CHP’DE KURULTAY TARTIŞMASI BÜYÜYOR
Kurultay İçin Verilen İmza Sonrası Parti İçi Demokrasi ve Tüzük Tartışmaları Yeniden Gündemde
Cumhuriyet Halk Partisi’nde olağanüstü kurultay talepleri ve parti içi demokrasi tartışmaları sürerken, kurultayın toplanabilmesi için yürütülen imza sürecine ilişkin yeni açıklamalar dikkat çekti.
CHP’nin Bursa örgütlerinde uzun yıllardır görev yapan isimlerden geçmiş dönem CHP Yıldırım İlçe Başkanı İlhami Gün’ün, kurultayın toplanabilmesi amacıyla delege sıfatıyla imza vermesi parti içerisinde farklı değerlendirmelere neden oldu. İmza kararının ardından yapılan açıklamalar ise yalnızca kurultay tartışmalarını değil, parti içi demokrasi mekanizmalarının işleyişine ilişkin eleştirileri de yeniden gündeme taşıdı.
İlhami Gün, yaptığı değerlendirmede, parti içerisinde demokratik taleplerin zaman zaman düşmanlık gibi gösterildiğini savunarak, CHP kültürü ile kişisel hesaplaşmaların birbirine karıştırılmaması gerektiğini ifade etti. Gün ayrıca örgüt iradesine, parti hukukuna ve demokratik süreçlere bağlılık vurgusu yaptı.
Bu açıklamaya karşılık bazı parti üyeleri ve delegeler ise mevcut siyasi atmosferde tarafsız kalmanın mümkün olmadığını savundu. Yapılan değerlendirmelerde, Türkiye’nin önemli bir siyasi süreçten geçtiği belirtilirken, bu dönemde örgüt mensuplarının daha net tutum alması gerektiği görüşü dile getirildi.
“TÜRKİYE’DEN YANA OLANLARLA OLMAYANLARIN AYRIŞMASI GEREKİYOR” GÖRÜŞÜ
Parti içerisinde kurultay sürecine ilişkin yapılan değerlendirmelerde, özellikle Genel Başkan Özgür Özel’e destek veren kesimlerin daha açık ve net bir siyasi dil kullanılması gerektiğini savunduğu görüldü.
Bazı partililer, yaşanan sürecin sıradan bir örgüt içi tartışma olmadığını, doğrudan Türkiye’nin demokratik geleceğini ilgilendiren bir mücadele olarak değerlendirdiklerini ifade etti. Bu nedenle “birleştirici” olarak tanımlanan bazı söylemlerin gerçekte mevcut sorunların üzerini örttüğünü ve tepkilerin zamanla sönümlenmesini hedeflediğini ileri sürdüler.
Aynı değerlendirmelerde, İlhami Gün’ün kurultay için imza vermesinin olumlu karşılandığı ve bundan sonraki süreçte Genel Başkan Özgür Özel’e yönelik desteğini daha görünür biçimde ortaya koyacağı yönünde beklentilerin bulunduğu ifade edildi.
SOSYAL MEDYA TARTIŞMALARININ ARKASINDAKİ NEDENLER
Kurultay ve imza tartışmalarıyla birlikte CHP’nin örgütsel yapısına ilişkin eleştiriler de yeniden gündeme geldi.
Yapılan değerlendirmelerde, geçmiş dönem parti tüzüklerinde yer alan birçok demokratik mekanizmanın yeterince işletilmediği öne sürüldü. Özellikle il ve ilçe genişletilmiş yönetim kurulu toplantıları, seçimsiz il ve ilçe kongreleri, danışma kurulu toplantıları, küçük kurultaylar, kadın ve gençlik kurultayları gibi organizasyonların tüzükte yer almasına rağmen düzenli biçimde yapılmadığı iddia edildi.
Parti içi eleştirilerde, söz konusu toplantıların uygulanmamasına rağmen herhangi bir disiplin süreci işletilmediği belirtilirken, 2018 yılında gerçekleştirilen tüzük kurultayında bu mekanizmaların önemli bölümünün tüzükten çıkarıldığına dikkat çekildi.
