• https://www.langdonparkatwestcovina.com/
  • Mbokslot
  • https://ppm-rekrutmen.com/pkwtbi2024/
  • http://103.206.170.246:8080/visi/
  • https://ejeutap.edu.co/preguntas-frecuentes
  • https://slotplus777mantap.com/
  • https://siakad.stkippgri-bkl.ac.id/pengumuman
  • https://traghettionline.net/agenzia
  • https://pmb.stkippgri-bkl.ac.id/info-prodi
  • https://pastiwin777.cfd/
  • mbokslot
  • https://solarcity.vn/mua/
  • https://sindu.id/privacy/
  • https://sptjm.lldikti4.id/storage/
  • https://www.langdonparkatwestcovina.com/floorplans
  • https://silancar.pekalongankota.go.id/newsilancar/
  • https://app.mywork.com.au/login
  • https://parkir.ui.ac.id/
  • https://aeress.org/noticias/
  • https://aimtamagot.social//
  • https://naturf.net/ser-distribuidor/
  • https://ibs.rshs.or.id/operasi.php
  • https://tpfx.co.id/jurnal/
  • Mbokslot
  • http://103.81.246.107:35200/templates/itax/-/mbok/
  • https://alpsmedical.com/alps/
  • https://www.atrium.langdonparkatwestcovina.com/
  • https://elibrary.rac.gov.kh/
  • https://heylink.me/Mbokslot.com/
  • https://sman2situbondo.sch.id/
  • https://www.capitainestudy.fr/quest-ce-que-le-mba/
  • Meryem Bayrak - Güncel Haber 16
    evden eve nakliyat
    DOLAR 44,2207 0.03%
    EURO 51,2516 0.34%
    ALTIN 7.107,56-0,06
    BITCOIN 3270358-0.97509%
    Bursa
    11°

    PARÇALI AZ BULUTLU

    SABAHA KALAN SÜRE

    Meryem Bayrak

    Meryem Bayrak

    12 Mart 2026 Perşembe

    Ramazan’da Tuz Hakkı: Sofranın Sessiz Teşekkürü

    Ramazan’da Tuz Hakkı: Sofranın Sessiz Teşekkürü
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Ramazan ayı, yalnızca açlığın ve susuzluğun sınandığı bir zaman dilimi değildir; aynı zamanda sabrın, paylaşmanın ve incelikli geleneklerin yaşadığı bir mevsimdir. Bu ayın etrafında oluşan kültür, sadece ibadetlerle değil, sofraların etrafında şekillenen küçük ama anlamlı adetlerle de zenginleşir. İşte bu geleneklerden biri de, bugün pek az kişinin hatırladığı ama geçmişte aile ve toplum ilişkilerinde önemli bir yere sahip olan “tuz hakkı” geleneğidir.

    Eski zamanlarda iftar sofraları yalnızca yemek yenilen yerler değildi. O sofralar, bir evin bereketinin, emeğinin ve misafirperverliğinin sergilendiği mekânlardı. Gün boyu oruç tutan insanların iftarı beklediği o akşam saatlerinde mutfaklar büyük bir telaşla çalışır, evin kadınları ve büyükleri sofrayı hazırlamak için saatlerce emek verirdi. Tencereler kaynar, hamurlar açılır, çorbalar karıştırılır, sofralar özenle kurulurdu. İşte bu emeğin karşılığı olarak ortaya çıkan ince bir teşekkür ifadesiydi tuz hakkı.

    “Tuz hakkı” denmesinin sebebi oldukça anlamlıdır. Türk kültüründe tuz, ekmekle birlikte dostluğun ve sadakatin simgesi sayılır. Bir kişinin sofrasında ekmeğini ve tuzunu paylaşmak, onunla kardeşlik bağı kurmak gibidir. Bu yüzden iftar sofrasını hazırlayan kişiye verilen küçük bir hediye ya da para, sembolik olarak “yemeğin tuzunun hakkı” şeklinde ifade edilirdi. Aslında verilen şey büyük bir maddi değer taşımazdı; fakat taşıdığı anlam büyüktü. Bu küçük jest, sofrayı hazırlayan kişinin emeğinin fark edildiğini ve takdir edildiğini gösterirdi.

