08 Haziran 2026 Pazartesi
MADALYONUN DİĞER YÜZÜ: KAMUDA BİR UMUT, BİR ÖRNEK...
Uzun Bir Aradan Sonra!!
Eski Hastane Yolu, Şahin Tepesi ve Santral Yolu'nda Toz, Çukur ve Güvenlik Tepkisi
Zaman ayarlı ‘AHMAK’ davası…
İmar ve Yapı Kayıt Mağdurlarından Ankara’da Ses Getiren Buluşma
İmar Yasası’ndan kaynaklanan mağduriyetler yaşayan vatandaşları temsil eden İmar Yasasına Takılanlar Derneği, Yapı Kayıt Mağdurları ve Hobi Bahçesi Mağdurları, Ankara’da bir araya gelerek yaşadıkları sorunları kamuoyuna duyurdu.

Düzenlenen basın açıklamasının ardından grup, Saadet Partisi Ankara İl Başkan Yardımcısı Emre Aygünoğlu’nun daveti üzerine Saadet Partisi Genel Merkezi’ni ziyaret etti. Heyet, Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Musa Öztürk ile gerçekleştirdiği görüşmede, uzun süredir çözüm bekleyen mağduriyetleri ayrıntılarıyla aktardı.

Görüşmede, İmar Yasasına Takılanlar Derneği Başkanı İbrahim Hacıoğlu ile Kooperatif Başkanı Ersin Yücan, özellikle kamuoyunda yanlış anlaşıldığını ifade ettikleri hobi bahçeleri ve yapı kayıt belgeleriyle ilgili yaşanan sorunları örnekleriyle anlattı. Heyet, milyonlarca vatandaşın mağduriyet yaşadığını belirterek çözüm taleplerini dile getirdi.
Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Musa Öztürk ise vatandaşların yaşadığı sorunları yakından takip edeceklerini belirterek, Saadet Partisi olarak söz konusu mağduriyetlerin hem Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde hem de kamuoyu nezdinde gündeme taşınması için gerekli çalışmaları yürüteceklerini ifade etti.
Toplantı, tarafların çözüm önerileri ve izlenecek süreçlere ilişkin görüş alışverişinde bulunmasının ardından sona erdi.
İnsan ilişkilerinde en çok karıştırılan iki kavram vardır: saygı ve sevgi.
Oysa biri bir zorunluluk, diğeri bir seçimdir. Belki de en sade ama en çok göz ardı edilen gerçek tam da burada gizlidir: “Saygıda mecbur, sevgide özgürsünüz.”
Bu cümle kısa görünür; fakat içinde uzun bir hayat tecrübesi taşır. Çünkü insan ilişkilerinin omurgasını oluşturan şey, duygulardan önce gelen bu ayrımdır.
Saygı, insan olmanın temel zemindir. Bir yapının tuğlası gibidir; eksik olduğunda hiçbir ilişki ayakta kalmaz. Sevgi ise o yapının içini ısıtan unsurdur. Varlığı güzeldir ama yokluğu yapıyı hemen yıkmaz. Çünkü sevgi gönülle ilgilidir; zorla var edilemez, dayatmayla sürdürülemez.
Bu yüzden insan herkesi sevmek zorunda değildir. Hayatın doğası buna zaten izin vermez. Fikirler ayrılır, yollar ayrışır, karakterler çelişir. Bazen aynı cümlede bile buluşamaz insanlar. Ancak tüm bu farklılıklar, karşımızdaki insanın “insan olma hâline” duyulması gereken saygıyı ortadan kaldırmaz.
Saygı, kişiye göre değişmez; varoluşa yöneliktir. Birini sevmemek mümkündür, hatta çoğu zaman doğaldır. Ama bu durum, onu yok saymayı, küçümsemeyi ya da incitmeyi haklı çıkarmaz. Çünkü saygı ortadan kalktığında geriye fikir ayrılığı değil, kırılma kalır.
