21 Eylül 2026 Pazartesi
BURSA – Hür Düşünce Hareketi Bursa Şubesi tarafından düzenlenen “Çocuk ve Spor Çalıştayı”, spor camiasından önemli isimlerin, belediye başkanlarının, spor yöneticilerinin, eski milli sporcuların ve farklı alanlardan uzmanların katılımıyla gerçekleştirildi.
“Sağlıklı nesiller, güçlü yarınlar” temasıyla düzenlenen çalıştayda; çocukların erken yaşta sporla tanışması, spor kültürünün yaygınlaştırılması, altyapı çalışmaları, farklı branşların geliştirilmesi, özel gereksinimli çocukların spora erişimi, sporun çocukların psikolojik ve sosyal gelişimine etkileri ile Bursa’nın spor geleceği çok yönlü olarak değerlendirildi.
Ördekli Kültür Merkezi Bursa’da gerçekleştirilen program, Hür Düşünce Hareketi’nin çocuklar ve gençlerin sportif faaliyetlere katılımını artırmaya yönelik çalışmaları kapsamında düzenlendi.
Çalıştayda konuşan Hür Düşünce Hareketi Genel Başkanı Süleyman Aksoy, sporun yalnızca fiziksel gelişim açısından değil, çocukların sosyal, kültürel ve kişisel gelişimleri bakımından da önemli bir alan olduğunu vurguladı.
Program kapsamında gerçekleştirilen oturumlarda çocukların sporla daha erken yaşlarda buluşturulması, sporun toplum genelinde yaygınlaştırılması ve gençlerin farklı branşlara yönlendirilmesine ilişkin değerlendirmeler yapıldı.
Hür Düşünce Hareketi Bursa Şube Başkanı Salih Can Öz de çalıştayın Bursa açısından taşıdığı öneme dikkat çekerek, farklı spor branşlarından isimleri ve spor dünyasının deneyimli temsilcilerini aynı platformda buluşturmaktan duydukları memnuniyeti dile getirdi.
Çalıştayın dikkat çeken bölümlerinden birinde, Gemlik Belediye Başkanı Şükrü Deviren’e plaket takdim edildi.
Deviren’in plaketini, Hür Düşünce Hareketi Genel Başkanı Süleyman Aksoy takdim etti.
Çalıştay kapsamında farklı belediyelerin spor alanındaki çalışmaları ve yerel yönetimlerin çocuk ve gençlerin sportif faaliyetlere erişimindeki rolü de gündeme geldi.
Çalıştayın ilk oturumunda spor dünyasının önemli isimleri bir araya geldi.
“Çocukların Sporla Buluşması ve Sporun Geleceği” başlıklı ilk oturumun moderatörlüğünü spor yorumcusu ve sunucu Tolgahan Aydınlılar üstlendi.
Oturumda eski milli futbolcular Sedat Özden, İsmail Ertekin, Ömer Erdoğan ve Beyhan Çalışkan yer aldı.
Bursaspor camiasında önemli bir yere sahip olan ve şampiyonluk yaşamış kaptanlardan Ömer Erdoğan’a da katkıları nedeniyle teşekkür plaketi takdim edildi.
Hür Düşünce Hareketi Bursa Şubesi tarafından yapılan değerlendirmede, çalıştaya katılarak bilgi ve deneyimlerini paylaşan Sedat Özden, İsmail Ertekin, Beyhan Çalışkan ve Ömer Erdoğan’a teşekkür edildi.
Çalıştayın bu bölümünde çocukların erken yaşta sporla tanıştırılması, spor kültürünün yaygınlaştırılması ve Türk futbolunun geleceğinde çocuklara sunulabilecek fırsatlar üzerinde duruldu.
Çalıştayın ikinci oturumu ise “Sporun Gelişimi ve Yeni Yaklaşımlar” başlığıyla gerçekleştirildi.
Serkan Yetişmişoğlu yönetimindeki oturumda basketbol ve voleybol başta olmak üzere farklı spor branşlarının gelişimi değerlendirildi.
Oturumda basketbol alanında Altan Kutucu, voleybol alanında ise Nizamettin Çakır bilgi ve deneyimlerini katılımcılarla paylaştı. Ayrıca Canan Cihan ve Dr. Hüseyin H. Serdar da oturum kapsamında değerlendirmelerde bulundu.
Basketbol ve voleybol altyapılarının geliştirilmesi, çocuk ve gençlere yönelik spor faaliyetlerinin yaygınlaştırılması, özel gereksinimli çocukların spora erişimi ve kapsayıcı spor politikaları da oturumun başlıkları arasında yer aldı.
Sporun yalnızca profesyonel düzeyde değil, tabana yayılan bir kültür olarak ele alınması gerektiğine ilişkin değerlendirmeler yapılırken, çocukların farklı branşlarla erken yaşlarda tanıştırılmasının önemine dikkat çekildi.
Çalıştayın üçüncü oturumunda ise sporun çocukların psikolojik ve sosyal gelişimi üzerindeki etkileri ele alındı.
“Çocuk Sporu ve Psikolojik Etkileri” başlıklı oturumun yönetimini Burak Uçar üstlendi.
Oturumda Sena Nur Torun ve psikolog Dilara Bayraktar değerlendirmelerde bulundu.
Çocukların sporla kurduğu ilişkinin aile, çevre ve sosyal gelişim üzerindeki etkilerinin ele alındığı oturumda, sporun çocukların özgüven kazanması, sosyal çevre oluşturması ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları edinmesi açısından taşıdığı rol değerlendirildi.
Hür Düşünce Hareketi Bursa Şubesi tarafından gerçekleştirilen çalıştayda, sporun çocukların hayatındaki yeri yalnızca sportif başarı üzerinden değil, eğitim, sosyal gelişim, psikoloji, aile ve toplum boyutlarıyla ele alındı.
Program boyunca çocukların spora erişiminin artırılması, altyapıların güçlendirilmesi ve farklı branşların daha geniş kitlelere ulaştırılması konusunda görüş alışverişinde bulunuldu.