    Eskiden özellikle evin reisi ya da aile büyükleri, iftar yemeği bittikten sonra sofrayı hazırlayan kişiye tuz hakkı verirdi. Bu bazen bir miktar para olurdu, bazen küçük bir hediye. Çoğu zaman bu, evin hanımına verilirdi; çünkü mutfağın asıl yükünü o taşırdı. Fakat tuz hakkı yalnızca bir ödeme gibi görülmezdi. Bu, daha çok bir teşekkür, bir gönül alma ve emeği kutsama biçimiydi.

    Ramazan ayının ruhu zaten paylaşmak üzerine kuruludur. Sadaka, zekât, fitre gibi ibadetler insanın malını paylaşmasını öğretirken, tuz hakkı geleneği de insanın evindeki emeği görmesini sağlar. Çünkü çoğu zaman sofraya oturan kişi yemeğin arkasındaki zahmeti fark etmeyebilir. Oysa bir çorbanın kaynaması, bir pilavın demlenmesi, bir tatlının hazırlanması saatler süren bir çabanın sonucudur. Tuz hakkı, işte bu görünmeyen emeğin görünür hâle gelmesini sağlar.

    Bu gelenek aynı zamanda aile içindeki sevgi ve saygının da bir göstergesidir. Küçük bir hediye ya da birkaç güzel söz, sofrayı hazırlayan kişinin gönlünü alır. Böylece Ramazan sofrası yalnızca yemeklerin paylaşıldığı bir yer olmaktan çıkar; sevginin ve takdirin de paylaşıldığı bir mekâna dönüşür. Belki de tuz hakkının en değerli tarafı budur: İnsanların birbirinin emeğini fark etmesine vesile olması.

    Günümüzde modern hayatın hızlı akışı içinde bu tür geleneklerin bir kısmı unutulmaya yüz tutmuştur. Artık birçok sofrada yemekler hazır alınabiliyor, mutfakta geçirilen zaman kısalabiliyor. Bu değişim hayatı kolaylaştırsa da bazı inceliklerin yavaş yavaş kaybolmasına neden oluyor. Tuz hakkı geleneği de bu inceliklerden biridir. Oysa bu gelenek, maddi bir alışverişten çok daha fazlasını anlatır. İnsan ilişkilerinde nezaketin, teşekkürün ve emeğe saygının sembolüdür.

    Belki bugün tuz hakkını birebir eski şekliyle yaşatmak mümkün olmayabilir. Ancak onun taşıdığı ruhu yaşatmak hâlâ mümkündür. İftar sofrasını hazırlayan birine içten bir teşekkür etmek, emeğini takdir etmek ya da küçük bir jest yapmak aslında aynı geleneğin modern bir devamıdır. Çünkü gelenekler yalnızca ritüellerden ibaret değildir; onların arkasında yatan değerler yaşadığı sürece varlıklarını sürdürürler.

    Ramazan ayı bize sadece sabretmeyi değil, aynı zamanda şükretmeyi de öğretir. Soframıza gelen nimetin kıymetini bilmek kadar, o nimeti hazırlayan ellerin değerini bilmek de bu şükrün bir parçasıdır. Tuz hakkı geleneği de işte tam olarak bunu hatırlatır: Bir lokmanın ardında görünmeyen emekler vardır ve o emeğe saygı göstermek insan olmanın inceliklerinden biridir.

    Belki de Ramazan’ın en güzel tarafı budur. Küçük görünen ama büyük anlamlar taşıyan geleneklerle insanın kalbini yumuşatması… Tuz hakkı da bu incelikli geleneklerden biri olarak, geçmişten bugüne sofraların sessiz bir teşekkürüdür.

    Devamını Oku

    Gemlikspor Küçük Erkekler namağlup çeyrek finalde

    Gemlikspor Küçük Erkekler namağlup çeyrek finalde
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

     Gemlikspor Küçük Erkekler Basketbol Takımı, dün akşam ilçe spor salonunda konuk ettiği Vita Basketbol Akademi’yi etkili oyunla mağlup ederek çeyrek finale yükseldi.