Sevgi olmadığında mesafe oluşur; insanlar uzaklaşır. Fakat saygı kaybolduğunda ilişkiler yalnızca uzaklaşmaz, aynı zamanda zarar görür. Dil sertleşir, üslup bozulur, insanın insana bakışı değişir. En önemlisi de kalpte onarılması güç izler bırakır.
İnsan bazen sevgiyi kaybeder ve bununla yaşamayı öğrenir. Ama saygının yokluğu, geride sadece bir boşluk değil, çoğu zaman derin bir incinmişlik bırakır. Bu nedenle olgunluk, herkesi sevmek değil; sevmese bile incitmemeyi başarabilmektir.
Belki de hayatın en zor sınavı burada başlar: Sevmediğin bir insana bile insan gibi davranabilmek.
İşte karakterin asıl ölçüsü tam da budur. Çünkü sevgi kalbin işidir, saygı ise iradenin.
Kurban Bayramı yaklaşırken şehirlerde farklı bir hareketlilik başlar. Bir yanda yolculuk hazırlıkları, tatil planları ve buluşma heyecanı; diğer yanda ise manevi bir arınma, paylaşma ve ibadet bilinci… Bu iki hâl, bayramın anlamı üzerine düşündürür: Kurban Bayramı sadece bir tatil mi, yoksa derin bir ibadet zamanı mı?
Aslında Kurban Bayramı, İslam geleneğinde Hz. İbrahim’in teslimiyetini ve Allah’a olan bağlılığını hatırlatan önemli bir ibadettir. Kurban kesmek, yalnızca bir hayvanın kesilmesi değil; paylaşmanın, fedakârlığın ve yardımlaşmanın sembolüdür. İhtiyaç sahiplerinin gözetilmesi, akraba ve komşuların ziyaret edilmesi bu ibadetin toplumsal yönünü güçlendirir. Bu yönüyle bayram, bireyin sadece kendisi için değil, başkaları için de sorumluluk hissettiği bir zaman dilimidir.
Öte yandan günümüzde bayramlar, özellikle uzun tatil fırsatlarıyla birlikte, dinlenme ve seyahat zamanı olarak da görülmektedir. İnsanlar yoğun iş ve okul temposundan uzaklaşmak, aileleriyle vakit geçirmek veya farklı yerlere gitmek için bu günleri değerlendirir. Bu da bayramın “tatil” yönünü ortaya çıkarır.
Ancak burada önemli bir soru ortaya çıkar: Tatil ve ibadet birbirine zıt mıdır? Aslında hayır. Kurban Bayramı, hem dinlenmeyi hem de ibadeti içinde barındırabilir. Önemli olan, tatilin manevi anlamı gölgelememesidir. Bir ziyaret, bir gönül alma, bir paylaşım anı; bazen en derin ibadet kadar kıymetli olabilir.
Sonuç olarak Kurban Bayramı, sadece boş zaman geçirilen bir tatil değil; aynı zamanda anlamı derin bir ibadet ve toplumsal dayanışma zamanıdır. İnsan, bu günleri nasıl değerlendirdiğiyle bayramın ruhunu belirler. Bayramı sadece dinlenme fırsatı olarak görmek onu eksiltir; ama hem dinlenip hem de paylaşarak yaşamak, onu gerçek anlamına yaklaştırır.
İnsan dünyaya gözlerini açtığı ilk andan itibaren bir sevginin içine doğar. Bu sevginin adı annedir. Anne; merhametin, fedakârlığın ve karşılıksız sevginin en güzel temsilidir.
Bu yüzden “Cennet anaların ayakları altındadır” sözü, yalnızca bir cümle değil; insanlığın anneye duyduğu saygının ve minnetin en anlamlı ifadesidir. Çünkü anne, evladının hayatındaki ilk öğretmen, ilk dost ve ilk sığınaktır. İnsan büyüyüp hayatın karmaşasına karışsa da annesinin sesi her zaman içini huzurla doldurur.
