DOLAR 48,81500,05%
EURO 55,99160,03%
ALTIN 6.780,14-0,51
BITCOIN 41671584.59052%
Bursa
18°

HAFİF YAĞMUR

SABAHA KALAN SÜRE

Erdal ORHAN

Erdal ORHAN

22 Eylül 2026 Salı

Orhangazi’de “İlk Evim Arsa” projesinde 4 yıl geçti: Hak sahipleri yer ve takvim bekliyor

Orhangazi’de “İlk Evim Arsa” projesinde 4 yıl geçti: Hak sahipleri yer ve takvim bekliyor
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İYİ Parti Orhangazi İlçe Başkanı Bülent Bakış, 2022 yılında açıklanan TOKİ “İlk Evim Arsa” projesi kapsamında Orhangazi’de hak sahibi olan vatandaşların yaklaşık 4 yıldır proje hakkında net bilgi beklediğini belirterek yetkililere çağrıda bulundu. Bakış, “Yer nerede? Süreç hangi aşamada? Takvim nedir?” sorularıyla projenin mevcut durumunun kamuoyuna açıklanmasını istedi.

Orhangazi’de 2022 yılında başvuruları alınan ve hak sahipliği süreci gerçekleştirilen TOKİ “İlk Evim Arsa” projesi, aradan geçen yaklaşık 4 yıla rağmen yeniden gündeme geldi.

Projede hak sahibi olan vatandaşlar, kendilerine tahsis edilmesi planlanan arsaların nerede olduğunu, imar ve parselasyon çalışmalarının hangi aşamada bulunduğunu ve tahsis işlemlerinin ne zaman başlayacağını merak ediyor.

İYİ Parti Orhangazi İlçe Başkanı Bülent Bakış da yaptığı açıklamayla, projeyle ilgili belirsizliklerin giderilmesi ve vatandaşların bilgilendirilmesi çağrısında bulundu.

“Aradan yaklaşık 4 yıl geçti”

Bakış, 2022 yılında açıklanan TOKİ İlk Evim Arsa Projesi kapsamında Orhangazi’de de başvuruların alındığını ve hak sahipliği sürecinin gerçekleştirildiğini hatırlattı.

Aradan geçen süreye dikkat çeken Bakış, hak sahibi vatandaşların bugün gelinen noktada projenin hangi aşamada olduğunu bilmek istediğini ifade etti.

Bakış, konunun siyasi tartışmaya dönüştürülmesinden ziyade vatandaşların doğrudan yanıt beklediği bir mesele olarak ele alınması gerektiğini belirtti.

“Orhangazi’de proje için yer belirlendi mi?”

İYİ Parti Orhangazi İlçe Başkanı Bülent Bakış, açıklamasında özellikle projenin uygulanacağı alanla ilgili kamuoyunda oluşan soru işaretlerine dikkat çekti.

Bakış, yetkililere şu soruları yöneltti:

Orhangazi’de proje için yer belirlendi mi?

Belirlendiyse hangi bölgede?

Planlama, imar ve parselasyon çalışmaları hangi aşamada?

Altyapı çalışmalarına ilişkin bir takvim bulunuyor mu?

Hak sahiplerine tahsis sürecinin ne zaman başlaması öngörülüyor?

Bakış, bu soruların yalnızca siyasi çevrelerin değil, doğrudan proje kapsamında hak sahibi olan vatandaşların da merak ettiği konular olduğunu ifade etti.

“Vatandaş ne zaman arsasına kavuşacağını bilmek istiyor”

Projede hak sahibi olan vatandaşların uzun süredir sürecin nasıl ilerlediğine ilişkin bilgi beklediğini belirten Bakış, özellikle yer seçimi ve tahsis takviminin netleşmesinin önem taşıdığını söyledi.

Bakış’a göre vatandaş açısından yalnızca hak sahibi olduğunun açıklanması yeterli değil. Projenin hangi bölgede uygulanacağı, imar ve parselasyon çalışmalarının ne zaman tamamlanacağı ve tahsis işlemlerinin hangi takvim doğrultusunda yapılacağı konusunda da açık bir yol haritası ortaya konulması gerekiyor.

“Amacımız tartışma oluşturmak değil”

Bülent Bakış, açıklamasında konuyu siyasi polemik haline getirmek istemediklerini özellikle vurguladı.

Bakış, amaçlarının Orhangazi’de proje kapsamında hak sahibi olan vatandaşların sorularına yanıt bulunmasını sağlamak olduğunu belirterek, ilgili kurumların kamuoyunu bilgilendirmesini istedi.

Bakış, “Amacımız tartışma oluşturmak değil; vatandaşlarımızın merak ettiği konulara açıklık kazandırılmasıdır” ifadelerini kullandı.

“Kamuoyu bilgilendirilmeli”

İYİ Parti Orhangazi İlçe Başkanı Bakış, ilgili kurumların Orhangazi özelinde projenin mevcut durumu hakkında kapsamlı bir açıklama yapmasını beklediklerini söyledi.

Bakış, özellikle projenin yerinin belirlenip belirlenmediği, planlama ve imar çalışmalarının hangi aşamada olduğu, altyapı için herhangi bir takvimin oluşturulup oluşturulmadığı ve arsaların hak sahiplerine ne zaman tahsis edileceği konularında net bilgi verilmesi gerektiğini ifade etti.