Çalıştayın ana mesajı ise “Sağlıklı nesiller, güçlü yarınlar” anlayışı çerçevesinde şekillendi.
Hür Düşünce Hareketi Bursa Şubesi, organizasyona katkı sunan ve katılım sağlayan tüm isimlere teşekkür ederken; Sedat Özden, İsmail Ertekin, Beyhan Çalışkan ve Ömer Erdoğan’ın yanı sıra ikinci oturumda yer alan Serkan Yetişmişoğlu, Altan Kutucu ve Nizamettin Çakır başta olmak üzere tüm katılımcıların katkılarının çalıştaya önemli değer kattığı belirtildi.
Çalıştay, dilek ve temennilerin ardından sona erdi.

DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk, Diyarbakır’da oynanan Amedspor-Beşiktaş karşılaşmasının ardından tribünlerde Bursaspor’a yönelik olduğu belirtilen “Top Bursa” tezahüratına tepki gösterdi. Öztürk, söz konusu sloganın spor rekabetinin sınırlarını aştığını savunarak, “Şimdi bu TCK 216 Halkı Kin ve Nefrete Teşvik Etme suçu değildir de nedir?” ifadelerini kullandı.
Diyarbakır’da oynanan Amedspor-Beşiktaş karşılaşmasının ardından tribünlerde yaşandığı belirtilen ve sosyal medyada görüntüleri paylaşılan “Top Bursa” tezahüratı, Bursa’da siyasi ve sportif çevrelerin tepkisini çekmeye devam ediyor.
20 Eylül 2026 tarihinde Diyarbakır’da oynanan karşılaşmayı Amedspor 3-2 kazanırken, maçın ardından tribünlerde Bursa’ya ve Bursaspor’a yönelik olduğu belirtilen tezahüratlar da gündeme geldi. Bazı sosyal medya paylaşımlarında Amedspor ve Beşiktaş taraftarlarının birlikte “Top Bursa” şeklinde tezahürat yaptığı ileri sürüldü.
Yaşanan gelişmeye ilişkin açıklama yapan DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk, söz konusu tezahürata sert tepki gösterdi.
Öztürk, sosyal medya hesabından yaptığı değerlendirmede, Amedspor ve Çarşı taraftarlarının karşılıklı olarak “Top Bursa” tezahüratı yaptığını belirterek, sloganın hukuki açıdan da değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
Öztürk açıklamasında,
“Amedspor ve Çarşı taraftarı karşılıklı ‘Top Bursa!’ diye tezahürat yaptı. Şimdi bu TCK 216 Halkı Kin ve Nefrete Teşvik Etme suçu değildir de nedir?”
ifadelerini kullandı.
Öztürk’ün bu değerlendirmesi, söz konusu tezahüratın yalnızca tribün rekabeti çerçevesinde mi değerlendirilmesi gerektiği, yoksa hukuki açıdan ayrıca incelenmesi gereken bir boyut taşıyıp taşımadığı tartışmasını da gündeme getirdi.

Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesi, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” başlığını taşıyor.
Maddenin birinci fıkrasında, halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesiminin diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik edilmesi ve bunun sonucunda kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması suç kapsamında düzenleniyor. İkinci fıkra ise halkın bir kesiminin belirli farklılıklara dayanarak alenen aşağılanmasını düzenliyor.
Dolayısıyla bir tezahüratın TCK 216 kapsamında suç oluşturup oluşturmadığının belirlenebilmesi için yalnızca kullanılan ifadeye değil, sözlerin bağlamına, hedef aldığı kesime, kamu güvenliği veya kamu barışı bakımından oluşturduğu somut tehlikeye ve olayın bütün koşullarına bakılması gerekiyor.
Nitekim Anayasa Mahkemesi’nin aktardığı Yargıtay kararlarında da TCK 216/1 bakımından “açık ve yakın tehlike” unsurunun önemine dikkat çekiliyor.
Bu nedenle Öztürk’ün açıklamasında yaptığı hukuki nitelendirme, yetkili soruşturma makamları veya mahkemeler tarafından yapılmış kesin bir suç tespiti niteliği taşımıyor.
DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk, açıklamasında Bursaspor’un tribün ve kulüp kimliğine ilişkin değerlendirmelerde de bulundu.
Öztürk, Bursaspor’un “milliyetçi duruşu ve teröre spor camiasında geçit vermeyişi ile bilindiğini” ifade ederek, bu kimlik üzerinden kulübe yönelik sloganların değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
Bursaspor’un Bursa açısından yalnızca sportif bir yapı olmadığını belirten Öztürk, kulübün şehir kimliği ve taraftar kültürü açısından önemli bir yere sahip olduğunu dile getirdi.
Öztürk’ün değerlendirmesinde öne çıkan başlıklardan biri de tribün rekabeti ile şehirler veya toplumsal kesimler arasında gerilim oluşturabilecek söylemler arasındaki sınır oldu.
Öztürk, açıklamasının devamında “Top Bursa” sloganının doğrudan Bursaspor’u hedef aldığını savunarak, bunun hakaret niteliğinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini gündeme getirdi.
DEVA Partisi Bursa İl Başkanı, “Bu slogan hakaret değil de nedir?” sözleriyle tepkisini dile getirdi.
Öztürk’ün açıklaması, Bursa kamuoyunda Bursaspor’a yönelik tribün söylemlerinin sportif rekabet sınırları içerisinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceği tartışmasını da beraberinde getirdi.
Futbol tribünlerinde rakip takımlara yönelik tezahüratlar uzun yıllardır spor kültürünün bir parçası olarak görülüyor. Bununla birlikte, tribünlerde kullanılan ifadelerin hakaret, ayrımcılık, tehdit veya toplumsal gruplar arasında düşmanlığı teşvik edecek bir içeriğe dönüşmesi halinde konu sportif rekabetin ötesinde hukuki ve idari boyut kazanabiliyor.