TÜZÜK DEĞİŞİKLİKLERİ VE DEMOKRASİ TARTIŞMASI
Parti içinden gelen eleştirilerde, 2018 yılında yapılan tüzük değişikliklerinin CHP’nin iç demokrasi yapısını olumsuz etkilediği görüşü öne sürüldü.
Özellikle danışma kurulları ve örgüt içi katılım mekanizmalarının işlevsiz hale geldiğini savunan partililer, karar alma süreçlerinde tabanın etkisinin azaldığını ileri sürdü.
Bir diğer eleştiri konusu ise toplantılardaki konuşma sürelerine ilişkin düzenlemeler oldu. Bazı parti üyeleri, tüzüğün belirli maddeleri gereğince üst düzey yöneticilere öncelikli ve sınırsız konuşma hakkı tanınırken, sıradan üyeler ve delegelerin konuşma sürelerinin birkaç dakika ile sınırlandırıldığını savundu.
Bu durumun çoğulcu ve katılımcı demokrasi anlayışıyla bağdaşmadığı yönünde görüşler dile getirildi.
Kurultay tartışmaları kapsamında yapılan değerlendirmelerde, 2018 yılında gerçekleştirilen tüzük değişikliklerine destek veren delegelerin ve tüzük hükümlerini uygulamayan yöneticilerin bugün yaşanan sorunlarda sorumluluğu bulunduğu görüşü de öne çıktı.
Parti içerisinde devam eden tartışmalarda, CHP’nin daha katılımcı, daha şeffaf ve daha demokratik bir örgüt yapısına kavuşması gerektiği yönündeki talepler dikkat çekiyor.
Tüm eleştirilere rağmen açıklamalarda ortak olarak vurgulanan nokta ise Türkiye’nin demokratik geleceğine olan inanç oldu. Parti tabanında birçok isim, yaşanan tartışmaların sonunda CHP’nin daha güçlü bir örgüt yapısıyla yoluna devam edeceğine ve Türkiye’nin demokratikleşme sürecine katkı sunacağına inandığını ifade ediyor.
Kurultay tartışmalarının önümüzdeki günlerde hem Bursa örgütlerinde hem de CHP genel merkezinde siyasi gündemin önemli başlıklarından biri olmaya devam etmesi bekleniyor.
“Türkiye Emperyalist Savaş Politikalarının Karargâhı Yapılamaz”
Bursa’da emek ve demokrasi örgütleri, sendikalar, meslek odaları, siyasi partiler ve demokratik kitle örgütleri, Şehreküstü Meydanı’nda bir araya gelerek Temmuz ayında Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi’ne karşı sert bir açıklama yaptı. Bursa Emek ve Demokrasi Güçleri adına yapılan açıklamayı Eğitim Sen Bursa Şube Başkanı Derviş Erdem okudu.
Kalabalık bir katılımla gerçekleştirilen basın açıklamasında NATO, ABD emperyalizmi ve savaş politikaları ağır ifadelerle eleştirilirken, Türkiye’nin uluslararası savaş stratejilerinin bir parçası haline getirilmesine karşı güçlü bir duruş sergilendi. Açıklama boyunca sık sık “Savaşa değil emekçiye bütçe”, “Kahrolsun emperyalizm”, “Yaşasın halkların kardeşliği” sloganları yükseldi.
“Ankara’daki NATO Zirvesi Savaş Politikalarının Yeni Adımıdır”
Eğitim Sen Bursa Şube Başkanı Derviş Erdem, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi’nin sıradan bir diplomatik toplantı olmadığını belirterek, bunun emperyalist güçlerin bölgeye yönelik politikalarının yeni bir aşaması olduğunu savundu.
Erdem, Türkiye’nin NATO’nun bölgesel planlarında merkez ülke konumuna sürüklenmek istendiğini ifade ederek, “Ülkemizin emperyalist savaş stratejilerinin karargâhı haline getirilmesini kabul etmiyoruz. Türkiye halklarının çıkarı savaşta, işgalde ve silahlanmada değil; barışta, demokraside ve emekten yana politikalardadır” dedi.