Yaklaşık dört yıllık sürecin ardından vatandaşların “Proje ne zaman başlayacak?” sorusuna yanıt aradığını belirten Bakış, belirsizliğin giderilmesi gerektiğini savundu.

“Yer nerede, süreç hangi aşamada, takvim nedir?”

Açıklamasının sonunda üç başlığı özellikle öne çıkaran Bakış, projenin geleceğine ilişkin temel soruları şöyle sıraladı:

YER NEREDE?

SÜREÇ HANGİ AŞAMADA?

TAKVİM NEDİR?

Bakış, bu soruların yanıtlarının Orhangazi kamuoyuyla paylaşılmasını isterken, İYİ Parti Orhangazi İlçe Başkanlığı olarak konuyu takip etmeyi sürdüreceklerini belirtti.

Hak sahipleri açıklama bekliyor

TOKİ İlk Evim Arsa projesi kapsamında Orhangazi’de hak sahibi olan vatandaşların önündeki en önemli soru işaretleri ise projenin uygulanacağı alan, imar ve parselasyon süreci ile tahsis takvimi olarak öne çıkıyor.

Bülent Bakış’ın açıklamasıyla birlikte, gözler ilgili kurumların Orhangazi özelinde yapacağı açıklamaya çevrildi. Hak sahiplerinin, yaklaşık dört yıllık sürecin ardından projenin hangi aşamada olduğuna ve arsaların ne zaman tahsis edileceğine ilişkin net bir takvim beklediği ifade edildi.

Devamını Oku

Metinbaş’tan İnegöl mobilyası için sert çıkış: “Artık söz değil, somut icraat istiyoruz”

Metinbaş’tan İnegöl mobilyası için sert çıkış: “Artık söz değil, somut icraat istiyoruz”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

DEVA Partisi İnegöl İlçe Başkanı Onur Metinbaş, İnegöl mobilya sektörünün yaşadığı sorunlara ilişkin sert açıklamalarda bulundu. Artan üretim maliyetleri, daralan siparişler, finansmana erişim güçlüğü ve enerji sorunlarının esnafı ciddi biçimde zorladığını belirten Metinbaş, yıllardır dile getirilen sorunların artık açıklamalarla geçiştirilemeyeceğini savundu. “Esnafın umuda ihtiyacı var ama boş vaade ihtiyacı yok” diyen Metinbaş, İnegöl mobilyası için somut, ölçülebilir ve uygulanabilir adımlar atılması çağrısında bulundu.

İnegöl ekonomisinin temel taşı konumundaki mobilya sektöründe yaşanan sıkıntılar, sektör temsilcilerinin açıklamalarıyla yeniden gündeme geldi.

İnegöl Marangozlar ve Mobilyacılar Odası Başkanı Yasin Altuntepe’nin sektörün içinde bulunduğu tabloya ilişkin değerlendirmelerinin ardından DEVA Partisi İnegöl İlçe Başkanı Onur Metinbaş da kapsamlı bir açıklama yaptı.

Metinbaş, mobilya sektörünün yalnızca ticari bir faaliyet alanı olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, sektörde yaşanan her sorunun doğrudan İnegöl’ün istihdamına, ihracatına, esnafına ve kent ekonomisine yansıdığını ifade etti.

Metinbaş’a göre bugün gelinen noktada mesele yeni proje açıklamak ya da kamuoyuna yeni vaatler sunmak değil, mevcut sorunların çözümü için somut adımlar atılması.

“İnegöl mobilyası artık günü kurtarma politikalarıyla yönetilemez”

İnegöl mobilyasının yıllardır kentin üretim gücünün en önemli unsurlarından biri olduğunu belirten Metinbaş, buna rağmen üreticilerin giderek ağırlaşan maliyet yükü altında bırakıldığını savundu.

Metinbaş, hammadde fiyatlarından enerji giderlerine, kiralardan personel maliyetlerine ve finansman yüküne kadar çok sayıda kalemin işletmeler üzerindeki baskıyı artırdığını belirterek, siparişlerde yaşanan daralmanın da tabloyu daha ağır hale getirdiğini söyledi.

Küçük ve orta ölçekli işletmelerin artık büyüme hedeflerinden önce ayakta kalma mücadelesi verdiğini ifade eden Metinbaş, bu durumun yalnızca işletme sahiplerini değil, çalışanları ve kent ekonomisini de yakından ilgilendirdiğini dile getirdi.

Metinbaş, sorunun artık birkaç işletmenin yaşadığı münferit bir sıkıntı olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, sektörün bütününü ilgilendiren yapısal bir sorunla karşı karşıya olunduğunu savundu.

“Esnaf yıllardır anlatıyor, artık dinlemek yetmez”

Metinbaş, mobilyacı esnafının sorunlarını yıllardır farklı platformlarda dile getirdiğini belirterek, açıklama yapmanın ve sorunları tespit etmenin tek başına yeterli olmadığını söyledi.

Sektör temsilcilerinin sorunları ilgili kurumlara aktardığını, ancak üreticinin artık sonuç görmek istediğini belirten Metinbaş, çözüm için somut bir yol haritası ortaya konulması gerektiğini ifade etti.