Son olayda da tartışmanın temel noktalarından birini “Top Bursa” ifadesinin hangi bağlamda kullanıldığı oluşturuyor.
Sosyal medyada paylaşılan görüntüler üzerinden farklı yorumlar yapılırken, söz konusu tezahüratın hukuki niteliğine ilişkin kamuya açık kaynaklarda kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmadığı görülüyor.
Öztürk’ün açıklaması, aynı zamanda Bursaspor ile Amedspor arasındaki geçmişten gelen tribün gerilimlerinin yeniden gündeme gelmesine neden oldu.
İki takımın karşılaşmaları geçmiş yıllarda da tribün olayları, siyasi semboller ve taraftar grupları arasındaki gerilimlerle gündeme gelmişti. Özellikle 2022-2023 sezonundaki Bursaspor-Amedspor karşılaşmaları sırasında yaşanan olaylar kamuoyunda geniş tartışmalara yol açmıştı.
Bu geçmiş nedeniyle, iki takımın taraftarları arasında kullanılan her türlü slogan ve tribün mesajı daha geniş bir siyasi ve toplumsal tartışmanın parçası haline gelebiliyor.
Öztürk de son açıklamasında bu hassasiyete dikkat çekerek, tribünlerde kullanılan ifadelerin yalnızca futbol rekabeti olarak değerlendirilmemesi gerektiği görüşünü ortaya koydu.
Öte yandan TCK 216’nın uygulanabilmesi için kanunda belirtilen somut unsurların oluşup oluşmadığının olay özelinde değerlendirilmesi gerekiyor.
Özellikle 216/1 açısından yalnızca sert veya rahatsız edici bir sloganın bulunması tek başına yeterli olmayıp, kanunda belirtilen şekilde farklı bir kesime karşı kin ve düşmanlığa alenen tahrik ve bunun sonucunda kamu güvenliği açısından “açık ve yakın bir tehlike” ortaya çıkması şartı bulunuyor.
Bu nedenle Öztürk’ün “TCK 216” vurgusu, siyasi bir değerlendirme ve hukuki inceleme çağrısı olarak değerlendirilirken, söz konusu tezahüratın suç oluşturup oluşturmadığına ilişkin nihai değerlendirme ancak yetkili adli makamların incelemesiyle ortaya çıkabilecek.
Diyarbakır’daki karşılaşmanın ardından ortaya çıkan “Top Bursa” tartışması, Bursa’da siyasi açıklamaların yanı sıra taraftar çevrelerinde de yankı buldu.
Öztürk’ün açıklamasıyla birlikte tartışmanın yalnızca Bursaspor-Amedspor rekabeti üzerinden değil, tribünlerde kullanılan dil, ifade özgürlüğü, sporun birleştirici niteliği ve gerektiğinde hukuki sorumluluk başlıkları üzerinden de devam etmesi bekleniyor.
Bursa kamuoyunda ise söz konusu tezahüratla ilgili Türkiye Futbol Federasyonu veya diğer yetkili kurumların herhangi bir inceleme veya disiplin işlemi yapıp yapmayacağı da takip edilen başlıklar arasında yer alıyor.
DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk’ün açıklamasının merkezinde ise şu soru bulunuyor: Tribünlerde yapılan bir tezahürat, hangi noktada sportif rekabet sınırlarını aşarak hakaret, ayrımcılık veya halkı kin ve düşmanlığa tahrik bakımından hukuki bir mesele haline gelir?
Bu sorunun yanıtı, sloganın tek başına değerlendirilmesinden ziyade kullanılan ifadelerin tamamı, olayın bağlamı, hedef alınan kesim ve ilgili mevzuatta aranan somut şartlar üzerinden belirlenecek.
Bursa Lokantacılar, Kebapçılar, Köfteciler ve Benzerleri Esnaf Odası Başkanı Mehmet Yasak, Diyarbakır tribünlerinde Bursaspor aleyhine yapılan tezahüratlara tepki gösterdi. Yasak, sporun rekabet ve mücadele kadar karşılıklı saygı ve fair-play anlayışına da dayanması gerektiğini belirterek, tribünlerde kentlere ve takımlara yönelik ayrıştırıcı söylemlerin kabul edilemez olduğunu ifade etti.
Bursa’nın köklü spor kulüplerinden Bursaspor’a yönelik Diyarbakır tribünlerinde gerçekleştirildiği belirtilen tezahüratlar, Bursa kamuoyunda tepkiye neden oldu.
Yaşanan gelişmeye ilişkin değerlendirmede bulunan Bursa Lokantacılar, Kebapçılar, Köfteciler ve Benzerleri Esnaf Odası Başkanı Mehmet Yasak, tribünlerde yapılan ve Bursaspor’u hedef alan tezahüratları kınadığını belirterek, sporun farklı şehirler ve toplumlar arasında gerilim oluşturmak yerine birlik ve kardeşliğe katkı sunması gerektiğini söyledi.
Bursaspor’un Bursa’nın yalnızca bir spor kulübü olmadığını, kentin sosyal ve kültürel hayatında önemli bir yere sahip olduğunu ifade eden Yasak, farklı şehirlerde oynanan karşılaşmalarda tribünlerin ortaya koyduğu tavrın da büyük önem taşıdığını belirtti.
Spor müsabakalarında rekabetin doğal olduğunu ancak rekabetin hakaret, düşmanlık veya şehirler arasında ayrışmaya yol açacak söylemlere dönüşmemesi gerektiğini dile getiren Yasak, tribün kültürünün de bu anlayış çerçevesinde şekillenmesi gerektiğini söyledi.
Yasak, Diyarbakır tribünlerinde Bursaspor aleyhine gerçekleştirilen tezahüratların kendisini ve Bursa camiasını üzdüğünü belirterek, bu tür söylemlerin sporun birleştirici ruhuyla bağdaşmadığını ifade etti.