Açıklamada, küresel kapitalist sistemin yaşadığı ekonomik ve siyasal krizlerin savaşlarla aşılmaya çalışıldığı öne sürüldü. Emperyalist güçlerin enerji koridorları, ticaret yolları ve jeopolitik çıkarlar uğruna halkları karşı karşıya getirdiği belirtilirken, dünyanın birçok bölgesinde yaşanan çatışmaların arkasında ekonomik çıkar hesaplarının bulunduğu ifade edildi.
Derviş Erdem, emekçilerin alın teriyle oluşan kamu kaynaklarının sağlık, eğitim ve sosyal hizmetler yerine savaş sanayisine aktarıldığını belirterek, “İşçinin ücretinden, öğrencinin eğitim hakkından, emeklinin maaşından kesilen kaynaklar silah şirketlerinin kasalarına aktarılıyor. Savaşın kazananı silah tekelleri, kaybedeni ise halklar oluyor” ifadelerini kullandı.
ABD ve NATO’ya Ağır Eleştiriler
Basın açıklamasının en dikkat çekici bölümlerinden biri ABD yönetimine ve NATO’ya yönelik sert eleştiriler oldu.
Derviş Erdem, ABD’nin küresel ölçekte izlediği dış politikanın savaşları ve bölgesel istikrarsızlığı derinleştirdiğini ileri sürerek, Washington yönetiminin otoriter rejimlere verdiği destek nedeniyle dünya genelinde demokrasi ve insan hakları alanında ciddi gerilemeler yaşandığını savundu.
NATO’nun ise kuruluşundan bugüne kadar darbeler, işgaller, askeri müdahaleler ve halkların iradesini hedef alan operasyonlarla anıldığını söyleyen Erdem, ittifakın dünya halkları açısından güvenlik değil, savaş ve istikrarsızlık anlamına geldiğini iddia etti.
“12 Eylül’ün Acıları Hâlâ Hafızalarda”
Açıklamada Türkiye’nin yakın siyasi tarihine de göndermelerde bulunuldu. Özellikle 12 Eylül askeri darbesinin emek hareketi ve demokrasi mücadelesi üzerinde bıraktığı ağır tahribat hatırlatılarak, NATO’nun geçmişteki müdahalelerle ilişkilendirildiği değerlendirmelerine yer verildi.
Derviş Erdem, emek örgütlerinin, sendikaların ve demokratik kitle örgütlerinin tarih boyunca baskılarla karşı karşıya bırakıldığını belirterek, “Grevlerin yasaklandığı, sendikacıların tutuklandığı, demokratik hakların askıya alındığı dönemlerin acıları hâlâ toplumsal hafızamızda canlılığını koruyor” dedi.
“Savaşın Bedelini Emekçiler Ödüyor”
Bursa Emek ve Demokrasi Güçleri açıklamasında savaş politikalarının doğrudan ekonomik sonuçlarına da dikkat çekildi. Dünyada yükselen silahlanma yarışının emekçilerin yaşam koşullarını ağırlaştırdığı belirtilirken, artan askeri harcamaların sosyal devlet uygulamalarını zayıflattığı ifade edildi.
Açıklamada, savaşların yarattığı göç hareketlerinin de milyonlarca insanı güvencesiz çalışma koşullarına mahkûm ettiği savunularak, küresel sermayenin bu süreçten ekonomik kazanç sağladığı ileri sürüldü.
“NATO Bir Savaş Örgütüdür”
Şehreküstü Meydanı’nda yapılan açıklamada en sert mesaj NATO’ya yönelik verildi.
“NATO bir savaş örgütüdür. Savaş yoksulluktur, sömürüdür, baskıdır, iş cinayetleridir, güvencesizliktir ve açlıktır” ifadelerinin kullanıldığı açıklamada, emekçilerin gerçek çıkarlarının savaş politikalarında değil, barış ve eşitlik mücadelesinde olduğu vurgulandı.