Metinbaş’ın açıklamasındaki en sert başlıklardan biri de bu noktada geldi.

Esnafın yalnızca seçim dönemlerinde, toplantılarda veya kamuoyu açıklamalarında hatırlanmaması gerektiğini belirten Metinbaş, üreticinin günlük hayatında karşı karşıya kaldığı maliyet ve finansman sorunlarının kalıcı biçimde çözülmesi gerektiğini savundu.

“Proje adı altında yeni yükler getirilmemeli”

İnegöl mobilyasıyla ilgili son dönemde farklı projelerin ve önerilerin gündeme geldiğini hatırlatan Metinbaş, projelerin içeriğinin kadar uygulanabilirliğinin de önemli olduğunu söyledi.

Bir projenin kamuoyuna açıklanmasının tek başına çözüm anlamına gelmediğini belirten Metinbaş, özellikle esnaftan maddi katkı veya ücret talep edilen çalışmaların bütün ayrıntılarıyla açıklanması gerektiğini ifade etti.

Metinbaş, şu soruların kamuoyunun önünde yanıtlanması gerektiğini savundu:

Proje tam olarak ne sağlayacak?
Kim uygulayacak?
Finansmanı nasıl sağlanacak?
Esnafa maliyeti ne olacak?
Üretici bundan ne kazanacak?
Ne zaman hayata geçirilecek?
Sonuçları nasıl ölçülecek?

Metinbaş’a göre İnegöl esnafının artık genel ifadelerden ve belirsiz vaatlerden ziyade bu soruların somut yanıtlarını görmeye ihtiyacı var.

“Esnaf karşılıksız destek istemiyor”

Metinbaş, açıklamasında esnafın devletten veya kurumlardan karşılıksız kaynak talep ettiği şeklindeki bir yaklaşımın da doğru olmadığını belirtti.

Üreticinin temel beklentisinin, üretmeye devam edebilmesini sağlayacak ekonomik koşulların oluşturulması olduğunu ifade eden Metinbaş, finansmana erişim, enerji maliyetleri ve üretim giderleri konusunda daha gerçekçi politikalar uygulanması gerektiğini söyledi.

Metinbaş, üreticinin çalışmak, ihracat yapmak, istihdam oluşturmak ve yatırımını sürdürmek istediğini belirterek, bunun için öncelikle işletmelerin nefes alabileceği bir ekonomik ortam oluşturulması gerektiğini savundu.

“Finansmana erişim sorunu görmezden gelinemez”

Mobilya sektöründe yaşanan en önemli sorunlardan birinin finansmana erişim olduğunu belirten Metinbaş, özellikle küçük işletmeler açısından kredi maliyetlerinin ve nakit akışındaki bozulmanın ciddi bir baskı oluşturduğunu söyledi.

Üretim yapan işletmelerin sermayelerini yalnızca artan maliyetleri karşılamak için kullanmak zorunda kalmasının sürdürülebilir olmadığını belirten Metinbaş, finansmana erişimin kolaylaştırılması gerektiğini ifade etti.

Metinbaş, “Üreten işletmenin finansmana erişemediği, yatırım yapamadığı ve işletme sermayesini koruyamadığı bir ortamda sektörün büyümesini beklemek gerçekçi değildir” değerlendirmesinde bulundu.

“Enerji ve yakacak sorunu ertelenemez”

Metinbaş, İnegöl’deki üretim bölgelerinde enerji ve ısınma konusunda yaşanan sorunların da görmezden gelinmemesi gerektiğini söyledi.

Çevrenin korunmasının önemli olduğunu belirten Metinbaş, ancak üreticinin önüne yalnızca yasak ve yaptırım konulmasının yeterli olmadığını savundu.

Özellikle doğal gaz altyapısının bulunmadığı bölgelerde faaliyet gösteren işletmeler için ekonomik ve ulaşılabilir alternatiflerin oluşturulması gerektiğini ifade eden Metinbaş, esnafın hem çevre kurallarına uymasının hem de üretimini sürdürebilmesinin sağlanması gerektiğini söyledi.

“İnegöl mobilyası siyasi slogan malzemesi yapılmamalı”

Metinbaş, İnegöl mobilyasının siyasi tartışmaların ve dönemsel vaatlerin konusu haline getirilmemesi gerektiğini belirtti.

Sektörün kent açısından taşıdığı önemin siyasi görüşlerin üzerinde olduğunu ifade eden Metinbaş, hangi siyasi partiden olursa olsun, çözüm üretmeye yönelik her adımın desteklenmesi gerektiğini söyledi.

Ancak bunun için öncelikle ortaya konulan projelerin gerçekçi olması gerektiğini savunan Metinbaş, İnegöl mobilyasının yalnızca seçim dönemlerinde gündeme taşınmasının yeterli olmadığını dile getirdi.

“Esnafın sabrı tükeniyor”

Metinbaş, sektör temsilcilerinin açıklamalarında dile getirdiği sorunların uzun süredir kamuoyunun gündeminde olduğunu belirterek, artık aynı sorunların tekrar tekrar konuşulmasının çözüm anlamına gelmediğini söyledi.

İnegöl’de üretim yapan işletmelerin her geçen gün yeni bir maliyet kalemiyle karşı karşıya kaldığını ifade eden Metinbaş, esnafın sabır sınırlarının zorlandığını savundu.