Bursaspor’un Bursa açısından taşıdığı öneme dikkat çeken Mehmet Yasak, yeşil-beyazlı kulübün kentin farklı kesimlerini bir araya getiren ortak değerlerden biri olduğunu söyledi.
Bursaspor’un geçmişten bugüne Bursa’nın sportif kimliğinde önemli bir yere sahip olduğunu belirten Yasak, takımın sadece sahadaki sonuçlarıyla değil, kentin aidiyet duygusuyla da değerlendirildiğini ifade etti.
Yasak, “Bursaspor’a yönelik her türlü eleştirinin veya sportif rekabetin doğal karşılanabileceğini ancak tribünlerde hakaret ve düşmanlık içeren söylemlerin normalleştirilmemesi gerektiğini” vurguladı.
Mehmet Yasak, Türkiye’nin farklı bölgelerinden takımların karşı karşıya geldiği müsabakaların aynı zamanda farklı şehirlerin ve insanların birbirini tanımasına vesile olması gerektiğini söyledi.
Sporun insanları karşı karşıya getirmekten ziyade bir araya getiren önemli bir sosyal alan olduğuna dikkat çeken Yasak, tribünlerde kullanılan dilin de bu anlayışa uygun olması gerektiğini belirtti.

Yasak, özellikle kentlerin ve şehir kimliklerinin hedef alındığı söylemlerin toplumsal açıdan da dikkatle ele alınması gerektiğini ifade ederek, spor müsabakalarının birkaç saatlik rekabetin ötesinde insanlar arasında kalıcı bir düşmanlığa dönüşmemesi gerektiğini dile getirdi.
Bursa kamuoyunun bu tür olaylara karşı hassas olduğunu belirten Yasak, Bursaspor taraftarlarının da kulüplerine yönelik olumsuz söylemler karşısında tepki göstermesinin doğal olduğunu ancak verilen tepkilerin de sağduyu çerçevesinde kalması gerektiğini söyledi.
Yasak, herhangi bir tribün olayının başka bir tribünde yeni bir gerilim oluşturmasının doğru olmadığını ifade ederek, sporun kendi sınırları içerisinde kalması gerektiğini vurguladı.
Bursa’nın farklı şehirlerle ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkileri bulunduğuna dikkat çeken Yasak, şehirler arasında düşmanlık oluşturabilecek söylemler yerine karşılıklı saygının güçlendirilmesi gerektiğini kaydetti.
Tribünlerde yaşanan olayların sosyal medya aracılığıyla kısa sürede geniş kitlelere ulaştığını hatırlatan Yasak, bu nedenle taraftarların kullandığı dilin daha da önemli hale geldiğini belirtti.
Bir karşılaşma sırasında yapılan tezahüratların yalnızca stat içerisinde kalmadığını, sosyal medya ve çeşitli iletişim kanalları üzerinden binlerce kişiye ulaşabildiğini ifade eden Yasak, bu nedenle kulüplerin, taraftar gruplarının ve spor kamuoyunun daha dikkatli davranması gerektiğini söyledi.
Yasak, tribün kültürünün geliştirilmesi ve genç taraftarların sporun rekabet yönü kadar centilmenlik ve fair-play anlayışıyla da buluşturulmasının önemli olduğunu dile getirdi.
Diyarbakır ve Bursa’nın Türkiye’nin önemli şehirlerinden olduğunu belirten Yasak, farklı şehirlerin birbirlerine karşı düşmanlaştırılmasının hiçbir kesime fayda sağlamayacağını söyledi.
Spor müsabakalarında yaşanan rekabetin karşılaşmanın sona ermesiyle birlikte geride bırakılması gerektiğini ifade eden Yasak, farklı takımların taraftarlarının aynı ülkenin insanları olduğunu hatırlattı.
Yasak, tribünlerde kullanılan söylemlerin şehirlerin tamamını temsil etmediğinin de altını çizerek, yaşanan bir tribün olayının bütün bir kente veya topluma mal edilmemesi gerektiğini söyledi.
Bursa Lokantacılar, Kebapçılar, Köfteciler ve Benzerleri Esnaf Odası Başkanı Mehmet Yasak, Diyarbakır tribünlerinde Bursaspor aleyhine yapılan tezahüratları kınadığını belirterek, spor camiasının sağduyulu davranması çağrısında bulundu.
Yasak, açıklamasında sporun temel değerlerinin rekabet, mücadele, dayanışma ve fair-play olduğunu vurgulayarak, tribünlerde bu değerleri zedeleyecek söylemlere yer verilmemesi gerektiğini ifade etti.
Bursaspor’un Bursa için önemli bir değer olduğunu dile getiren Yasak, kulübe yönelik hakaret veya düşmanlık içeren söylemlerin Bursa’da tepkiyle karşılanacağını ancak bu tür durumlara verilecek karşılığın da sağduyu ve hukuk çerçevesinde olması gerektiğini belirtti.
Yasak, açıklamasının sonunda spor karşılaşmalarının sonucundan bağımsız olarak dostluk ve kardeşlik duygularının korunması gerektiğini söyledi.
Tribünlerde farklı görüşlerin ve takım rekabetlerinin bulunmasının doğal olduğunu ifade eden Yasak, bunun hiçbir zaman şehirler veya insanlar arasında düşmanlığa dönüşmemesi gerektiğini belirtti.
Bursaspor’un sahada mücadelesini sürdürürken tribünlerde de karşılıklı saygının korunmasının önemine dikkat çeken Yasak, Diyarbakır’da yaşandığı belirtilen tezahüratların bir daha tekrarlanmaması temennisinde bulundu.
Yasak, sporun ve futbolun insanları ayrıştıran değil, farklı şehirleri ve insanları buluşturan bir güç olması gerektiğini vurgulayarak, tüm taraftarlara sağduyu çağrısında bulundu.
“Sahadaki rekabet sahada kalmalı, tribünlerde ise dostluk ve kardeşlik kazanmalıdır” mesajını veren Mehmet Yasak, Bursaspor’a yönelik gerçekleştirilen tezahüratları bir kez daha kınadığını ifade etti.
