evden eve nakliyat
DOLAR 44,8916 0.05%
EURO 52,9313 -0.02%
ALTIN 6.891,79-0,88
BITCOIN 34276151.42531%
Bursa
19°

HAFİF YAĞMUR

SABAHA KALAN SÜRE

Erdal ORHAN

Erdal ORHAN

21 Nisan 2026 Salı

Nuran Özsöz’ün İlham Veren Kariyeri

Nuran Özsöz’ün İlham Veren Kariyeri
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Psikoloji, Koçluk ve Kişisel Gelişim Alanında 32 Yıllık Bir Yolculuk…

Psikolojik danışmanlık, profesyonel koçluk ve kişisel gelişim alanlarında uzun yıllara dayanan deneyimiyle dikkat çeken Nuran Özsöz, hem akademik birikimi hem de sahadaki uygulamalarıyla Türkiye’de bu alanda öne çıkan isimler arasında yer alıyor. 32 yıllık profesyonel yaşamının 16 yılını iletişim, gazetecilik ve halkla ilişkiler alanında; son 16 yılını ise psikoloji, danışmanlık ve koçluk çalışmalarına adayan Özsöz, bugün hem uzman psikolojik danışman (terapist) hem de çok yönlü profesyonel koç olarak hizmet vermeyi sürdürüyor.

Eğitim Temeli: İletişimden Psikolojiye Uzanan Bir Geçiş

1967 yılında Bursa’da doğan Nuran Özsöz, eğitim hayatına Bursa Atatürk Lisesi Edebiyat Bölümü’nde başladı ve buradan sınıf birincisi olarak mezun oldu. Lisans eğitimini 1990 yılında İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü’nde tamamladı.

Kariyerine gazetecilik alanında adım atan Özsöz, Bursa’nın önemli yerel gazetelerinden Bursa Hâkimiyet Gazetesi’nde iki yıl muhabir olarak görev yaptı. Ardından uluslararası ölçekte faaliyet gösteren İnoksan’da 12 yıl boyunca Reklam ve Halkla İlişkiler Müdürü olarak çalışarak kurumsal iletişim alanında önemli bir deneyim kazandı.

Otomotiv ve tekstil sektörlerinde üst düzey yöneticilik görevleri de üstlenen Özsöz, bu süreçte stratejik iletişim, marka yönetimi ve kurumsal yapıların işleyişine dair geniş bir tecrübe edindi.

Sivil Toplum ve Eğitim Alanındaki Rolü

1992 yılında Bursa Halkla İlişkiler Derneği’nin kurucu üyeleri arasında yer alan Nuran Özsöz, dernekte iki dönem başkanlık görevini yürüttü (2000–2004). Bu süreçte hem mesleki gelişim hem de sektörel dayanışmanın güçlendirilmesine katkı sağladı.

Ayrıca Deulcom International bünyesinde iletişim profesyonelleri yetiştirerek eğitim alanında da aktif rol üstlendi.

Psikolojiye Yöneliş ve Kişisel Gelişim Yolculuğu

Çocukluk yıllarından itibaren psikolojiye ilgi duyan Özsöz, yıllar içinde çok sayıda kişisel gelişim eğitimi ve sertifika programına katılarak kendisini bu alanda derinleştirdi. 2006 yılında Reiki, doğal nefes teknikleri, yoga ve meditasyon eğitimleri aldı.

2009 yılında Livcon Learning Academy üzerinden NLP Practitioner ve Master Practitioner, Hipnoz Practitioner ve Master Practitioner, Quantum Activist, Life Coaching, Student Coaching ve Professional Certified Coach gibi toplam dokuz ayrı sertifikayı içeren kapsamlı bir eğitmenlik programını başarıyla tamamladı.

Eğitim Akademisi ve Koçluk Çalışmaları

2010 yılında kendi adını taşıyan Eğitim ve Koçluk Akademisi’ni kuran Nuran Özsöz, burada uluslararası sertifikalı yaşam koçları, öğrenci koçları ve NLP uygulayıcıları yetiştirmeye başladı. Bugüne kadar yüzlerce koç ve uzman yetiştirerek alanında önemli bir etki alanı oluşturdu.

Aynı zamanda bireysel danışmanlık hizmetleri sunan Özsöz; yaşam koçluğu, öğrenci koçluğu, ilişki koçluğu, yönetici koçluğu ve işletme koçluğu alanlarında aktif olarak çalışmalarını sürdürüyor.