Metinbaş’a göre artık yeni bir sorun listesi hazırlamak yerine, mevcut sorunların her biri için sorumlu kurumların, takvimin ve çözüm yönteminin ortaya konulması gerekiyor.

“Kim çözüm üretecekse onunla görüşürüz”

Metinbaş, DEVA Partisi İnegöl İlçe Başkanlığı olarak sektör temsilcilerinin taleplerini siyasi görüş ayrımı yapmadan gündemde tutacaklarını belirtti.

“Biz DEVA Partisi İnegöl İlçe Başkanlığı olarak; hangi siyasi görüşten gelirse gelsin, İnegöl için üreten, istihdam sağlayan, ihracat yapan her işletmemizin yanında durmaya ve sektör temsilcilerinin haklı taleplerini gündemde tutmaya devam edeceğiz” diyen Metinbaş, sektörün sorunlarının çözümü konusunda tüm kurumlarla iletişime açık olduklarını ifade etti.

“İnegöl mobilyası güç kaybederse İnegöl güç kaybeder”

İnegöl mobilyasının yalnızca mobilyacının meselesi olmadığını vurgulayan Metinbaş, sektörün kent ekonomisi açısından kritik bir noktada bulunduğunu söyledi.

Mobilya sektöründeki daralmanın yan sanayiden nakliyeye, istihdamdan ihracata kadar çok sayıda alanı etkileyebileceğini belirten Metinbaş, bu nedenle sektörün yaşadığı sorunların kent gündeminin öncelikli başlıklarından biri olması gerektiğini savundu.

Metinbaş, “İnegöl mobilyası güç kaybederse, İnegöl güç kaybeder” diyerek sektörün korunması ve üretim kapasitesinin sürdürülebilmesi gerektiğini ifade etti.

“Artık açıklama değil, sonuç görmek istiyoruz”

Açıklamasının sonunda daha sert bir mesaj veren Metinbaş, İnegöl mobilya sektörünün artık yalnızca vaat ve proje açıklamalarıyla oyalanmaması gerektiğini söyledi.

Metinbaş, esnafın yıllardır aynı sorunları dile getirdiğini belirterek, “Esnafımızın umuda ihtiyacı var ama boş vaade ihtiyacı yok” yaklaşımını öne çıkardı.

Metinbaş’a göre bundan sonraki süreçte yapılması gereken; sorunları yeniden sıralamak değil, çözüm için somut takvim oluşturmak, sorumlulukları belirlemek ve verilen sözlerin sonuçlarını kamuoyuna açıklamak.

Metinbaş, İnegöl mobilyasının geleceğinin yalnızca sektör temsilcilerini değil, bütün kenti ilgilendirdiğini belirterek, üreticinin ayakta kalabilmesi için somut adımların gecikmeden atılması gerektiğini vurguladı.

“İnegöl esnafı artık söz değil, sonuç görmek istiyor. Üreticinin maliyet yükü hafifletilmeli, finansmana erişim kolaylaştırılmalı, enerji ve yakacak konusunda uygulanabilir çözümler ortaya konulmalı. İnegöl mobilyacısı üretmek istiyor. Bunun için de önüne yeni engeller değil, üretmesini sağlayacak koşullar konulmalı. Bizim derdimiz siyaset yapmak değil; İnegöl’ün üretimini, istihdamını ve geleceğini korumaktır.”

Devamını Oku

Özer Matlı: “KOBİ OSB şahısların değil, BTSO’nun projesidir”

Özer Matlı: “KOBİ OSB şahısların değil, BTSO’nun projesidir”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Başkan Adayı Özer Matlı, KOBİ OSB projesine ilişkin açıklamalarda bulunarak, projenin kişilerden ve dönemsel yönetimlerden bağımsız şekilde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Matlı, geçmişte KOBİ’lerden alınan başvuruların da dikkate alınması gerektiğini belirterek, “Hiçbir başvuru yok sayılmayacak” mesajı verdi.

BTSO Başkan Adayı Özer Matlı, KOBİ OSB projesinin geleceğine ilişkin değerlendirmelerini sosyal medya hesapları üzerinden kamuoyuyla paylaştı. Projenin herhangi bir kişi ya da yönetimin özel çalışması olarak görülmemesi gerektiğini belirten Matlı, KOBİ OSB’nin BTSO’nun kurumsal sorumluluğunda olduğunu ifade etti.

Matlı, açıklamasında projenin BTSO seçimlerinin sonucuna göre başlayıp duracak bir çalışma olmadığını belirterek, “KOBİ OSB, bir kişinin ya da bir yönetimin projesi değildir. Seçimi kimin kazandığına göre başlayacak veya duracak bir iş de değildir. Bu proje, BTSO’nun kurumsal sorumluluğundadır” ifadelerini kullandı.

“Yaklaşık 10 yıldır iki kez talep toplandı”

KOBİ OSB sürecinin geçmişine de değinen Matlı, yaklaşık 10 yıllık dönemde KOBİ’lerden iki kez talep toplandığını, buna rağmen bugüne kadar yer tahsisi gerçekleştirilmediğini öne sürdü.