Büyük Birlik Partisi (BBP) Ekonomi ve Kalkınmadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ekrem Alfatlı, sermaye piyasalarında son dönemde yaşanan gelişmelere ilişkin kapsamlı açıklamalarda bulundu. Tasfiye sürecine alınan yatırım fonlarıyla ilgili yürütülen inceleme ve soruşturmaların bütün yönleriyle ele alınması gerektiğini belirten Alfatlı, özellikle küçük yatırımcıların haklarının korunması, para ve varlık hareketlerinin takip edilmesi ve varsa haksız kazançların ortaya çıkarılması çağrısında bulundu.
Büyük Birlik Partisi ve Ekonomi ve Kalkınmadan Sorumlu Başkanlık olarak sermaye piyasalarındaki gelişmeleri yakından takip ettiklerini belirten Ekrem Alfatlı, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından alınan kararların ardından başlayan sürecin yatırımcılar açısından önemli sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.
Alfatlı, SPK tarafından 7 portföy yönetim şirketinin kurucusu olduğu 131 yatırım fonunun tasfiye sürecine alınması, söz konusu fonlardaki alım-satım işlemlerinin durdurulması ve sonrasında adli ve mali soruşturmaların başlatılmasının, konunun kapsamlı biçimde incelenmesini gerekli kıldığını söyledi.
Sürecin yalnızca fonların tasfiyesi üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Alfatlı, asıl üzerinde durulması gereken başlıkların yatırımcıların uğradığı veya uğrayabileceği zararların nasıl karşılanacağı, fonlardaki işlemlerin geçmişe dönük olarak nasıl gerçekleştiği ve varsa haksız kazançların kimlerin elinde kaldığının belirlenmesi olduğunu kaydetti.
SPK tarafından belirlenen tasfiye sürecine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Alfatlı, Tera Portföy fonları için Türkiye İş Bankası’nın, diğer 6 portföy yönetim şirketine ait fonlar için ise Ziraat Bankası’nın yetkilendirildiğini hatırlattı.
Alfatlı’nın aktardığı bilgilere göre tasfiye sürecinde fon varlıklarının piyasa koşulları ve yatırımcıların menfaatleri dikkate alınarak nakde çevrilmesi ve elde edilen tutarların yatırımcılara sahip oldukları katılma payları oranında aktarılması öngörülüyor.
Alfatlı ayrıca, 21 Eylül 2026 tarihinde yapılan son düzenlemeyle tasfiye için daha önce öngörülen azami 3 aylık sürenin 6 aya çıkarıldığını belirtti.
SPK’nın açıklamasına göre sürenin 6 aya çıkarılmasının tasfiyenin mutlaka bu süre içerisinde tamamlanacağı anlamına gelmediğine dikkat çeken Alfatlı, fon portföylerinin yapısı ve piyasa koşullarının uygun olması durumunda işlemlerin daha kısa sürede de tamamlanabileceğini ifade etti.
Tasfiye işlemlerinin yatırımcıların mağduriyetlerinin giderilmesi bakımından önemli olduğunu ancak tek başına yeterli görülmemesi gerektiğini savunan Alfatlı, geçmiş dönemde gerçekleştirilen işlemlerin de ayrıntılı şekilde incelenmesi gerektiğini söyledi.
Alfatlı, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:
“Asıl mesele, yatırımcının uğradığı veya uğrayabileceği zararın nasıl ve kim tarafından karşılanacağı ve varsa haksız kazancın kimlerin elinde kaldığının ortaya çıkarılmasıdır.”
Alfatlı, bu nedenle soruşturma ve inceleme süreçlerinin yalnızca mevcut fon varlıklarının tasfiyesine odaklanmaması gerektiğini, geçmiş işlemlerin de finansal ve hukuki bağlantılarıyla birlikte ele alınmasının önem taşıdığını belirtti.
SPK’nın 18 Eylül tarihli açıklamasında yer alan değerlendirmelere de değinen Alfatlı, 2025 yılının son çeyreğinde bazı fonların özellikle fiili dolaşım oranı düşük paylarda, şirketlerin ekonomik gerçekliği ve temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketlerine neden olduğunun belirtildiğini aktardı.
Alfatlı, konunun 2 Aralık 2025 tarihli Finansal İstikrar Komitesi toplantısında da gündeme geldiğini hatırlatarak, yaşanan gelişmelerin geçmişten bugüne uzanan yönleriyle değerlendirilmesi gerektiğini savundu.

Bu kapsamda yapılacak incelemelerin yalnızca fonların tasfiye edilmesiyle sınırlı kalmaması, söz konusu işlemlerin nasıl gerçekleştirildiğinin ve hangi ekonomik sonuçları doğurduğunun da ortaya konulması gerektiğini ifade etti.
Alfatlı, soruşturma ve inceleme süreçlerinde fonların gerçekleştirdiği işlemlerin ayrıntılı biçimde ortaya çıkarılması gerektiğini belirterek araştırılması gerektiğini düşündüğü başlıkları sıraladı.
Bu kapsamda;
Fonların hangi hisseleri hangi tarihlerde ve hangi fiyatlardan aldığı,
İşlemlerde hangi aracı kurumların kullanıldığı,
Fon yöneticileri, şirket ortakları, aracı kurumlar ve işlemleri gerçekleştiren gerçek veya tüzel kişiler arasında doğrudan veya dolaylı sermaye, ortaklık ya da menfaat ilişkisi bulunup bulunmadığı,
Fonların yoğun alım yaptığı dönemlerde ilgili hisselerde meydana gelen olağan dışı fiyat ve işlem hacmi hareketlerinin nedenleri,
Kamuya açıklanmamış bilgilerden önceden yararlanılarak işlem yapılıp yapılmadığı,
Büyük yatırımcıların veya ilişkili kişi ve şirketlerin fonlarda sorun ortaya çıkmadan önce pozisyonlarını azaltıp azaltmadıkları,
Yüksek getiri görüntüsü üzerinden yeni yatırımcıların, özellikle küçük yatırımcıların sisteme çekilip çekilmediği
gibi soruların yanıtlanması gerektiğini belirtti.