Yazarlık ve Farkındalık Çalışmaları

Nuran Özsöz, 2013 yılında yayımlanan “Karanlığa Işık Tuttum” adlı kitabıyla Tüyap İstanbul Kitap Fuarı’nda okuyucularla buluştu. Kitap, bireysel farkındalık, içsel dönüşüm ve psikolojik güçlenme temalarıyla dikkat çekti.

Uluslararası Eğitimler ve Uzmanlık Alanları

2015 yılında Amerika merkezli Özgür Kaşifler firmasıyla iş birliği yapan Özsöz, işletme koçluğu eğitimlerini tamamlayarak bu alandaki uzmanlığını daha da ileri taşıdı.

Zihin, beden ve ruh bütünlüğü üzerine çalışan Özsöz; kadim bilgelik, numeroloji ve aile dizimi gibi alanlarda da eğitimler alarak çok yönlü bir uzmanlık profili geliştirdi.

Akademik Kariyer: Yüksek Lisans Süreci

Bilgi ve deneyimini akademik düzeyde de pekiştirmek isteyen Nuran Özsöz, 2020 yılında Makedonya Gostivar’daki Vizyon Üniversitesi’nde Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik (PDR) yüksek lisans programına başladı. 21 Temmuz 2022’de tezli yüksek lisans programından yüksek başarıyla mezun oldu.

Felsefesi ve Mesleki Yaklaşımı

“İnsan yalnızca fiziksel bir bedenden ibaret değildir” anlayışıyla çalışmalarını sürdüren Özsöz, öğrenme ve öğretmeyi hayatının merkezine yerleştirdiğini ifade ediyor. Kendi yaklaşımını, “iyileştirme, farkındalık kazandırma ve insanlara dokunma” misyonu üzerine kurduğunu belirten Özsöz, mesleki yolculuğunu şu sözlerle özetliyor:

“Bu yaşamda ve bu bedende olduğum sürece, 80 yaşıma gelsem dahi; sağlığım ve aklım yerinde olduğu sürece öğrenmeye, öğretmeye ve iyileştirmeye devam edeceğim.”

Süregelen Bir Dönüşüm Hikâyesi

Nuran Özsöz’ün kariyeri, iletişimden psikolojiye uzanan çok katmanlı bir dönüşüm hikâyesi olarak öne çıkıyor. Hem akademik hem de uygulamalı alanda sürdürdüğü çalışmalar, onu yalnızca bir danışman ya da koç değil, aynı zamanda bireysel gelişim alanında bir eğitimci ve dönüşüm rehberi haline getiriyor.

Bugün Özsöz, bireylerin hem kişisel hem de profesyonel yaşamlarında daha dengeli, bilinçli ve güçlü bir yol izlemelerine katkı sunmayı sürdürüyor.

Sınav Kaygısına Karşı Zihinsel Dayanıklılık: “Kazananlar Bilgiyi Değil, Zihnini Yönetenlerdir”

Sınav döneminin yaklaşmasıyla birlikte öğrencilerde artan stres ve kaygı, eğitim sürecinin en kritik başlıklarından biri haline geliyor. Uzmanlara göre bu süreçte başarıyı belirleyen tek faktör bilgi düzeyi değil; bilginin baskı altında doğru şekilde kullanılabilmesi ve zihinsel kontrol becerisi oluyor.

Psikolojik danışmanlık ve öğrenci koçluğu alanında çalışmalar yürüten uzmanlar, sınav kaygısının yalnızca duygusal bir durum olmadığını, aynı zamanda bilişsel performansı doğrudan etkileyen bir mekanizma olduğunu vurguluyor. Yoğun kaygı anlarında beynin “tehdit algısı” devreye girerek odaklanmayı azalttığı, hatırlamayı zorlaştırdığı ve öğrencinin bildiği bilgiyi bile kullanamamasına neden olabildiği belirtiliyor.

“Kaygıyı Yok Etmek Değil, Yönetmek Esastır”

Uzmanlar, sınav döneminde en yaygın yanlışlardan birinin kaygıyı tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak olduğunu ifade ediyor. Bunun yerine, kaygının kontrol altına alınması ve işlevsel hale getirilmesi gerektiği vurgulanıyor.

Bu yaklaşımda temel hedef; zihni “tehdit modu”ndan çıkararak “odaklanma modu”na geçirebilmek. Böylece öğrenci, sahip olduğu bilgiyi baskı altında daha verimli şekilde kullanabiliyor.