Seçimlere kısa süre kala yeniden talep toplanmasının da değerlendirilmesi gerektiğini belirten Matlı, daha önce başvuru yapan işletmelerin taleplerinin hangi aşamada olduğunun kamuoyuna açıklanması gerektiğini savundu.

Matlı, açıklamasında, “Daha önce toplanan talepler neden sonuçlandırılmadı? Verilen sözler neden yerine getirilmedi?” sorularını gündeme taşıdı.

Bu ifadelerle birlikte KOBİ OSB kapsamında geçmiş yıllarda başvuru yapan işletmelerin taleplerinin akıbeti de yeniden tartışmaya açıldı.

Öte yandan BTSO tarafından daha önce yapılan açıklamalarda, KOBİ OSB projesine firmalardan yoğun talep geldiği ve projenin küçük ve orta ölçekli işletmelerin üretim kapasitesini geliştirmesi ve uluslararası pazarlara açılmasına katkı sağlamasının hedeflendiği belirtilmişti.

“Hiçbir başvuru yok sayılmayacak”

Özer Matlı, BTSO Başkanlığına seçilmeleri halinde KOBİ OSB kapsamında geçmişte alınan başvuruların da sürecin dışında bırakılmayacağını söyledi.

Matlı, “Biz göreve geldiğimizde, son toplananlar dâhil bütün başvurular BTSO’nun güvencesi altında olacak. Hiçbir başvuru yok sayılmayacak. Süreç başından sonuna kadar takip edilecek” açıklamasında bulundu.

KOBİ OSB’de yer tahsislerinin belirli, açık ve takip edilebilir kriterlere göre yapılması gerektiğini belirten Matlı, sürecin daha şeffaf ve adil bir şekilde yürütülmesi gerektiğini ifade etti.

KOBİ OSB Bursa iş dünyasının gündeminde

KOBİ’lerin üretim faaliyetlerini daha planlı sanayi alanlarına taşıması ve büyüme ihtiyaçlarının karşılanması, Bursa iş dünyasının uzun süredir gündeminde yer alan konular arasında bulunuyor.

BTSO’nun daha önceki açıklamalarında da KOBİ OSB’nin, küçük ve orta ölçekli işletmelerin üretim altyapısını güçlendirmesi ve uluslararası pazarlara erişimini kolaylaştırması hedeflenen projelerden biri olduğu ifade edilmişti.

Matlı ise daha önce kamuoyuyla paylaştığı “Bursa Ekonomisi Dönüşüm Planı – Vizyon 2040” çalışmasında da KOBİ OSB konusuna yer vermişti. Matlı’nın önceki açıklamalarında, Bursa’nın farklı bölgelerinde KOBİ’lerin üretim alanı ihtiyacının karşılanmasına yönelik önerilerinin yanı sıra Bursa’nın doğusunda da bir KOBİ OSB kurulması gerektiği yönündeki görüşü bulunuyordu.

“Kurumlar kalıcıdır, kişiler geçicidir”

Açıklamasının sonunda KOBİ OSB’nin BTSO’nun kurumsal yapısı içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Matlı, projenin kişilere bağlı olmaması gerektiğini belirtti.

Matlı, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:

“Çünkü KOBİ OSB şahısların değil, BTSO’nun projesidir. Kurumlar kalıcıdır, kişiler geçicidir.”

Matlı’nın açıklamasıyla birlikte KOBİ OSB kapsamında geçmişte alınan başvuruların durumu, yeni taleplerin nasıl değerlendirileceği ve yer tahsislerinin hangi kriterlere göre yapılacağı konuları BTSO seçimleri öncesinde yeniden gündeme geldi.

Devamını Oku

“Sağlıklı nesiller, güçlü yarınlar”

“Sağlıklı nesiller, güçlü yarınlar”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

HÜR DÜŞÜNCE HAREKETİ BURSA ŞUBESİ’NDEN “ÇOCUK VE SPOR ÇALIŞTAYI”

Çocukların sporla buluşması, sporun geleceği ve psikolojik etkileri Bursa’da kapsamlı şekilde ele alındı

BURSA – Hür Düşünce Hareketi Bursa Şubesi tarafından düzenlenen “Çocuk ve Spor Çalıştayı”, spor camiasından önemli isimlerin, belediye başkanlarının, spor yöneticilerinin, eski milli sporcuların ve farklı alanlardan uzmanların katılımıyla gerçekleştirildi.

“Sağlıklı nesiller, güçlü yarınlar” temasıyla düzenlenen çalıştayda; çocukların erken yaşta sporla tanışması, spor kültürünün yaygınlaştırılması, altyapı çalışmaları, farklı branşların geliştirilmesi, özel gereksinimli çocukların spora erişimi, sporun çocukların psikolojik ve sosyal gelişimine etkileri ile Bursa’nın spor geleceği çok yönlü olarak değerlendirildi.

Ördekli Kültür Merkezi Bursa’da gerçekleştirilen program, Hür Düşünce Hareketi’nin çocuklar ve gençlerin sportif faaliyetlere katılımını artırmaya yönelik çalışmaları kapsamında düzenlendi.

AKSOY: “ÇOCUKLARIN SPORLA BULUŞMASI GELECEĞİN İNŞASIDIR”

Çalıştayda konuşan Hür Düşünce Hareketi Genel Başkanı Süleyman Aksoy, sporun yalnızca fiziksel gelişim açısından değil, çocukların sosyal, kültürel ve kişisel gelişimleri bakımından da önemli bir alan olduğunu vurguladı.