Bursa Emek ve Demokrasi Güçleri, halkların birbirine düşman edilmesine karşı kardeşlik ve dayanışma çağrısında bulunurken, silahlanma yarışına ayrılan kaynakların eğitim, sağlık ve sosyal refah alanlarına aktarılması gerektiğini savundu.
NATO Üslerinin Kapatılması ve NATO’dan Çıkış Çağrısı
Basın açıklamasının sonunda dikkat çeken talepler sıralandı. Bursa Emek ve Demokrasi Güçleri, Türkiye’de bulunan NATO üslerinin kapatılmasını ve Türkiye’nin NATO üyeliğinin sonlandırılmasını istedi.
Emek, demokrasi ve barış mücadelesinin büyütülmesi çağrısında bulunan grup, Ankara’daki NATO Zirvesi öncesinde Türkiye’nin dört bir yanında demokratik tepkinin yükseltilmesi gerektiğini belirtti.
Şehreküstü Meydanı’nda yapılan açıklama, “Savaşa Değil Emekçiye Bütçe, Kahrolsun Emperyalizm, Yaşasın Halkların Kardeşliği” sloganlarıyla sona ererken, katılımcılar savaş politikalarına karşı mücadeleyi sürdüreceklerini ifade etti.
Bursa Emek ve Demokrasi Güçleri tarafından yapılan açıklama, NATO Zirvesi öncesinde kentte gerçekleştirilen en sert çıkışlardan biri olarak dikkat çekti. Açıklamada verilen mesajlar, yalnızca dış politika eksenli eleştirilerle sınırlı kalmayıp ekonomik kriz, emek mücadelesi, sosyal adalet ve demokrasi tartışmalarını da gündemin merkezine taşıdı.
Osmangazi ve Yıldırım İçin Güç Birliği! “İyi Fırtına mı Esecek?”
İYİ Parti Bursa teşkilatlarında son dönemin en dikkat çekici siyasi buluşmalarından biri Osmangazi’de gerçekleştirildi. İYİ Parti Bursa İl Başkanı İsmail Kaya, Osmangazi İlçe Başkanı Mehmet Koçer ve Yıldırım İlçe Başkanı İsmail Seyis’in katılımıyla gerçekleştirilen özel toplantı, yalnızca bir istişare görüşmesi olmanın ötesine geçerek Bursa siyasetinin önümüzdeki dönemdeki yol haritasını şekillendirecek önemli bir strateji zirvesi olarak değerlendirildi.
Haziran ve Temmuz aylarını kapsayan saha çalışmaları, mahalle ziyaretleri, esnaf buluşmaları, gençlik organizasyonları ve yerel yönetim performans analizlerinin masaya yatırıldığı toplantıda özellikle Bursa’nın en büyük iki ilçesi olan Osmangazi ve Yıldırım’ın kronikleşen sorunları tüm boyutlarıyla ele alındı.
“Vatandaşın Gündemi ile Siyasetin Gündemi Aynı Olmalı”
Toplantıda konuşan İl Başkanı İsmail Kaya’nın, siyasetin merkezine vatandaşın gerçek gündeminin yerleştirilmesi gerektiğine vurgu yaptığı öğrenildi. Kaya’nın özellikle ekonomik sıkıntılar, hayat pahalılığı, ulaşım sorunları, kentsel dönüşümde yaşanan belirsizlikler, genç işsizliği ve sosyal belediyecilik uygulamalarındaki eksikliklerin Bursa halkının temel gündemi olduğunu ifade ettiği belirtildi.
Kaya’nın, “Sokakta konuşulanı duymayan siyaset başarılı olamaz. Bursa’nın her mahallesinde vatandaşın beklentilerini doğrudan dinleyen, çözüm üreten ve takip eden bir anlayışla hareket edeceğiz” değerlendirmesinde bulunduğu kaydedildi.