Alfatlı’ya göre incelemelerin en önemli başlıklarından biri ise para ve varlık hareketlerinin nihai olarak kimlere ekonomik menfaat sağladığının belirlenmesi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmanın kapsamının genişletilerek MASAK tarafından portföy şirketleri ile bunların alt şirketlerinin yöneticilerinin mali hareketlerine ilişkin verilerin talep edilmesini önemli bulduğunu belirten Alfatlı, finansal hareketlerin bütün bağlantılarıyla değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Alfatlı, 2024 yılından bu yana gerçekleştirilen yurt dışı para ve kripto varlık transferleri ile para giriş ve çıkışlarının araştırılması gerektiğini ifade etti.
İncelemelerin yalnızca şirket yöneticileriyle sınırlı tutulmaması gerektiğini savunan Alfatlı, gerekli görülmesi halinde birinci derece yakınların mali hareketlerinin de ilgili mevzuat çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Buradaki temel amacın herhangi bir kişiyi peşinen suçlamak değil, varsa finansal bağlantıların ve ekonomik menfaat ilişkilerinin somut veriler üzerinden ortaya çıkarılması olduğunu vurguladı.
Türkiye’de tasarruflarını döviz veya yurt dışında değerlendirmek yerine Türk lirası ve sermaye piyasalarına yönlendiren vatandaşların güveninin büyük önem taşıdığını ifade eden Alfatlı, özellikle uzun yıllar çalışarak birikim yapan küçük yatırımcıların korunması gerektiğini söyledi.
Küçük yatırımcıların birikimlerinin herhangi bir kişi, şirket, fon yöneticisi veya çıkar grubunun haksız kazanç elde etmesine yönelik bir araca dönüşmemesi gerektiğini belirten Alfatlı, hukuka aykırı işlemler bulunması halinde bunların tüm yönleriyle ortaya çıkarılması çağrısında bulundu.
Alfatlı, piyasa dolandırıcılığı, içeriden öğrenilen bilgilerin kullanılması, ilişkili taraf işlemleri, gerçeğe aykırı değerleme, yatırımcıların yanıltılması veya sermaye piyasası sistemindeki açıkların kullanılması yoluyla haksız menfaat elde edildiğinin tespit edilmesi halinde sorumluluğu bulunanların hukuk önünde hesap vermesi gerektiğini ifade etti.
Alfatlı, suçtan kaynaklandığı veya suçtan elde edildiği yargı kararıyla kesinleşen para, hisse, gayrimenkul ve diğer malvarlığı değerlerinin mevzuat çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Haksız kazanç ve buna bağlı malvarlığı değerlerinin hukuki süreçler sonucunda geri alınmasının önemine dikkat çeken Alfatlı, gerekli yasal düzenleme ve mekanizmaların bulunması halinde kamu otoritelerince tahsil edilen ve suçtan elde edildiği kesinleşen haksız kazançların öncelikle mağdur yatırımcıların zararlarının giderilmesinde kullanılmasını istedi.
Alfatlı, açıklamasında şu ifadeyi kullandı:
“Haksız kazancı yapanın yanına kâr kalmamalı; faturası da küçük yatırımcıya çıkarılmamalıdır.”
Sermaye piyasalarındaki gelişmelerle ilgili kamuoyuna yansıyan bilgi ve yorumlara da değinen Alfatlı, devam eden soruşturma süreçlerinde manipülatif haber ve dezenformasyon riskine karşı dikkatli olunması gerektiğini belirtti.
Sermaye piyasalarının büyük ölçüde güven üzerine kurulu olduğunu ifade eden Alfatlı, SPK, fonlar, bankalar, şirketler veya devam eden soruşturmalar hakkında bilerek ve kasıtlı şekilde gerçeğe aykırı ya da yanıltıcı bilgiler üreten kişi ve hesapların da incelenmesi gerektiğini savundu.
Alfatlı ayrıca, yatırımcıları paniğe sevk etmeye, yapay fiyat hareketleri oluşturmaya veya bu yolla ekonomik menfaat sağlamaya yönelik faaliyetlerin tespit edilmesi gerektiğini belirtti.
Bununla birlikte eleştiri, gazetecilik faaliyeti ve ifade özgürlüğünün korunması gerektiğinin de altını çizen Alfatlı, ifade özgürlüğü ile yatırımcıları yanıltmak amacıyla kasıtlı şekilde oluşturulan manipülatif içeriklerin birbirinden ayrılması gerektiğini kaydetti.
BBP olarak konuya herhangi bir kişi veya kurumu peşinen suçlayarak yaklaşmadıklarını ifade eden Alfatlı, amaçlarının küçük yatırımcının haklarının ve Türkiye’nin sermaye piyasalarına duyulan güvenin korunması olduğunu söyledi.
Alfatlı, soruşturma ve inceleme süreçlerinin somut deliller üzerinden yürütülmesi gerektiğini vurgulayarak, varsa sorumlulukların ortaya çıkarılması çağrısında bulundu.
Alfatlı, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Kim yaptıysa ortaya çıkarılmalıdır. Kimin ihmali varsa tespit edilmelidir. Kim haksız kazanç sağlamışsa hesabı sorulmalıdır. Para nereye gitmişse bulunmalıdır. Suçtan elde edildiği kesinleşen malvarlığı değerleri geri alınmalı ve mağdur yatırımcının zararının karşılanmasında kullanılabilmesi sağlanmalıdır.”
Devletin denetim ve gözetim mekanizmalarında herhangi bir eksiklik veya gecikme bulunup bulunmadığının da şeffaf biçimde araştırılması gerektiğini belirten Alfatlı, benzer sorunların tekrar yaşanmaması amacıyla gerekli yapısal tedbirlerin alınması çağrısında bulundu.