Program kapsamında gerçekleştirilen oturumlarda çocukların sporla daha erken yaşlarda buluşturulması, sporun toplum genelinde yaygınlaştırılması ve gençlerin farklı branşlara yönlendirilmesine ilişkin değerlendirmeler yapıldı.

Hür Düşünce Hareketi Bursa Şube Başkanı Salih Can Öz de çalıştayın Bursa açısından taşıdığı öneme dikkat çekerek, farklı spor branşlarından isimleri ve spor dünyasının deneyimli temsilcilerini aynı platformda buluşturmaktan duydukları memnuniyeti dile getirdi.

GEMLİK BELEDİYE BAŞKANI ŞÜKRÜ DEVİREN’E PLAKET

Çalıştayın dikkat çeken bölümlerinden birinde, Gemlik Belediye Başkanı Şükrü Deviren’e plaket takdim edildi.

Deviren’in plaketini, Hür Düşünce Hareketi Genel Başkanı Süleyman Aksoy takdim etti.

Çalıştay kapsamında farklı belediyelerin spor alanındaki çalışmaları ve yerel yönetimlerin çocuk ve gençlerin sportif faaliyetlere erişimindeki rolü de gündeme geldi.

BURSASPOR’UN ŞAMPİYON KAPTANLARINDAN ÖMER ERDOĞAN’A TEŞEKKÜR

Çalıştayın ilk oturumunda spor dünyasının önemli isimleri bir araya geldi.

“Çocukların Sporla Buluşması ve Sporun Geleceği” başlıklı ilk oturumun moderatörlüğünü spor yorumcusu ve sunucu Tolgahan Aydınlılar üstlendi.

Oturumda eski milli futbolcular Sedat Özden, İsmail Ertekin, Ömer Erdoğan ve Beyhan Çalışkan yer aldı.

Bursaspor camiasında önemli bir yere sahip olan ve şampiyonluk yaşamış kaptanlardan Ömer Erdoğan’a da katkıları nedeniyle teşekkür plaketi takdim edildi.

Hür Düşünce Hareketi Bursa Şubesi tarafından yapılan değerlendirmede, çalıştaya katılarak bilgi ve deneyimlerini paylaşan Sedat Özden, İsmail Ertekin, Beyhan Çalışkan ve Ömer Erdoğan’a teşekkür edildi.

Çalıştayın bu bölümünde çocukların erken yaşta sporla tanıştırılması, spor kültürünün yaygınlaştırılması ve Türk futbolunun geleceğinde çocuklara sunulabilecek fırsatlar üzerinde duruldu.

İKİNCİ OTURUMDA BASKETBOL VE VOLEYBOL MASAYA YATIRILDI

Çalıştayın ikinci oturumu ise “Sporun Gelişimi ve Yeni Yaklaşımlar” başlığıyla gerçekleştirildi.

Serkan Yetişmişoğlu yönetimindeki oturumda basketbol ve voleybol başta olmak üzere farklı spor branşlarının gelişimi değerlendirildi.

Oturumda basketbol alanında Altan Kutucu, voleybol alanında ise Nizamettin Çakır bilgi ve deneyimlerini katılımcılarla paylaştı. Ayrıca Canan Cihan ve Dr. Hüseyin H. Serdar da oturum kapsamında değerlendirmelerde bulundu.

Basketbol ve voleybol altyapılarının geliştirilmesi, çocuk ve gençlere yönelik spor faaliyetlerinin yaygınlaştırılması, özel gereksinimli çocukların spora erişimi ve kapsayıcı spor politikaları da oturumun başlıkları arasında yer aldı.

Sporun yalnızca profesyonel düzeyde değil, tabana yayılan bir kültür olarak ele alınması gerektiğine ilişkin değerlendirmeler yapılırken, çocukların farklı branşlarla erken yaşlarda tanıştırılmasının önemine dikkat çekildi.

ÜÇÜNCÜ OTURUMDA SPORUN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ PSİKOLOJİK ETKİLERİ KONUŞULDU

Çalıştayın üçüncü oturumunda ise sporun çocukların psikolojik ve sosyal gelişimi üzerindeki etkileri ele alındı.

“Çocuk Sporu ve Psikolojik Etkileri” başlıklı oturumun yönetimini Burak Uçar üstlendi.

Oturumda Sena Nur Torun ve psikolog Dilara Bayraktar değerlendirmelerde bulundu.

Çocukların sporla kurduğu ilişkinin aile, çevre ve sosyal gelişim üzerindeki etkilerinin ele alındığı oturumda, sporun çocukların özgüven kazanması, sosyal çevre oluşturması ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları edinmesi açısından taşıdığı rol değerlendirildi.

“GELECEĞİMİZ İÇİN BUGÜN KONUŞUYORUZ”

Hür Düşünce Hareketi Bursa Şubesi tarafından gerçekleştirilen çalıştayda, sporun çocukların hayatındaki yeri yalnızca sportif başarı üzerinden değil, eğitim, sosyal gelişim, psikoloji, aile ve toplum boyutlarıyla ele alındı.