Mehmet Koçer’den Osmangazi Dosyası
Toplantının en dikkat çeken bölümlerinden birini Osmangazi İlçe Başkanı Mehmet Koçer’in sunduğu kapsamlı ilçe değerlendirme raporu oluşturdu.
Koçer’in özellikle;
Trafik yoğunluğu,
Plansız yapılaşma,
Kentsel dönüşüm süreçlerinin yavaş ilerlemesi,
Mahalleler arasındaki hizmet farklılıkları,
Sosyal alan eksiklikleri,
Gençlere yönelik projelerin yetersizliği,
Esnafın artan maliyet yükü,
gibi başlıklara dikkat çektiği öğrenildi.
Koçer’in, Osmangazi’nin yalnızca Bursa’nın değil Türkiye’nin en büyük ilçelerinden biri olduğuna vurgu yaparak, böylesine büyük bir ilçenin günübirlik projelerle değil uzun vadeli planlamalarla yönetilmesi gerektiğini ifade ettiği belirtildi.
İsmail Seyis: “Yıldırım Değişim Bekliyor”
Yıldırım İlçe Başkanı İsmail Seyis ise ilçenin özellikle yoğun nüfus baskısı altında bulunduğunu belirterek altyapı, ulaşım ve sosyal yaşam alanlarına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.
Seyis’in, Yıldırım’ın yıllardır çözüm bekleyen sorunlarının artık ertelenemez hale geldiğini ifade ederek;
Daralan yaşam alanları,
Otopark eksikliği,
Mahalle bazlı altyapı sorunları,
Genç nüfusun beklentileri,
Spor ve kültür yatırımlarındaki eksiklikler,
konularında somut projelerin geliştirilmesi gerektiğini dile getirdiği öğrenildi.
CHP’de Değişen Siyasi Jargon da Masadaydı
Toplantının dikkat çeken başlıklarından biri de Türkiye siyasetinde son dönemde yaşanan söylem değişiklikleri oldu.
Özellikle ana muhalefet partisi CHP’nin son dönemde kullandığı yeni siyasi dil, saha iletişim stratejileri ve yerel yönetimlerdeki performans algısının da değerlendirildiği toplantıda, İYİ Parti’nin Bursa’da kendi özgün siyaset dilini daha güçlü şekilde ortaya koyması gerektiği görüşünün öne çıktığı belirtildi.
Katılımcılar, kutuplaştırıcı siyaset yerine çözüm odaklı, vatandaş merkezli ve yerel sorunlara doğrudan temas eden bir siyasi anlayışın Bursa seçmeninde daha güçlü karşılık bulacağı konusunda görüş birliğine vardı.
Haziran ve Temmuz Ayları İçin Yoğun Program
Toplantıda alınan kararlar doğrultusunda önümüzdeki iki aylık süreçte;
Mahalle toplantıları,
Esnaf ziyaretleri,
Sivil toplum kuruluşları buluşmaları,
Gençlik ve kadın kolları organizasyonları,
Yerel sorun raporları,
Basın ve kamuoyu bilgilendirme çalışmaları,
gibi birçok faaliyetin hayata geçirilmesi planlandı.
Özellikle Osmangazi ve Yıldırım’da saha çalışmalarının artırılması, vatandaşlarla doğrudan temasın güçlendirilmesi ve sorunların yerinde tespit edilerek raporlaştırılması hedefleniyor.
Bursa Siyasetinde Yeni Dönemin İşareti mi?
Siyasi kulislerde bu buluşma, İYİ Parti’nin Bursa’daki teşkilat yapılanmasını güçlendirmeye yönelik önemli bir adım olarak yorumlanıyor. İl Başkanı İsmail Kaya, Osmangazi İlçe Başkanı Mehmet Koçer ve Yıldırım İlçe Başkanı İsmail Seyis’in ortaya koyduğu ortak çalışma iradesi, teşkilatların sahada daha görünür ve daha etkin bir rol üstleneceğinin işareti olarak değerlendiriliyor.
Bursa’nın iki kritik ilçesini merkeze alan toplantının ardından gözler şimdi Haziran ve Temmuz aylarında gerçekleştirilecek saha çalışmalarına çevrilmiş durumda.