Zihinsel Dayanıklılık Vurgusu

Alan uzmanları, sınav başarısında en kritik faktörlerden birinin “zihinsel dayanıklılık” olduğunu belirtiyor. Bu kapsamda yapılan bireysel çalışmalarda öğrencilerin:

  • Sınav anında donma hissini yönetmesi
  • “Yapamayacağım” düşünce kalıplarını kırması
  • Stres altında performans düşüşünü kontrol etmesi
  • Odaklanma becerisini güçlendirmesi

üzerinde duruluyor.

Uzman değerlendirmelerine göre, bu beceriler geliştirildiğinde öğrencinin akademik performansında kısa sürede gözle görülür değişimler yaşanabiliyor.

“Sorun Zeka Değil, Zihin Yönetimi”

Sınavlarda zorlanan öğrencilerle yapılan çalışmalarda, düşük performansın çoğu zaman bilgi eksikliğinden değil, stres yönetimi yetersizliğinden kaynaklandığı ifade ediliyor. Bu nedenle “çok çalışmak” tek başına yeterli görülmüyor; doğru zamanda doğru bilgiyi kullanabilme becerisi ön plana çıkıyor.

Kritik Dönem Uyarısı

Uzmanlar, özellikle sınavlara aylar kala hâlâ önemli değişimlerin mümkün olduğuna dikkat çekiyor. Bu süreçte alınacak profesyonel destek ve uygulanacak doğru tekniklerin öğrencinin sınav performansını ciddi ölçüde etkileyebileceği belirtiliyor.

Bireysel Çalışma ve Destek Süreçleri

Sınav kaygısı, öğrenci koçluğu ve psikolojik danışmanlık alanında çalışan uzmanlar, bireysel çalışmalarla öğrencilerin zihinsel dayanıklılıklarını güçlendirmeye odaklanıyor. Bu süreçlerde ailelerin de sürece dahil olması, öğrencinin motivasyonunu artıran önemli bir faktör olarak değerlendiriliyor.

Uzmanlar, doğru yönlendirme ve düzenli çalışma ile sınav sürecinin öğrenciler için bir stres alanı olmaktan çıkıp yönetilebilir bir sürece dönüşebileceğini ifade ediyor.


📌 Uzmanlara göre başarı, sadece bilgiyle değil; o bilgiyi baskı altında kullanabilme gücüyle şekilleniyor.

Devamını Oku

“Taş Konuşur Mu?”: Mardin’in Sessiz Diliyle İnsanlığa Anlattığı Büyük Hikâye

“Taş Konuşur Mu?”: Mardin’in Sessiz Diliyle İnsanlığa Anlattığı Büyük Hikâye
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Y. Mimar ve restoratör Zuhal Ayanoğlu’nun uzun yıllara dayanan bilgi birikimi ve saha deneyiminin ürünü olan “Taş Konuşur Mu? Mardin: Farklılıklardan Birlikteliğe Bir Mimarinin Hikâyesi” adlı eser, YEM Yayın etiketiyle okurla buluştu. Mardin’i yalnızca tarihî ve mimari bir kent olarak değil, insanlığın birlikte yaşama kültürünü mekâna dönüştürebilmiş nadir örneklerden biri olarak ele alan kitap, disiplinlerarası yaklaşımıyla dikkat çekiyor.

Ayanoğlu’nun çalışması, mimarlığı salt fiziksel bir inşa faaliyeti olarak görmeyen; aksine onu etik, kültürel ve toplumsal bir üretim biçimi olarak değerlendiren güçlü bir perspektif sunuyor. Bu yönüyle kitap, Mardin’i “taş kent” tanımının ötesine taşıyarak, sevgi, saygı, hoşgörü ve birlikte yaşama kültürünün taş üzerinden vücut bulduğu çok katmanlı bir medeniyet alanı olarak okuma önerisi getiriyor.

Mekânda Uzlaşının Mimarlığı

Eserde Mardin, “birlikte yaşamanın mekânı” ve “uzlaşının mimarisi” olarak tanımlanıyor. Kentin sokaklarından avlularına, teraslarından ibadet yapılarının konumlanışına kadar uzanan mekânsal örgütlenmenin, yalnızca estetik ya da teknik kaygılarla değil, insanî değerlerle şekillendiği vurgulanıyor. Yapıların birbirinin güneşini kesmemesi, manzarasını kapatmaması ya da yaşam alanına müdahale etmemesi gibi detaylar, kentteki yerleşim kültürünün temel etik prensiplerini gözler önüne seriyor.