Bir çocuk daha konuşmayı öğrenmeden annesinin sevgisini hisseder. Düştüğünde onu kaldıran, korktuğunda sarılan, hastalandığında sabaha kadar başında bekleyen kişidir anne. Kendi yorgunluğunu unutup evladının mutluluğu için yaşayan bir kalptir. Bir annenin sevgisi çoğu zaman sessizdir; gösterişten uzak ama çok derindir. O, evladının yüzündeki küçücük bir tebessüm için bütün sıkıntılara göğüs gerebilir. İşte bu nedenle annelik, dünyadaki en kutsal ve en zor görevlerden biridir.
Günümüzde insanlar hayat telaşı içinde birçok değeri fark etmeden tüketiyor. İş, okul, para kazanma kaygısı ve günlük koşuşturmalar bazen insanı en yakınındakilerden bile uzaklaştırabiliyor. Oysa eve döndüğümüzde bizi içtenlikle düşünen, iyi olup olmadığımızı merak eden ilk kişi çoğu zaman annemizdir. Bir anne için evladının yaşı hiç büyümez. Saçlarına aklar düşse bile çocuğunu hâlâ korumak ister. Çünkü annelik, ömür boyu süren bir sevgidir.
Her yıl kutlanan Anneler Günü, annelerimize olan sevgimizi göstermek için güzel bir fırsattır. İnsanlar bugünlerde çiçekler alır, hediyeler verir ve güzel sözler söyler. Elbette bunlar çok kıymetlidir. Ancak annelere duyulan sevgi ve saygı yalnızca bir güne sığdırılmamalıdır. Çünkü anne, sadece belirli bir gün hatırlanacak biri değildir. O, yılın her günü değer görmeyi hak eder. Bir annenin asıl istediği şey pahalı hediyeler değil; evladının sevgisini hissetmek, saygısını görmek ve gönlünde yer bulmaktır.
Bazen anneler sessizce yorulur. Kimseye belli etmeden dertlerini içine atar, sırf evladının huzuru bozulmasın diye sıkıntılarını gizler. Çoğu zaman sofradaki en güzel lokmayı çocuğuna bırakır, kendi ihtiyaçlarını erteler. Anne sevgisi böylesine fedakârdır. İnsan büyüdükçe ve hayatın zorluklarıyla karşılaştıkça annesinin yaptığı fedakârlıkları daha iyi anlamaya başlar. Çünkü anne olmak; sadece bir çocuğu büyütmek değil, aynı zamanda onun derdiyle dertlenmek, geleceği için kaygılanmak ve her koşulda yanında olmaktır.
Ne yazık ki bazı insanlar annelerinin kıymetini onları kaybettikten sonra anlar. Oysa hayattayken edilen bir güzel söz, içten bir sarılış veya birlikte geçirilen kısa bir zaman bile bir annenin kalbinde tarifsiz mutluluklar bırakır. Bu yüzden annelerimize sevgimizi göstermek için özel günleri beklememeliyiz. Bazen bir telefon açmak, bazen hâlini hatırını sormak, bazen de sadece yanında oturup sohbet etmek bile onların dünyasını güzelleştirmeye yeter.
Anneye saygı göstermek aynı zamanda insanlığa saygı göstermektir. Çünkü merhametli bireyler yetiştirenler annelerdir. Toplumun temelini oluşturan sevgi, sabır ve vicdan duyguları önce anne kucağında öğrenilir. Bir toplum annelerine ne kadar değer verirse, geleceği de o kadar güçlü olur. Çünkü anneler sadece çocuk büyütmez; aynı zamanda bir neslin karakterini şekillendirir.
Bugün sahip olduğumuz birçok güzel alışkanlığın, öğrendiğimiz değerlerin temelinde annelerimizin emeği vardır. İlk duaları onlardan öğreniriz, ilk iyiliği onların davranışlarında görürüz. Dünyada herkes sırtını döndüğünde bile bir annenin kalbinde evladına karşı sevgi eksilmez. Bu nedenle anne sevgisi, insanın hayatta sahip olabileceği en büyük zenginliklerden biridir.