    Maça kaptan Oktay, Ali, Kayra, Çağrı ve Göktuğ beşlisiyle başlayan temsilcimiz, ilk üç dakikada 11-0’lık bir seriyle öne geçti ve maç boyunca üstünlüğünü koruyarak namağlup çeyrek finale adını yazdırdı.

    Gemlikspor Basketbol Şube Sorumlusu ve tüm takımların antrenörü İbrahim Tokgöz, sezon değerlendirmesinde “Sezonumuz çok şükür iyi geçiyor. U12, U14, U16 ve U18 takımlarımız ciddi başarılar elde ediyor. U18 Genç Erkeklerde namağlup finale çıktık ve sezonu 2. tamamladık. U16 Yıldız Erkekler yenilgisiz yarı finale yükseldi, U14 Küçük Erkekler çeyrek finalde, U12 Minik Erkekler ise grup maçlarına yenilgisiz devam ediyor. Oynadığımız 32 maçın 31’ini kazandık. Gemlik gençliği her şeyin en güzeline layıktır, bu çocuklar bizim çocuklarımızdır” dedi.

    Devamını Oku

    Bakanlık harekete geçti: ‘İyileştiren Hastane’ tedavi süresini kısaltıyor

    Bakanlık harekete geçti: ‘İyileştiren Hastane’ tedavi süresini kısaltıyor
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

     

    Hastane binalarındaki mimari ile yapısal ve tıbbi teknolojik gelişmeler, tedavi süreçlerini kısaltmaya önemli ölçüde etki ediyor. “Sağlık İnşa Eder” mottosuyla faaliyet gösteren Arter İnşaat Kurucu Ortağı Mimar Mustafa Onur Eraydın, literatüre ‘’iyileştiren hastane’’ olarak geçen yapılara ilişkin “Hastalığın ve hastaların niteliklerine göre yeni teşhis ve tedavi teknolojilerinin gelişmesi, yapısal çerçeveyi direkt olarak etkiliyor. Sağlık Bakanlığının yapmakta olduğu akreditasyon çalışmalarının da etkisi ile yapılacak olan hastanelerin ‘İyileştiren hastane’ kapsamında olması kaçınılmaz sonuç olarak günden güne ilerliyor” değerlendirmesinde bulundu.

    Modern hastane binalarının mimarisi ve iç mekân tasarımları, tedavi süreçlerini hızlandıran kritik bir faktör haline geldi. Gelişen tasarım anlayışları, yapısal ve tıbbi teknolojik ilerlemelerle birleşerek, hastaların iyileşme hızına doğrudan etki ediyor. Sektör temsilcileri, Sağlık Bakanlığı’nın akreditasyon çalışmalarıyla birlikte, literatüre “İyileştiren Hastane” olarak giren bu yapıların artık bir standart olacağını belirtiyor.

    “Sağlık inşa eder” mottosuyla faaliyet gösteren Arter İnşaat Kurucu Ortağı Mustafa Onur Eraydın, konuya ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Eraydın, hastalığın ve hastaların değişen niteliklerine göre yeni teşhis ve tedavi teknolojilerinin gelişmesinin, hastane binalarının yapısal çerçevesini doğrudan etkilediğini vurguladı.

    Enfeksiyon ve iyileşme süresi kısalıyor

    “Yoğun bakım ünitesi sendromlara yol açtığını biliyoruz. Ses düzeyinin, narkotik ve sedatif ilaç kullanımını ve dozlarını belirgin biçimde etkilediğini; ses düzeyindeki artışın, kalp atış̧ hızı, stres ve gerginliğin artmasında etkili olduğunu da biliyoruz. Ayrıca güneş̧ alan ve almayan hasta odalarıyla, hastanede kalış̧ süreleri ve ölüm oranları arasında belirgin bir ilişki olduğu ortaya konmuştur. Yani odadaki aydınlık düzeyinin, kalp atış̧ hızı, aktivite düzeyleri ve solunum sayısını etkilediğini biliyoruz” diyen Eraydın, yeni nesil hastane binalarının sadece estetikten ibaret olmadığını, aynı zamanda tedavi sonuçlarını doğrudan iyileştirdiğini belirterek “Sağlık tesislerinde mühendislik hesaplamalar sonucu geliştirilen mekanik ve elektrik sistemler ile, antibakteriyel inşaat malzemeleri kullanılarak, en üst seviyede sterilizasyon sağlanıyor. Bu sayede hastanede enfeksiyona bağlı hastalıklar minimum seviyelere çekilerek antibiyotik tedavi dozları azaltılıyor ve bağışıklık sistemini güçlendiren tıbbi çalışmalarla iyileşme süresi kısaltılıyor” diye konuştu.