Bu bağlamda kitap, mimarlığın aynı zamanda bir “toplumsal bilinç” üretimi olduğuna dikkat çekerek, Mardin örneği üzerinden günümüz kentleşme anlayışına eleştirel bir bakış da sunuyor.

Taşın Hafızasında Saklı Medeniyet

Ayanoğlu, Mardin’de taşın yalnızca bir yapı malzemesi olmadığını; aksine sabrın, emeğin, estetik sezginin ve kuşaklar arası aktarılan zanaatkârlığın taşıyıcısı olduğunu ifade ediyor. Taşın diliyle anlatılan bu hikâye, aynı zamanda bir yaşam ahlâkını da yansıtıyor.

Dar sokaklar, içe dönük avlular, birbirini gözeten teraslar ve geçiş mekânları; yalnızca fiziksel düzenlemeler değil, insan ilişkilerini dengeleyen bir yaşam kurgusunun parçaları olarak değerlendiriliyor. Bu özellikleriyle Mardin, farklılıkların çatışmadan bir arada var olabildiği nadir kentlerden biri olarak öne çıkıyor.

Akademik ve Kültürel Bir Başvuru Kaynağı

Kitap, Prof. Dr. Metin Sözen, Prof. Dr. Önder Küçükerman ve Dr. M. Sinan Genim’in sunuş yazılarıyla başlıyor. Alanında öncü isimler, eserin Mardin’in mimari ve kültürel mirasını anlamak açısından önemli bir referans olacağı konusunda hemfikir.

Metin Sözen, çalışmanın gelecekte yapılacak araştırmalara ışık tutacağını belirtirken; Önder Küçükerman eseri “Mardin’in tarihsel gen haritasını çıkaran bir model” olarak tanımlıyor. M. Sinan Genim ise Mardin’in yüzyıllar boyunca farklı kültürlerin uyum içinde yaşadığı en önemli merkezlerden biri olduğunu vurgulayarak, bu tür çalışmaların diğer şehirler için de yapılması gerektiğine dikkat çekiyor.

Mardin’e Bütüncül Bir Bakış

240 sayfalık eser, Mardin’i dört ana bölümde ele alıyor:

  • Coğrafyadan kültürel kimliğe uzanan toplumsal yapı
  • Mimarlığın tarihsel gelişim süreci
  • Kentsel doku ve mimari karakter
  • Kültürel mirasın geleceğe aktarımı

Bu kapsamlı içerik, Mardin’i yalnızca bir şehir olarak değil; tarih, coğrafya, toplum ve mimarlığın iç içe geçtiği yaşayan bir organizma olarak değerlendirme imkânı sunuyor.

“Taş Konuşur Mu?” Bir Soru Değil, Bir Davet

Ayanoğlu’na göre “Taş Konuşur Mu?” sorusu, yalnızca edebi bir başlık değil; insanın mekânla kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmeye çağıran derin bir sorgulama. Çünkü Mardin, sessiz gibi görünen ama taşın diliyle insanlığa çok şey anlatan kadim bir şehir.

Bu eser, okuyucuyu yalnızca Mardin’in sokaklarında bir yolculuğa çıkarmıyor; aynı zamanda günümüz dünyasında giderek kaybolan birlikte yaşama kültürünü yeniden hatırlamaya davet ediyor. Mardin’in taşlarında saklı olan bu sessiz anlatı, geçmişten bugüne uzanan güçlü bir mesaj veriyor: Farklılıklar bir arada, uyum içinde var olabilir.

Yazar Hakkında

Mardin doğumlu olan Zuhal Ayanoğlu, mimarlık ve restorasyon alanında uzun yıllara dayanan deneyime sahip. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi ve Gazi Üniversitesi’nde aldığı eğitimlerin ardından, kentsel dönüşüm ve kültürel miras üzerine akademik çalışmalar yürüttü. Ulusal ve uluslararası birçok projede aktif rol alan Ayanoğlu, aynı zamanda çeşitli üniversitelerde dersler vererek bilgi birikimini akademik alanda da paylaşmayı sürdürüyor.