Siyasi gözlemciler ise tek bir soruyu yüksek sesle sormaya başladı:
“Bursa’da İYİ Parti’nin uzun süredir beklenen yükseliş dalgası mı geliyor? Osmangazi ve Yıldırım’dan yükselecek rüzgâr, kent siyasetinde yeni bir ‘İYİ fırtına’nın habercisi olabilir mi?”
Bursa Veteriner Hekimler Odası Başkanı Melike Baysal, 1 Haziran Dünya Süt Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada süt üretiminden tüketimine kadar uzanan zincirde yaşanan sorunlara dikkat çekerek, çocukların sağlıklı gelişimi, üreticilerin ayakta kalabilmesi ve hayvancılık sektörünün sürdürülebilirliği için acil ve kalıcı adımlar atılması gerektiğini vurguladı.
Dünya genelinde sağlıklı beslenmenin temel unsurlarından biri olarak kabul edilen sütün, özellikle çocukların fiziksel ve zihinsel gelişiminde hayati bir rol oynadığını belirten Bursa Veteriner Hekimler Odası Başkanı Melike Baysal, Türkiye’de süt üretimi ve tüketiminin giderek daha fazla ekonomik baskı altında kaldığını ifade etti.
Başkan Baysal, süt konusunun yalnızca bir tarım veya hayvancılık meselesi olmadığını, aynı zamanda halk sağlığı, çocukların geleceği, gıda güvenliği ve kırsal kalkınma açısından stratejik bir öneme sahip olduğunu belirterek, Dünya Süt Günü’nün bu gerçeklerin yeniden hatırlanması açısından önemli bir fırsat olduğunu söyledi.
“Çocukların Süte Erişimi Her Geçen Gün Daha da Zorlaşıyor”
Yapılan açıklamada ekonomik şartların ağırlaşmasıyla birlikte milyonlarca ailenin temel gıda ürünlerine ulaşmakta güçlük çektiğine dikkat çekildi. Özellikle süt ve süt ürünlerinin son yıllarda yaşadığı fiyat artışlarının dar gelirli aileleri olumsuz etkilediğini belirten Baysal, çocukların yeterli ve dengeli beslenmesinin toplumun geleceği açısından vazgeçilmez olduğunu vurguladı.
“Bir toplumun geleceği çocuklarının sağlığı ile şekillenir” diyen Baysal, ekonomik nedenlerle süt tüketiminin azalmasının uzun vadede halk sağlığı açısından ciddi sonuçlar doğurabileceğine işaret etti.
Uzmanların yıllardır çocukların düzenli süt tüketmesinin kemik gelişimi, bağışıklık sistemi ve genel sağlık açısından önemine dikkat çektiğini hatırlatan Baysal, günümüzde birçok ailenin artan yaşam maliyetleri nedeniyle çocuklarına yeterli miktarda süt ve süt ürünü ulaştırmakta zorlandığını ifade etti.
“Üretici Kazanamıyor, İşletmeler Birer Birer Kapanıyor”
Açıklamada süt üreticilerinin yaşadığı ekonomik sorunlara da geniş yer verildi. Artan yem fiyatları, enerji giderleri, işçilik maliyetleri ve bakım harcamalarının üreticiyi ciddi şekilde zorladığını belirten Bursa Veteriner Hekimler Odası Başkanı Melike Baysal, çiğ süt fiyatlarının maliyetlerin gerisinde kalmasının sektörde büyük bir kırılmaya yol açtığını söyledi.
Hayvancılık işletmelerinin sürdürülebilir üretim yapabilmesi için gelir-gider dengesinin korunmasının şart olduğunu vurgulayan Baysal, mevcut ekonomik koşulların birçok yetiştiriciyi üretimden çekilmeye zorladığını kaydetti.