    “Hastanın güven duygusunu artırıyor”

    Eraydın sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Üstelik estetik kalite de hastayı rahatlatarak iyileşme hızını etkilediği gibi, hasta yakını ve ziyaretçi psikolojisini de olumlu etkileyerek hastanın güven duygusunu artırıyor. Geleceğin hastane binaları sadece tedavi değil, aynı zamanda hastanın kendi kendine yardımı ve hastalıklardan korunması yönünde eğilim gösterecek. Bu yapılar spor salonları, sosyal hizmet büroları ve toplum için buluşma noktası olabilecek başka işlevleri de içerebilecektir.”

    Bakanlık harekete geçti

    Türkiye’de sağlık binalarının düzeltilmesi ve kalite eşiğinin yükseltilmesi için atılan adımlara da değinen Mustafa Onur Eraydın, şunları kaydetti:

    “Ülkemizde sağlık kuruluşlarının bakım ve yönetim kalitesini iyileştirmek için geliştirilmiş olan standartlar serisini karşılayıp karşılamadıklarını belirlemek amacıyla, yetkili kuruluşlar tarafından değerlendirmeye tabi tutulan bir süreç olarak akreditasyon çalışmaları sürüyor. Sağlık binalarının düzeltilmesi ve kalite eşiğinin yükseltilmesi için Sağlık Bakanlığının bilimsel araştırmalara verdiği önem, üniversitelerle iş birliği içinde bulunması ve ulusal bir akreditasyon programının uygulanmaya başlaması bu gelişmeleri oldukça hızlandırmış durumda.”

    Devamını Oku

    Dünyayı Taşıyan Sessiz Güç

    Dünyayı Taşıyan Sessiz Güç
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Bazı insanlar dünyayı değiştirmek için yüksek sesle konuşur, bazıları ise sessizce dünyayı taşır. Kadınlar çoğu zaman ikinci gruptadır. Tarih kitapları her zaman onların adını yazmasa da, hayatın kendisi onların emeğiyle, sabrıyla ve sevgisiyle yazılmıştır.

    Bir anne düşünün… Bir çocuğun ilk kelimesinde, ilk adımında, ilk düşüşünde ve yeniden ayağa kalkışında hep bir kadının eli vardır. O el bazen bir annenin şefkati, bazen bir öğretmenin sabrı, bazen de bir arkadaşın omzu olur. Kadınlar yalnızca hayat vermez; aynı zamanda hayata anlam da verir.

    Kadın olmak çoğu zaman güçlü olmak demektir. Ama bu güç her zaman sert değildir. Bazen bir tebessümde, bazen sessiz bir fedakârlıkta, bazen de gözyaşlarının ardındaki direnişte saklıdır. Kadınlar kırıldıklarında bile yeniden toparlanmayı bilen, umutlarını en karanlık günlerde bile koruyabilen insanlardır.

    8 Mart yalnızca bir kutlama günü değildir. Bu gün; eşitlik isteyen, hayallerinin peşinden yürüyen, emeğiyle dünyayı güzelleştiren tüm kadınların günüdür. Tarlada çalışan emekçi kadının, laboratuvarda çalışan bilim insanının, evinde ailesi için çabalayan annenin, hayallerini büyüten genç kızın günüdür.

    Belki de dünyayı ayakta tutan en görünmez ama en güçlü bağ, kadınların kalbinde taşıdığı sevgidir. Çünkü sevgi büyüten, iyileştiren ve insanlığı bir arada tutan en büyük güçtür.

    Bugün 8 Mart…
    Bugün; cesaretin, emeğin, sevginin ve umudun günü.
    Bugün; dünyayı güzelleştiren tüm kadınların günü.