Kitap Künyesi

  • Adı: Taş Konuşur Mu? MARDİN: Farklılıklardan Birlikteliğe Bir Mimarinin Hikâyesi
  • Yazar: Zuhal Ayanoğlu
  • Yayınevi: YEM Yayın
  • Tür: Mimarlık tarihi, restorasyon, koruma
  • Basım Tarihi: Mart 2026
  • Sayfa Sayısı: 240
  • ISBN: 978-625-90108-1-6

“Taş Konuşur Mu?”, mimarlık, şehircilik ve kültürel miras alanlarına ilgi duyanlar için olduğu kadar; birlikte yaşama kültürünün mekânla nasıl kurulduğunu anlamak isteyen herkes için güçlü ve derinlikli bir kaynak olarak öne çıkıyor.

Devamını Oku

“Sorun Kaynak Değil, Açık Bir Yönetim Zafiyetidir”

“Sorun Kaynak Değil, Açık Bir Yönetim Zafiyetidir”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

DEVA Partisi Bursa teşkilatından İl Başkanı Tayfun Öztürk adına yapılan açıklama, Bursa’nın mevcut yönetim anlayışına yönelik sert eleştiriler ve dikkat çekici tespitler içermesiyle gündeme oturdu. Açıklamada, Bursa’nın sahip olduğu güçlü sanayi altyapısı, verimli tarım arazileri ve nitelikli insan kaynağına rağmen uzun süredir “yanlış yönetim anlayışı” nedeniyle potansiyelinin gerisinde kaldığı vurgulandı.

Öztürk, Bursa’nın mevcut durumunu “kaçırılmış fırsatlar şehri” olarak nitelendirerek, sorunun ekonomik kaynak yetersizliği değil, doğrudan yönetim eksikliği olduğunu ifade etti. Açıklamada, “Bugün Bursa’nın karşı karşıya olduğu tabloyu gizlemenin bir anlamı yok. Bu şehirde sorun para değil, vizyon ve yönetimdir” sözleriyle eleştirilerin tonu yükseltildi.

“Günü Kurtaran Değil, Günü Tüketen Projelerle Karşı Karşıyayız”

Mevcut yerel yönetim politikalarının hedef alındığı açıklamada, şehirde hayata geçirilen projelerin büyük kısmının uzun vadeli planlama anlayışından uzak olduğu belirtildi. Parçalı müdahaleler, plansız yatırımlar ve kısa vadeli çözümlerin Bursa’yı ileriye taşımak yerine zaman kaybettirdiği savunuldu.

Öztürk, özellikle trafik ve şehirleşme konularına dikkat çekerek, “Her gün biraz daha kilitlenen bir trafik, kontrolsüz büyüyen bir şehir ve düşen yaşam kalitesiyle karşı karşıyayız. Bursa büyüyor ama Bursalı aynı oranda nefes alamıyor” ifadelerini kullandı.

Açıklamada, ekonomik büyümenin de toplumsal refaha yeterince yansımadığı vurgulanarak, üretim gücüne rağmen vatandaşın günlük yaşamında hissedilir bir iyileşme olmadığına dikkat çekildi.

“Artık Yama Değil, Sistem Değişikliği Gerekiyor”

DEVA Partisi cephesinden yapılan değerlendirmede, Bursa’nın sorunlarının geçici çözümlerle giderilemeyeceği net bir dille ifade edildi. Mevcut yaklaşımın “asfalt dök, yol genişlet” mantığının ötesine geçemediği belirtilirken, bunun sürdürülebilir olmadığı savunuldu.

Öztürk, “Bursa’nın ihtiyacı pansuman değil, köklü bir sistem değişimidir. Ulaşımda bütüncül planlama, şehirleşmede disiplin ve ekonomide katma değer odaklı dönüşüm artık ertelenemez bir zorunluluktur” diyerek daha kapsamlı bir dönüşüm çağrısı yaptı.

“DEVA Partisi Bursa’ya Plan Getirecek”

Açıklamanın devamında DEVA Partisi’nin Bursa için hazırladığı vizyon ve çözüm önerilerine yer verildi. Parti olarak günü kurtarmaya yönelik değil, uzun vadeli ve sürdürülebilir politikalarla hareket ettiklerini belirten Öztürk, çözümün veriye dayalı ve uygulanabilir projelerden geçtiğini ifade etti.