Baysal, “Kapanan her süt işletmesi yalnızca bir ticari işletmenin faaliyetini sonlandırması anlamına gelmiyor. Aynı zamanda ülkemizin üretim kapasitesinde azalma, kırsal ekonomide daralma ve gıda arz güvenliğinde risklerin artması anlamına geliyor” değerlendirmesinde bulundu.
Veteriner Hekimler de Krizin Doğrudan Etkisinde
Süt üretiminde yaşanan daralmanın veteriner hekimlik hizmetlerini de doğrudan etkilediğini ifade eden Baysal, özellikle kırsalda faaliyet gösteren veteriner hekimlerin giderek zorlaşan çalışma koşullarıyla karşı karşıya kaldığını belirtti.
Hayvancılığın temelini oluşturan aile işletmelerinin azalmasının kırsal bölgelerdeki veteriner kliniklerinin de kapanmasına neden olduğunu söyleyen Baysal, bunun yalnızca mesleki bir sorun olmadığını vurguladı.
Veteriner hekim sayısının kırsalda azalmasının yetiştiricilerin sağlık hizmetlerine erişimini zorlaştırdığını belirten Baysal, düzenli koruyucu hekimlik uygulamalarının aksamasının hayvan sağlığını ve verimliliği olumsuz etkilediğini kaydetti.
“Kaybeden sadece veteriner hekimler değildir” diyen Baysal, üreticilerin, hayvanların, tüketicilerin ve nihayetinde tüm toplumun bu süreçten zarar gördüğünü ifade etti.
Türkiye Süt Tüketiminde İlk Sıralarda Yer Almıyor
Bursa Veteriner Hekimler Odası tarafından yapılan açıklamada, Tarım ve Orman Bakanlığı Tarım Reformu Genel Müdürlüğü bünyesindeki Tarımsal Ekonomi ve Politika Geliştirme Enstitüsü’nün 2025 yılı verilerine de yer verildi.
Verilere göre 2024 yılında kişi başına süt tüketiminde 118,4 litre ile Belarus ilk sırada yer alırken, onu 102,6 litre ile Yeni Zelanda ve 92,2 litre ile Ukrayna takip etti. Dünyanın en büyük ekonomilerinden biri olan Amerika Birleşik Devletleri ise ilk sekiz ülke arasında yer alırken, Türkiye bu sıralamada üst sıralara çıkamadı.
Aynı araştırmada Türkiye’de sağılan hayvan sayısının 2024 yılında yüzde 0,1 oranında azaldığına dikkat çekilirken, bu durumun hayvancılık sektöründeki yapısal sorunların önemli göstergelerinden biri olduğu ifade edildi.
“Süt Politikaları Stratejik Bir Devlet Politikası Haline Gelmeli”
Dünya Süt Günü dolayısıyla çağrıda bulunan Bursa Veteriner Hekimler Odası, çocukların süte erişimini kolaylaştıracak sosyal destek programlarının geliştirilmesi gerektiğini belirtti.
Bursa Veteriner Hekimler Odası Başkanı Melike Baysal açıklamasının sonunda dikkat çekici bir mesaj verdi:
“Bir bardak süt yalnızca ekonomik değeri olan bir ürün değildir. O bardakta bir yetiştiricinin alın teri, bir veteriner hekimin bilgi ve emeği, bir hayvanın katkısı ve bir çocuğun geleceği bulunmaktadır. Çocuklarımızın sağlıklı büyümesini istiyorsak sütü yalnızca market raflarındaki fiyatıyla değil, üreticisiyle, veteriner hekimiyle ve hayvan refahıyla birlikte değerlendirmek zorundayız. Çünkü güçlü bir toplumun, sağlıklı nesillerin ve güvenli gıda sisteminin yolu sağlıklı hayvanlardan ve sürdürülebilir hayvancılıktan geçmektedir.”