    Devamını Oku

    Dua Et ve Bekle

    Dua Et ve Bekle
    1

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Dua et ve bekle. Bu, insanın en kadim, en saf eylemidir.

    Ellerini açıp içinden geçenleri sessizce dile getirdiğinde, sadece bir söz söylemiş olmuyorsun; ruhunun derinliklerine bir kapı aralıyorsun. Çünkü dua, yalnızca kelimelerden ibaret değildir; nefesinle, kalbinle ve tüm varlığınla yapılan bir bağdır.

    Beklemek ise insanın en sabırlı sınavıdır.

    Dua ettin, sesini yükselttin, gözlerini kapattın, içinden “olsun” dedin… Ama duan cevap sessiz kalabilir. İşte o an, insan öğrenir; her şeyin kontrolünün kendinde olmadığını, bazen sadece izlemek, bazen de sabretmek gerektiğini. Beklemek zor, ama bekleyebilmek insanı olgunlaştırır.

     

    Bilinmez ki, gaybın ressamı sırlar perdesinde ne yaptı.

    Belki hayatının parçalarını özenle yerleştirdi; belki sana görünen acılar, aslında gelecekteki bir mutluluğun temel taşlarıdır. Belki de seni sınamak için, henüz zamanı gelmemiş bir armağanı sakladı. İnsan, her şeyi hemen anlamak ister; gözlerinin gördüğü, aklının kavrayabildiğiyle sınırlı kalmak ister. Oysa gaybın ressamı, görünmeyeni de işler. Sırlar perdesinin ardında her fırça darbesi bir sebebe bağlıdır; her renk, her gölge, her boşluk anlam taşır.

     

    Dua etmek, bu bilinmezliğe bir teslimiyettir.

    Bir bakıma “bilinmeyene güven” demektir. Çünkü insan her şeyi planlayamaz, her şeyi çözemez. Sadece var olanla yüzleşebilir, kalbinde umut besleyebilir, nefesini devam ettirebilir. Ve işte bu devam ediş, en büyük direnci, en derin inancı, en sessiz gücü taşır içinde.

    Beklemek ise insanın zamana karşı sabrıdır. 

    Zaman acımasız görünür, ama adım adım öğreten bir öğretmendir. Kimi günler ağır gelir, kimi geceler sonsuz görünür; ama her sabah, her yeni nefes, yeni bir başlangıçtır. Dua ettiğin şey, belki hemen gelmez. Belki de beklediğin biçimde gelmez. Ama bir gün, sen fark etmeden, tam ihtiyacın olduğunda Allah(c.c) o resmi tamamlar.

     

    İnsan, bu bilinmezliğin içinde sabırlı olmayı öğrenir.

    Her şeyin hemen ortaya çıkmasını istemek yerine, süreci izlemeyi, akışa teslim olmayı öğrenir. Dua ve bekleyiş, sadece bir dilek ve zamanın birleşimi değildir; ruhun sessiz bir terbiyesidir. İnsan, beklerken de büyür; görünmeyeni kabul etmeyi öğrenir, kontrol edemediğiyle barışır, hâlâ umut edebilmeyi öğrenir.

     

    Ve bir gün, gaybın ressamı sırlar perdesini araladığında, insan anlar: beklemek boşuna değildi.

    Dua etmek bir çığlık değil, bir fısıltıydı; ne sessiz ama güçlüydü. Hayatın her kırığı, her eksik parçası, her gecikmiş arzusu, sonunda bir anlam kazandı. O zaman insan görür ki sabır ve teslimiyet, belki de dualardan daha güçlü bir mucizedir.

     

    Dua et ve bekle… Çünkü insanın yapabileceği en yüce şey, ellerini açmak, kalbini teslim etmek ve zamanı beklemektir.

    Gaybın ressamı, sırlar perdesinin ardında çalışır; belki fark etmezsin, belki anlayamazsın, ama her şey bir gün yerini bulur. Ve o gün geldiğinde, insan bilir ki dua ve bekleyiş, sadece dilek değil, ruhun en derin büyümesidir.

    Devamını Oku