Açıklamasının sonunda sürecin hukuki çerçevede ve bütün yönleriyle yürütülmesi gerektiğini yineleyen Ekrem Alfatlı, Türkiye’nin sermaye piyasalarının yalnızca belirli kişi veya grupların menfaat alanı olmadığını ifade etti.
Devletin ilgili kurumlarının koordinasyon içerisinde hareket etmesi, soruşturmanın bütün yönleriyle sonuçlandırılması ve yatırımcıların haklarının korunması gerektiğini belirten Alfatlı, benzer olayların tekrar yaşanmaması için yapısal önlemlerin de gündeme alınmasını istedi.
Alfatlı açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
“Amaç intikam değil, adalettir. Amaç sermaye piyasalarını yıpratmak değil, tam tersine sermaye piyasalarımızı şaibeden arındırmak ve yatırımcının güvenini yeniden tesis etmektir.
Türkiye’nin sermaye piyasaları birkaç kişinin menfaat alanı değildir. Küçük yatırımcının alın teri, emeği ve birikimi sahipsiz değildir. Devletimizin bütün ilgili kurumları koordinasyon içerisinde hareket etmeli; soruşturma sonuna kadar götürülmeli, yatırımcının hakkı korunmalı ve benzer hadiselerin bir daha yaşanmaması için gerekli yapısal tedbirler gecikmeden hayata geçirilmelidir.”
Ekrem Alfatlı’nın açıklaması, sermaye piyasalarında yatırımcı güveninin korunması, tasfiye sürecindeki fonlara ilişkin işlemlerin incelenmesi ve varsa hukuka aykırı işlemlerin ortaya çıkarılması çağrısıyla sona erdi.
Saadet Partisi Bursa İl Başkanlığı, teşkilat çalışmalarının önümüzdeki dönemde daha etkin, koordineli ve sahaya dönük şekilde yürütülmesi amacıyla yıllık yapılanma ve planlama toplantısı düzenledi. Gün boyu süren programda yeni yönetim kadroları tanıtılırken, birimlerin görev dağılımları, saha çalışmaları, Bursa’nın ulaşım ve çevre sorunları ile Türkiye’nin ekonomik gündemi kapsamlı şekilde ele alındı.
Saadet Partisi Bursa İl Başkanlığı tarafından gerçekleştirilen yıllık yapılanma ve planlama programı, teşkilat mensuplarının katıldığı kahvaltı programıyla başladı. Günün ilk bölümünde teşkilat üyeleri bir araya gelirken, programın devamında il başkanlığı bünyesinde görev alacak yeni başkanlık divanı ve yönetim kurulu üyelerinin tanıtımı gerçekleştirildi.
Toplantının temel amacının teşkilatın önümüzdeki dönemde yürüteceği çalışmaların planlanması, görev ve sorumluluk alanlarının netleştirilmesi ve farklı birimler arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesi olduğu belirtildi.
Programın çalışma bölümünün açılış konuşmasını Saadet Partisi Bursa İl Başkanı Hamza Gürsel yaptı.
Gürsel, teşkilat çalışmalarında planlı hareket etmenin ve birimler arasında koordinasyonun sağlanmasının önemine dikkat çekti. Yeni dönemde görev üstlenecek yönetim kurulu üyeleri ve birim başkanlarıyla birlikte sahada daha aktif bir çalışma yürütülmesinin hedeflendiğini ifade etti.
Toplantıda ayrıca il başkanlığı bünyesine yeni katılan başkanlık divanı ve yönetim kurulu üyeleri tanıtılarak görev alanları hakkında değerlendirmelerde bulunuldu.
Yeni görev dağılımlarının belirlenmesinin ardından birimlerin kendi sorumluluk alanlarında yürüteceği çalışmalar üzerinde duruldu.
Gün boyunca devam eden toplantının önemli gündem maddelerinden birini teşkilat birimlerinin çalışma planları oluşturdu.
Birim başkanlarıyla birlikte görev yapacak yönetim kurulu üyeleri belirlenirken, her birimin önümüzdeki dönemde gerçekleştirmeyi planladığı faaliyetler değerlendirildi. Teşkilat mensupları tarafından dile getirilen öneri, görüş ve temenniler de toplantının ilgili bölümlerinde ele alındı.
Çalışma planlarının hazırlanması sırasında yalnızca teşkilat içindeki görev dağılımının değil, sahada yürütülecek çalışmaların da kapsamının değerlendirilmesi üzerinde duruldu.

Bu kapsamda vatandaşlarla doğrudan temas kurulması, farklı toplumsal kesimlerin sorun ve beklentilerinin yerinde dinlenmesi ve sahadan elde edilen bilgilerin ilgili parti birimleri tarafından değerlendirilmesine yönelik planlamalar görüşüldü.
Toplantıda önümüzdeki dönemde gerçekleştirilecek saha çalışmalarına ilişkin yol haritası da değerlendirildi.
Vatandaşların gündelik yaşamda karşılaştığı sorunların doğrudan dinlenmesi ve farklı kesimlerin taleplerinin yerinde tespit edilmesi gerektiğine dikkat çekilirken, saha çalışmalarından elde edilecek verilerin teşkilatın ilgili birimleri tarafından değerlendirilmesi planlandı.
Saadet Partisi’nin “Milli Görüş” ve “Adil Düzen” söylemleri çerçevesinde yürüttüğü çalışmaların da ele alındığı toplantıda, birim başkanları kendi sorumluluk alanlarına ilişkin hazırladıkları görüş, öneri ve çalışma planlarını İl Başkanı Hamza Gürsel’e sundu.
Böylece yeni dönemde teşkilatın farklı birimlerinin çalışmalarının daha koordineli biçimde yürütülmesine yönelik değerlendirmeler gerçekleştirildi.