Bu kapsamda öne çıkan başlıklar şöyle sıralandı:

  • Ulaşımda kalıcı ve akıllı sistemler
  • Ekonomide üretimi doğrudan refaha dönüştüren politikalar
  • Şehirleşmede güvenli, planlı ve denetimli büyüme
  • Gençlere umut, esnafa nefes olacak destek mekanizmaları

“Bursa’nın Kaybedecek Bir Dakikası Yok”

Açıklamanın en dikkat çeken bölümlerinden birinde ise zaman vurgusu öne çıktı. Bursa’nın mevcut potansiyeline rağmen geri kalmış bir performans sergilediği ifade edilerek, artık gecikmeye tahammül olmadığı dile getirildi.

Öztürk, “Bu şehir potansiyelinin altında kalmayı hak etmiyor. Bursa ya yerinde saymaya devam edecek ya da hak ettiği sıçramayı yapacak. Bunun için kararlı bir irade gerekiyor” sözleriyle mevcut yönetime yönelik eleştirisini sürdürdü.

“Biz Hazırız” Mesajı

DEVA Partisi’nin Bursa için somut bir yol haritasına sahip olduğunu belirten Tayfun Öztürk, açıklamasını net bir siyasi mesajla tamamladı:

“Biz hazırız. Bursa için planımız var, çözümümüz var, irademiz var. Bu şehir doğru yönetildiğinde sadece Türkiye’nin değil, bölgenin de en güçlü merkezlerinden biri olabilir.”

Sert ifadelerle mevcut tabloyu eleştiren açıklama, Bursa’da önümüzdeki dönemde siyasi tartışmaların daha da yoğunlaşacağının sinyalini verirken, şehir yönetimi ve planlama politikaları üzerindeki tartışmayı da yeniden alevlendirdi.

Devamını Oku

“Bu Sadece Bir Spor Başarısı Değil, Ortak Bir İradenin Zaferidir”

“Bu Sadece Bir Spor Başarısı Değil, Ortak Bir İradenin Zaferidir”
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Bursa futbolunun köklü temsilcisi Bursaspor’un yeniden 1. Lig’e yükselmesi, şehir genelinde büyük bir sevinç ve gurur dalgası yarattı. Yeşil-beyazlı camianın bu önemli başarısı, yalnızca sportif bir kazanım olarak değil, aynı zamanda kentin birlik, dayanışma ve yeniden ayağa kalkma iradesinin güçlü bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in süreç boyunca kulübe verdiği destek, spor kamuoyunda ve yerel yönetim çevrelerinde geniş yankı uyandırdı. Kulübün zor dönemlerden geçerek yeniden yapılanma sürecine girdiği bu dönemde sağlanan katkılar, Bursaspor’un yeniden üst liglere tutunmasında kritik rol oynadı. Kentin farklı kesimlerinden gelen desteklerle birlikte Bursaspor, sadece sahada değil, şehir ruhunda da yeniden can buldu.

Cumhuriyet Halk Partisi Nilüfer İlçe Kadın Kolları Başkanı Şebnem Köroğlu adına yapılan açıklamada, bu başarının taşıdığı anlam özellikle vurgulandı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Bursaspor’umuzun yeniden 1. Lig’e yükselmesi, sadece bir spor kulübünün başarısı değil; Bursa halkının inancının, dayanışmasının ve ortak mücadelesinin bir sonucudur. Bu süreçte emeği geçen başta futbolcularımız, teknik ekibimiz ve yönetim olmak üzere herkesi yürekten kutluyoruz. Ayrıca, kulübümüze verdiği güçlü destekle bu başarıda önemli bir pay sahibi olan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Mustafa Bozbey’e de teşekkür ediyoruz. Bozbey, Bursaspor’a adeta yeniden can vermiştir.”

Açıklamada, Bursaspor’un Bursa için yalnızca bir spor kulübü olmadığı, aynı zamanda kentin kimliğinin önemli bir parçası olduğu da ifade edildi. Yeşil-beyaz renklerin, Bursa halkı için birleştirici ve motive edici bir güç olduğuna dikkat çekildi.

Şebnem Köroğlu’nun değerlendirmesinde, özellikle gençler ve kadınlar açısından sporun taşıdığı sosyal önem de öne çıktı. Sporun toplumsal dayanışmayı güçlendiren, gençleri kötü alışkanlıklardan uzak tutan ve kadınların kamusal alandaki görünürlüğünü artıran önemli bir araç olduğu vurgulandı. Bu bağlamda Bursaspor’un başarısının, geleceğe dair umutları da güçlendirdiği ifade edildi.