Dünya Süt Günü kapsamında yapılan bu açıklama, süt üretiminden tüketime kadar uzanan zincirin her halkasının korunmasının yalnızca sektörün değil, Türkiye’nin geleceği açısından da stratejik bir zorunluluk olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
SAADET PARTİSİ’NDEN MEB’E SERT TEPKİ: “LİSELER GENÇLERİ HAYATA DEĞİL, EZBERE HAZIRLIYOR”
Saadet Partisi Bursa İl Başkan Yardımcısı ve Ekonomik-Sosyal İşler Başkanı Nebi Yurtsever, Türkiye’deki ortaöğretim sistemine ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Mevcut lise sisteminin gençlerin beklentilerine cevap veremediğini belirten Yurtsever, eğitimde yıllardır biriken sorunların artık görmezden gelinemeyecek boyutlara ulaştığını söyledi.
Türkiye’de milyonlarca öğrencinin geleceğini doğrudan etkileyen lise sisteminin ciddi bir çıkmazın içerisinde olduğunu ifade eden Yurtsever, “Bugün gençlerimizin büyük bir bölümü okula gitmek istemiyor, derslerde kendini bulamıyor ve geleceğe umutla bakamıyor. Bunun temel nedeni, öğrenciyi merkeze almayan, tek tipçi ve dayatmacı eğitim anlayışıdır” dedi.
Açık öğretim liselerine yönelen öğrenci sayısındaki artışın tesadüf olmadığını vurgulayan Yurtsever, bunun örgün eğitim sistemine duyulan güvensizliğin açık göstergesi olduğunu söyledi.
“Gençler okuldan kaçıyorsa, sistem sorgulanmalıdır” diyen Yurtsever, şu ifadeleri kullandı:
“Bugün binlerce öğrenci örgün eğitimden kopuyor. Devamsızlık artıyor, disiplin sorunları büyüyor, öğrenciler okulda geçirdikleri zamanı verimsiz görüyor. Eğitim sistemi gençleri hayata hazırlamak yerine sınavlara mahkûm ediyor. Gençlerin yetenekleri, ilgi alanları ve hayalleri dikkate alınmadan sürdürülen bu anlayış artık sürdürülebilir değildir.”
Sınavla öğrenci alan okullar ile yerel yerleştirmeyle öğrenci alan okullar arasındaki uçurumun her geçen yıl daha da büyüdüğünü belirten Yurtsever, eğitimde fırsat eşitliğinin ciddi yara aldığını söyledi.
“Bir tarafta her türlü imkâna sahip okullar, diğer tarafta temel ihtiyaçları karşılamakta zorlanan eğitim kurumları var. Bu tablo eğitimde adaleti değil, ayrışmayı büyütmektedir” ifadelerini kullanan Yurtsever, eğitim politikalarının yeniden ele alınması gerektiğini belirtti.
Mesleki ve teknik eğitim alanında yapılan çalışmaların yetersiz kaldığını da savunan Yurtsever, öğrencilerin mezun olduklarında iş dünyasının beklentilerini karşılayabilecek donanıma sahip olamadığını söyledi.
“Diplomalı işsizler ordusu büyürken eğitim sisteminin başarılı olduğunu söylemek mümkün değildir” diyen Yurtsever, sektörle eğitim kurumları arasındaki bağların güçlendirilmesi gerektiğini kaydetti.
Saadet Partisi olarak daha esnek, daha özgür ve öğrenci odaklı bir lise modelinin hayata geçirilmesini istediklerini belirten Yurtsever, şu çağrıda bulundu:
“Türkiye’nin ihtiyacı; gençleri test çözme makinesine dönüştüren değil, düşünebilen, üretebilen, sorgulayabilen ve hayata hazırlanabilen bireyler yetiştiren bir eğitim sistemidir. Eğitim politikaları ideolojik tartışmaların değil, öğrencilerin ve ülkenin geleceğinin merkezinde şekillenmelidir.”
Yurtsever açıklamasının sonunda, beceri temelli eğitimin güçlendirilmesi, öğrencilerin ilgi ve yeteneklerine göre yönlendirilmesi, öğretmenlerin daha fazla desteklenmesi ve okul ikliminin iyileştirilmesi gerektiğini belirterek, “Eğitimde günü kurtaran değil, geleceği inşa eden reformlara ihtiyaç vardır” dedi.