Toplantının kapanış bölümünde Türkiye’nin ekonomik ve sosyal gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulunan İl Başkanı Hamza Gürsel, vatandaşların karşı karşıya kaldığı ekonomik sorunları gündeme taşıdı.
Gürsel, vatandaşların ekonomik koşullar nedeniyle yaşadığı güçlüklerin arttığını savunarak hayat pahalılığı, enflasyon, vergi yükü, akaryakıt fiyatları ve öğrencilerin barınma giderlerine dikkat çekti.
Özellikle düşük gelirli vatandaşların temel ihtiyaçlarını karşılamakta daha fazla zorlandığını ifade eden Gürsel, ekonomik koşullardaki değişimin toplumun farklı kesimleri üzerindeki etkilerinin yakından takip edilmesi gerektiğini belirtti.
Gürsel’in değerlendirmesinde akaryakıt fiyatlarındaki artışların da önemli bir başlık olduğu görüldü. Akaryakıt maliyetlerindeki yükselişin yalnızca bireysel ulaşım giderleriyle sınırlı kalmadığını belirten Gürsel, bu maliyetlerin üretim, lojistik ve temel tüketim ürünlerinin fiyatlarına kadar uzanan geniş bir ekonomik etki oluşturduğunu ifade etti.
Toplantıda ekonomik gündem değerlendirilirken öğrencilerin karşı karşıya kaldığı barınma maliyetleri de gündeme getirildi.
Gürsel, özellikle eğitim dönemlerinde öğrencilerin kira ve diğer barınma giderleri nedeniyle yaşadığı ekonomik yükün takip edilmesi gerektiğini belirterek, toplumun farklı kesimlerinin yaşadığı ekonomik sorunların teşkilat çalışmaları kapsamında sahadan izlenmesine vurgu yaptı.
Ekonomik gelişmelerin yalnızca makro göstergeler üzerinden değil, vatandaşların günlük yaşamına yansıyan sonuçları üzerinden de değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi.
Toplantının bir diğer önemli gündemini ise Bursa’nın yerel sorunları oluşturdu.
İl Başkanı Hamza Gürsel, konuşmasının Bursa’ya ilişkin bölümünde kentin ulaşım, çevre ve şehirleşme başta olmak üzere uzun süredir tartışılan sorunlarına değindi.
Bursa’da artan nüfus ve kentleşmeyle birlikte trafik yoğunluğunun önemli bir sorun olmaya devam ettiğini belirten Gürsel, ulaşım konusunda kentin mevcut ihtiyaçlarının yanı sıra gelecekte ortaya çıkabilecek ihtiyaçların da dikkate alınması gerektiğini ifade etti.
Gürsel ayrıca Bursa Ovası üzerindeki yapılaşmanın kentin geleceği açısından dikkatle ele alınması gerektiğini söyledi.
Kentleşmenin plansız biçimde ilerlemesinin ulaşım, tarım alanları, çevre ve yaşam kalitesi açısından çeşitli sonuçlar doğurabileceğini belirten Gürsel, Bursa’nın şehirleşme politikalarının uzun vadeli bir perspektifle değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.
Bursa’nın gündemindeki bir diğer başlık ise hava kirliliği oldu.
Hava sıcaklıklarının düşmesiyle birlikte hava kalitesinin kentte yeniden önemli bir gündem maddesi hâline geldiğini belirten Gürsel, özellikle sanayi kaynaklı emisyonlara yönelik denetimlerin ve önleyici tedbirlerin güçlendirilmesi gerektiğini savundu.
Bursa’nın sanayi, nüfus ve kentleşme bakımından büyüyen bir şehir olduğuna dikkat çekilirken, ekonomik faaliyetlerle çevresel sürdürülebilirlik arasındaki dengenin gözetilmesi gerektiği ifade edildi.
Gürsel, hava kirliliğinin kentte yaşayan vatandaşların günlük yaşamını ve şehirdeki yaşam kalitesini doğrudan ilgilendiren konular arasında bulunduğunu belirtti.
Toplantının kapanışında teşkilatın önümüzdeki dönemde Bursa’daki saha çalışmalarına ağırlık vereceğini belirten İl Başkanı Hamza Gürsel, vatandaşların görüş ve taleplerinin doğrudan dinlenmesine yönelik çalışmalar yürütüleceğini ifade etti.
Gürsel, Saadet Partisi Bursa İl Başkanlığı olarak kentin sorunlarını yalnızca gündeme taşımakla yetinmeyeceklerini, vatandaşlarla doğrudan temas kurarak sorunları sahadan takip etmeyi hedeflediklerini belirtti.
Bursa’nın daha yaşanabilir, huzurlu ve güvenli bir kent hâline gelmesi için teşkilatın bütün birimleriyle çalışma yürüteceklerini ifade eden Gürsel, yeni dönemde birim başkanları ve yönetim kurulu üyelerinin kendi sorumluluk alanlarında aktif görev üstleneceğini kaydetti.
Yıllık yapılanma ve planlama toplantısında teşkilatın iç yapılanmasının yanı sıra önümüzdeki dönemde gerçekleştirilecek faaliyetlerin genel çerçevesi de oluşturuldu.
Birimlerin kendi çalışma alanlarına ilişkin hazırladığı notlar değerlendirilirken, saha faaliyetlerinin planlanması ve görev dağılımlarının netleştirilmesi üzerinde duruldu.
Toplantı, birimlerin önümüzdeki dönemde gerçekleştireceği faaliyetlere ilişkin çalışma notlarının alınması, görev ve sorumlulukların değerlendirilmesi ve planlamaların tamamlanmasının ardından sona erdi.
Saadet Partisi Bursa İl Başkanlığı’nın gerçekleştirdiği programla birlikte yeni dönemde teşkilat yapılanmasının güçlendirilmesi, birimler arasındaki koordinasyonun artırılması ve saha çalışmalarının daha planlı şekilde yürütülmesine yönelik çalışmaların çerçevesi belirlenmiş oldu.