Açıklamanın devamında şu sözler dikkat çekti:

“Yeşil-beyaz sevdamızla, Bursaspor’umuzun daha büyük başarılara imza atacağına inanıyoruz. Bu yükseliş, bir son değil; yeni bir başlangıçtır. Kent olarak kenetlendiğimizde neleri başarabileceğimizi bir kez daha gördük. Yolun açık olsun Bursa, yolun açık olsun Bursaspor!”

Bursaspor’un yeniden 1. Lig’e yükselmesiyle birlikte kentte kutlamalar sürerken, spor otoriteleri de bu başarının sürdürülebilir olması için kurumsal yapının güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Altyapıya yatırım, mali disiplin ve taraftar desteğinin devamlılığı, kulübün kalıcı başarılar elde etmesinde belirleyici faktörler arasında gösteriliyor.

Öte yandan, bu gelişmenin yerel yönetimler ile spor kulüpleri arasındaki iş birliğinin önemini bir kez daha ortaya koyduğu ifade ediliyor. Bursa örneği, Türkiye genelinde benzer süreçler yaşayan kulüpler için de dikkat çekici bir model olarak değerlendiriliyor.

Bursaspor’un yeniden yükselişi, sadece bir lig atlama hikâyesi değil; aynı zamanda bir kentin yeniden ayağa kalkma, umudu büyütme ve ortak değerler etrafında kenetlenme hikâyesi olarak hafızalara kazınıyor.

Devamını Oku

Duyuyor musun?

Duyuyor musun?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bursa’da gerçekleştirilen örnek bir sosyal sorumluluk projesi, sağlık alanında farkındalık yaratmanın ötesine geçerek toplumsal dayanışmanın güçlü bir yansımasına dönüştü. Alevi Kültür Dernekleri Bursa Şubesi ile Isitex İşitme Cihazları arasında kurulan iş birliği, toplum sağlığına dokunan anlamlı bir adım olarak dikkat çekti.

Etkinliğin adresi olan Ataevler Cemevi yerleşkesinde düzenlenen ücretsiz işitme testi programı, sadece bir sağlık hizmeti sunmakla sınırlı kalmadı; aynı zamanda bireylerin yaşam kalitesini doğrudan etkileyen işitme sağlığı konusunda önemli bir bilinçlenme sürecini de beraberinde getirdi. Gün boyunca yoğun katılımla devam eden programda, vatandaşlar işitme kontrollerini yaptırırken uzmanlardan kapsamlı bilgiler alma fırsatı buldu.

Alanında uzman ekipler tarafından yapılan değerlendirmelerde, işitme kaybının çoğu zaman fark edilmeden ilerlediğine dikkat çekildi. Ancak erken teşhis ve doğru müdahale ile bireylerin hayatla kurduğu bağın yeniden güçlenebileceği vurgulandı. Uzmanlar, işitmenin yalnızca sesleri algılamak olmadığını; sosyal iletişimin, duygusal bağların ve günlük yaşamın temel unsurlarından biri olduğunu özellikle ifade etti.

Program kapsamında imzalanan protokol ise etkinliğin sosyal boyutunu daha da güçlendirdi. Dernek üyelerine sunulan indirimli ve öncelikli hizmetler, sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırırken aynı zamanda dayanışma kültürünün somut bir örneği olarak öne çıktı. Bu yaklaşım, “herkes için erişilebilir sağlık” anlayışının sahadaki yansıması olarak değerlendirildi.

Dernek Başkanı Hüseyin Kalkan ve yetkililer, etkinliğin yalnızca bugünü değil geleceği de ilgilendirdiğine dikkat çekti. Toplum sağlığına yapılan her katkının uzun vadede daha bilinçli, daha sağlıklı ve daha güçlü bir toplumun inşasına hizmet ettiğini vurgulayan Kalkan, bu tür projelerin artarak devam etmesi gerektiğini ifade etti.

Yoğun katılım, toplumun sağlık konularına yönelik artan hassasiyetini de gözler önüne serdi. Vatandaşların yalnızca yaşam süresini değil, yaşam kalitesini de önemsemeye başladığına işaret eden etkinlik, farkındalık ve bilinçlenmenin ne denli önemli olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Bursa’da hayata geçirilen bu anlamlı organizasyon, basit bir sağlık taramasının çok ötesine geçerek; bireylerin birbirini duymasına, anlamasına ve birlikte iyileşmesine zemin hazırlayan güçlü bir toplumsal mesaj verdi.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.