Program boyunca çocukların spora erişiminin artırılması, altyapıların güçlendirilmesi ve farklı branşların daha geniş kitlelere ulaştırılması konusunda görüş alışverişinde bulunuldu.

Çalıştayın ana mesajı ise “Sağlıklı nesiller, güçlü yarınlar” anlayışı çerçevesinde şekillendi.

Hür Düşünce Hareketi Bursa Şubesi, organizasyona katkı sunan ve katılım sağlayan tüm isimlere teşekkür ederken; Sedat Özden, İsmail Ertekin, Beyhan Çalışkan ve Ömer Erdoğan’ın yanı sıra ikinci oturumda yer alan Serkan Yetişmişoğlu, Altan Kutucu ve Nizamettin Çakır başta olmak üzere tüm katılımcıların katkılarının çalıştaya önemli değer kattığı belirtildi.

Çalıştay, dilek ve temennilerin ardından sona erdi.

Devamını Oku

“Bu slogan masum bir tezahürat olarak görülemez”

“Bu slogan masum bir tezahürat olarak görülemez”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk’ten “Top Bursa” tezahüratına tepki: “Bu slogan masum bir tezahürat olarak görülemez”

DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk, Diyarbakır’da oynanan Amedspor-Beşiktaş karşılaşmasının ardından tribünlerde Bursaspor’a yönelik olduğu belirtilen “Top Bursa” tezahüratına tepki gösterdi. Öztürk, söz konusu sloganın spor rekabetinin sınırlarını aştığını savunarak, “Şimdi bu TCK 216 Halkı Kin ve Nefrete Teşvik Etme suçu değildir de nedir?” ifadelerini kullandı.

Diyarbakır’da oynanan Amedspor-Beşiktaş karşılaşmasının ardından tribünlerde yaşandığı belirtilen ve sosyal medyada görüntüleri paylaşılan “Top Bursa” tezahüratı, Bursa’da siyasi ve sportif çevrelerin tepkisini çekmeye devam ediyor.

20 Eylül 2026 tarihinde Diyarbakır’da oynanan karşılaşmayı Amedspor 3-2 kazanırken, maçın ardından tribünlerde Bursa’ya ve Bursaspor’a yönelik olduğu belirtilen tezahüratlar da gündeme geldi. Bazı sosyal medya paylaşımlarında Amedspor ve Beşiktaş taraftarlarının birlikte “Top Bursa” şeklinde tezahürat yaptığı ileri sürüldü.

Yaşanan gelişmeye ilişkin açıklama yapan DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk, söz konusu tezahürata sert tepki gösterdi.

“TCK 216 kapsamında değerlendirilmesi gerekmez mi?”

Öztürk, sosyal medya hesabından yaptığı değerlendirmede, Amedspor ve Çarşı taraftarlarının karşılıklı olarak “Top Bursa” tezahüratı yaptığını belirterek, sloganın hukuki açıdan da değerlendirilmesi gerektiğini savundu.

Öztürk açıklamasında,

“Amedspor ve Çarşı taraftarı karşılıklı ‘Top Bursa!’ diye tezahürat yaptı. Şimdi bu TCK 216 Halkı Kin ve Nefrete Teşvik Etme suçu değildir de nedir?”

ifadelerini kullandı.

Öztürk’ün bu değerlendirmesi, söz konusu tezahüratın yalnızca tribün rekabeti çerçevesinde mi değerlendirilmesi gerektiği, yoksa hukuki açıdan ayrıca incelenmesi gereken bir boyut taşıyıp taşımadığı tartışmasını da gündeme getirdi.

TCK 216 ne düzenliyor?

Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesi, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” başlığını taşıyor.

Maddenin birinci fıkrasında, halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesiminin diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik edilmesi ve bunun sonucunda kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması suç kapsamında düzenleniyor. İkinci fıkra ise halkın bir kesiminin belirli farklılıklara dayanarak alenen aşağılanmasını düzenliyor.

Dolayısıyla bir tezahüratın TCK 216 kapsamında suç oluşturup oluşturmadığının belirlenebilmesi için yalnızca kullanılan ifadeye değil, sözlerin bağlamına, hedef aldığı kesime, kamu güvenliği veya kamu barışı bakımından oluşturduğu somut tehlikeye ve olayın bütün koşullarına bakılması gerekiyor.

Nitekim Anayasa Mahkemesi’nin aktardığı Yargıtay kararlarında da TCK 216/1 bakımından “açık ve yakın tehlike” unsurunun önemine dikkat çekiliyor.

Bu nedenle Öztürk’ün açıklamasında yaptığı hukuki nitelendirme, yetkili soruşturma makamları veya mahkemeler tarafından yapılmış kesin bir suç tespiti niteliği taşımıyor.

“Bursaspor milliyetçi duruşuyla biliniyor”

DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk, açıklamasında Bursaspor’un tribün ve kulüp kimliğine ilişkin değerlendirmelerde de bulundu.

Öztürk, Bursaspor’un “milliyetçi duruşu ve teröre spor camiasında geçit vermeyişi ile bilindiğini” ifade ederek, bu kimlik üzerinden kulübe yönelik sloganların değerlendirilmesi gerektiğini savundu.

Bursaspor’un Bursa açısından yalnızca sportif bir yapı olmadığını belirten Öztürk, kulübün şehir kimliği ve taraftar kültürü açısından önemli bir yere sahip olduğunu dile getirdi.