Sonuç olarak, anneler sadece bir gün değil her gün hatırlanmalı, sevilmeli ve değer görmelidir. Çünkü onların emeği hiçbir zaman ödenemez. Bir çiçek birkaç gün içinde solar; fakat anneye gösterilen sevgi ve saygı onun kalbinde ömür boyu yaşar. Unutulmamalıdır ki insan, annesinin duası kadar huzurlu; sevgisi kadar güçlüdür. Ve dünyadaki en sıcak yuva, her zaman bir annenin kalbidir.
Özel gereksinimli bireylerin hayatın her alanında yer almalarına dönük çalışmalarını sürdüren Bursa Büyükşehir Belediyesi, anlamlı bir etkinliğe daha imza attı.
Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Engelli hizmetleri Şube Müdürlüğü tarafından işitme engelli bireylerin sanat, kültür ve hayvan hakları alanlarındaki toplumsal farkındalığını güçlendirecek yaklaşımlar, ‘Dayanışma Konferansı’ ile ele alındı. Atatürk Kültür Merkezi Merinos Yerleşkesi’nde düzenlenen programa, Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba’ya vekâleten Kevser Öztürk, Büyükşehir Belediyesi yöneticileri, dernek ve federasyon başkan ve temsilcileri, akademisyenler ve vatandaşlar katılım gösterdi.

Programda, Sağır Hayvanseverler Derneği Başkanı Merve Mert, Bursa İşitme Engelliler Derneği Başkanı Şener Baş ve Türkiye Sağırlar Milli Federasyonu Başkanı Bülent Tekin, işitme engelli bireylerin ve hayvanların toplumsal hayatta karşılaştıkları sorunlara dikkat çekip çözüm önerilerini paylaştı. Oyuncu Özge Kalyalar’ın görsel gösterimi ve Mahmud Safarov’un stand-up gösterisiyle program farklı bir boyut kazanırken, İşitme Engelliler Birliktelik Derneği Başkanı Dr. Burak Uyanık ile Uluslararası Sağırlar İnsani Yardım Platformu Temsilcisi Muhammed İkbal Yıldız da yaptıkları konuşmalarda dayanışmanın ve toplumsal farkındalığın önemine vurgu yaptı. Ayrıca, ‘Unutulmaz 5 Hikaye’ başlığı altında gerçekleştirilen tanıklı paylaşımlar, katılımcılar üzerinde güçlü bir etki bıraktı.

“HER VATANDAŞIN HAYATINA DOKUNMAK VE ÇÖZÜM ÜRTETMEK ÖNCELİĞİMİZ”
Programda konuşan Başkan Vekili Kevser Öztürk, özel gereksinimli vatandaşların toplumdaki yerini güçlendirmek, farkındalığı artırmak ve hayvan hakları konusundaki duyarlılığı geliştirmek için bir araya geldiklerini belirtti. Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin hizmet anlayışının merkezinde, her vatandaşın hayatına dokunmak ve sorunlarına çözüm üretmek olduğunu söyleyen Başkan Vekili Öztürk, “Özel gereksinimli bireylerin tolumun her alanında yer almaları asli görevimizdir. Düzenlediğimiz konferansla, dinleyip anlayabilmek ve empati kurabilmek gayesindeyiz. Önemli bir konumuz da hayvan hakları. Son yıllarda hayvan hakları konusundaki toplumsal duyarlılığın artmış olması bizim için sevindirici. Farkındalığı artıracak çalışmaların öncüsü olmaya devam etmemiz gerekiyor. İnancımızın temelinde merhamet var. Bu mantıkla hareket edip desteklerimizi artırarak sürdürecek, engelleri hep birlikte aşacağız” dedi.
Program, sertifika takdimi ve plaket sunumunun ardından sona erdi.