyor.
Yapay zekâ ve robotik teknolojilerin sinemaya sunduğu yeni olanaklar da giderek daha fazla ilgi görüyor. Yıldırım’ın ilerleyen dönemde bu gelişmelerin görsel anlatım ve sinematografi üzerindeki etkilerini çalışmalarına nasıl yansıtacağı ise merakla bekleniyor.
Yeni Parti Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, Halk TV’ye kayyım atanmasına tepki gösterdi. Kararın basın özgürlüğü ve halkın haber alma hakkı açısından ciddi bir sorun olduğunu savunan Yeşiltaş, “Korkmayın, bu baskı rejimine alışmayın” sözleriyle vatandaşlara çağrıda bulundu.
Yeni Parti Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, Halk TV’ye kayyım atanmasına ilişkin yaptığı açıklamada iktidarı eleştirdi. Kararın yalnızca bir medya kuruluşunu ilgilendirmediğini belirten Yeşiltaş, yaşananların özgür basına ve vatandaşların haber alma hakkına yönelik bir müdahale olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Türkiye’de demokrasi ve basın özgürlüğü açısından kaygı verici gelişmeler yaşandığını ifade eden Yeşiltaş, siyasi davalara, basına yönelik baskılara ve kayyım uygulamalarına tepki gösterdi. Kararın zamanlamasına da dikkat çeken Yeşiltaş, Ekrem İmamoğlu’nun yargı sürecinden fon krizine ve Yemen’e asker gönderilmesi tartışmalarına kadar gündemdeki çeşitli konulara değinerek iktidarın kamuoyunun dikkatini başka yönlere çekmeye çalıştığını öne sürdü.
Halk TV’ye kayyım atanmasının muhalif sesleri susturmaya yönelik bir adım olduğunu savunan Yeşiltaş, özellikle seçim dönemlerinde özgür basının önemine dikkat çekti. Vatandaşların doğru ve bağımsız habere ulaşabilmesinin demokratik bir toplumun vazgeçilmez unsurlarından biri olduğunu vurguladı.
Yeşiltaş, açıklamasında “Özgür basın sansüre boyun eğmez. Gerçekler hapsedilemez” ifadelerini kullandı. Yeni Parti olarak Halk TV’nin, basın emekçilerinin ve özgür basından yana olanların yanında durmaya devam edeceklerini belirten Yeşiltaş, demokrasi mücadelesinden geri adım atmayacaklarını söyledi.
Halk TV’ye kayyım atanmasının zamanlamasını da eleştiren Yeşiltaş, kararın Ekrem İmamoğlu’nun savunmasının başladığı gün alınmasına dikkat çekti. Bu gelişmenin siyasi davalar ve toplumun haber alma hakkı çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
Açıklamasında fon krizine ve Mehmetçiğin Yemen’e gönderilmesi tartışmalarına da değinen Yeşiltaş, bu konuların kamuoyunda yeterince tartışılmasının önüne geçilmeye çalışıldığını iddia etti. Yurt dışına asker gönderilmesi ve uluslararası anlaşmalarla ilgili süreçlerde anayasal gerekliliklerin göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade etti.
Demokrasi ve özgürlükleri savunmaya devam edeceklerini belirten Yeşiltaş, Türkiye’nin 81 ilinde farklı siyasi görüşlerden yurttaşlarla birlikte mücadele edeceklerini söyledi. Yargı, kolluk kuvvetleri ve kayyım uygulamaları üzerinden toplumun susturulamayacağını dile getiren Yeşiltaş, vatandaşlara da seslendi.
Yeni Parti olarak haksızlıklara karşı durmayı ve sesi duyulmamaya çalışılan kesimlerin yanında olmayı sürdüreceklerini belirten Yeşiltaş, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
“Korkmayın! Bu baskı rejimine alışmayın! Seçimle gelip seçimle gidecek bir partinin hayatınıza bu kadar müdahale etmesine izin vermeyin!”
Yeşiltaş, açıklamasını “Türkiye susmayacak, millet susmayacak” sözleriyle bitirdi.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.