Öztürk’ün değerlendirmesinde öne çıkan başlıklardan biri de tribün rekabeti ile şehirler veya toplumsal kesimler arasında gerilim oluşturabilecek söylemler arasındaki sınır oldu.

“Bu slogan hakaret değil de nedir?”

Öztürk, açıklamasının devamında “Top Bursa” sloganının doğrudan Bursaspor’u hedef aldığını savunarak, bunun hakaret niteliğinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini gündeme getirdi.

DEVA Partisi Bursa İl Başkanı, “Bu slogan hakaret değil de nedir?” sözleriyle tepkisini dile getirdi.

Öztürk’ün açıklaması, Bursa kamuoyunda Bursaspor’a yönelik tribün söylemlerinin sportif rekabet sınırları içerisinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceği tartışmasını da beraberinde getirdi.

Tartışmanın odağında tribün kültürü var

Futbol tribünlerinde rakip takımlara yönelik tezahüratlar uzun yıllardır spor kültürünün bir parçası olarak görülüyor. Bununla birlikte, tribünlerde kullanılan ifadelerin hakaret, ayrımcılık, tehdit veya toplumsal gruplar arasında düşmanlığı teşvik edecek bir içeriğe dönüşmesi halinde konu sportif rekabetin ötesinde hukuki ve idari boyut kazanabiliyor.

Son olayda da tartışmanın temel noktalarından birini “Top Bursa” ifadesinin hangi bağlamda kullanıldığı oluşturuyor.

Sosyal medyada paylaşılan görüntüler üzerinden farklı yorumlar yapılırken, söz konusu tezahüratın hukuki niteliğine ilişkin kamuya açık kaynaklarda kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmadığı görülüyor.

“Spor rekabeti başka, şehirleri hedef almak başka”

Öztürk’ün açıklaması, aynı zamanda Bursaspor ile Amedspor arasındaki geçmişten gelen tribün gerilimlerinin yeniden gündeme gelmesine neden oldu.

İki takımın karşılaşmaları geçmiş yıllarda da tribün olayları, siyasi semboller ve taraftar grupları arasındaki gerilimlerle gündeme gelmişti. Özellikle 2022-2023 sezonundaki Bursaspor-Amedspor karşılaşmaları sırasında yaşanan olaylar kamuoyunda geniş tartışmalara yol açmıştı.

Bu geçmiş nedeniyle, iki takımın taraftarları arasında kullanılan her türlü slogan ve tribün mesajı daha geniş bir siyasi ve toplumsal tartışmanın parçası haline gelebiliyor.

Öztürk de son açıklamasında bu hassasiyete dikkat çekerek, tribünlerde kullanılan ifadelerin yalnızca futbol rekabeti olarak değerlendirilmemesi gerektiği görüşünü ortaya koydu.

Hukuki değerlendirme yetkili makamların

Öte yandan TCK 216’nın uygulanabilmesi için kanunda belirtilen somut unsurların oluşup oluşmadığının olay özelinde değerlendirilmesi gerekiyor.

Özellikle 216/1 açısından yalnızca sert veya rahatsız edici bir sloganın bulunması tek başına yeterli olmayıp, kanunda belirtilen şekilde farklı bir kesime karşı kin ve düşmanlığa alenen tahrik ve bunun sonucunda kamu güvenliği açısından “açık ve yakın bir tehlike” ortaya çıkması şartı bulunuyor.

Bu nedenle Öztürk’ün “TCK 216” vurgusu, siyasi bir değerlendirme ve hukuki inceleme çağrısı olarak değerlendirilirken, söz konusu tezahüratın suç oluşturup oluşturmadığına ilişkin nihai değerlendirme ancak yetkili adli makamların incelemesiyle ortaya çıkabilecek.

Bursa’da tepki büyüyor

Diyarbakır’daki karşılaşmanın ardından ortaya çıkan “Top Bursa” tartışması, Bursa’da siyasi açıklamaların yanı sıra taraftar çevrelerinde de yankı buldu.

Öztürk’ün açıklamasıyla birlikte tartışmanın yalnızca Bursaspor-Amedspor rekabeti üzerinden değil, tribünlerde kullanılan dil, ifade özgürlüğü, sporun birleştirici niteliği ve gerektiğinde hukuki sorumluluk başlıkları üzerinden de devam etmesi bekleniyor.

Bursa kamuoyunda ise söz konusu tezahüratla ilgili Türkiye Futbol Federasyonu veya diğer yetkili kurumların herhangi bir inceleme veya disiplin işlemi yapıp yapmayacağı da takip edilen başlıklar arasında yer alıyor.

DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk’ün açıklamasının merkezinde ise şu soru bulunuyor: Tribünlerde yapılan bir tezahürat, hangi noktada sportif rekabet sınırlarını aşarak hakaret, ayrımcılık veya halkı kin ve düşmanlığa tahrik bakımından hukuki bir mesele haline gelir?

Bu sorunun yanıtı, sloganın tek başına değerlendirilmesinden ziyade kullanılan ifadelerin tamamı, olayın bağlamı, hedef alınan kesim ve ilgili mevzuatta aranan somut şartlar üzerinden belirlenecek.

Devamını Oku