21 Nisan 2026 Salı
İYİ Parti Gemlik İlçe Başkanı Orhan Karaduman, ilçede yaşanan ve kamuoyunda büyük tepki çeken olaylara ilişkin çok sert açıklamalarda bulundu. Toplum vicdanını yaralayan, milli birlik ve beraberlik duygusuna zarar veren girişimlerin asla kabul edilemeyeceğini vurgulayan Karaduman, Gemlik halkını 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda Atatürk Anıtı’nda buluşmaya davet etti.
Karaduman açıklamasında, Gemlik’in huzurunu, onurunu ve milli duruşunu hedef alan hiçbir anlayışa sessiz kalmayacaklarını belirterek, “İlçemizde yaşanan ve vicdanları derinden yaralayan, milletimizin birliğine ve değerlerine gölge düşüren terör sevici girişimi asla kabul etmiyoruz. Gemlik’in huzurunu, onurunu ve milli duruşunu hedef alan bu anlayışa karşı sessiz kalmamız mümkün değildir” dedi.
Gemlik’in ve Türkiye’nin temel değerlerinin güçlü bir tarihsel mirasa dayandığını ifade eden Karaduman, milletin karakterinde korkunun değil bağımsızlık ve özgürlük ruhunun bulunduğunu söyledi.
“Biz biliyoruz ki bu toprakların mayasında korku değil, milli irade, birlik ve bağımsızlık ruhu vardır. Bu ruhun en büyük simgesi de 23 Nisan’dır” diyen Karaduman, açıklamasında 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın taşıdığı tarihi öneme dikkat çekti.
Karaduman, 23 Nisan’ın yalnızca bir bayram değil, aynı zamanda millet iradesinin dünyaya ilan edildiği gün olduğunu ifade etti. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği bu özel günün, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunun simgesi olduğunu belirten Karaduman, toplumsal birlik mesajı verdi.
İYİ Parti Gemlik İlçe Başkanı Karaduman, yaşanan olaylara verilecek en güçlü cevabın milli bayram coşkusuyla ortaya konacağını belirterek tüm Gemlik halkını 23 Nisan’da düzenlenecek törenlere davet etti.
Karaduman çağrısında şu ifadelere yer verdi:
“Dün Gemlik’e bu utancı yaşatanlara karşı cevabımızı en anlamlı günde, en güçlü şekilde verelim. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda, Atatürk Anıtı önünde yapılacak törenlerde buluşalım. Bayrağını alan, yüreğinde vatan sevgisi olan herkes orada olsun.”
Açıklamasında çağrının siyasi bir amaç taşımadığını özellikle vurgulayan Karaduman, bunun partiler üstü bir davet olduğunu ifade etti.
“Bu çağrı siyaset üstüdür, partiler üstüdür. Bu çağrı Gemlik’in onuruna sahip çıkma çağrısıdır. Bu çağrı çocuklarımıza bırakacağımız tertemiz bir gelecek içindir” diyen Karaduman, birlik ve beraberlik mesajını yineledi.
Sözlerini güçlü bir mesajla tamamlayan Karaduman, Gemlik halkına seslenerek şu ifadeleri kullandı:
“Gel, birlikte duralım. Gel, birlikte gösterelim: Bu şehir sahipsiz değildir. Bu millet asla boyun eğmez. Bayrağını al gel.”
Gemlik’te yaşanan olayların ardından yapılan bu çağrının, 23 Nisan törenlerine geniş katılım sağlayıp sağlamayacağı merak konusu olurken, ilçede milli birlik ve beraberlik vurgusunun ön plana çıktığı görülüyor.
Saadet Partisi Bursa İl Başkan Yardımcısı Ensari Altınışık taşımacılıkta maliyet kalemi olan akaryakıt fiyatlarındaki artış, taşımacıların kârlılığını ciddi şekilde düşürmektedir dedi.
Altınışık “Türkiye’de karayolu taşımacılığı sektörü, üretimin, ticaretin ve tedarik zincirinin temel taşıdır. Milyonlarca kişiye istihdam sağlayan bu sektör, ülke ekonomisinin sürekliliği açısından hayati bir rol üstlenmektedir. Ancak bugün sektör, artan maliyetler, düzensiz piyasa yapısı ve ağır çalışma koşulları nedeniyle ciddi bir krizle karşı karşıyadır.
Sektörde en büyük maliyet kalemi olan akaryakıt fiyatlarındaki artış, taşımacıların kârlılığını ciddi şekilde düşürmektedir. Bunun yanında bakım, sigorta, finansman, köprü ve otoyol ücretleri gibi giderler nakliye ücretlerinin büyük bölümünü oluşturmaktadır. Bu şartlar altında esnafın ayakta kalması ve yatırım yapması giderek imkânsız hale gelmektedir.
Sektöre girişte herhangi bir eğitim ya da yeterlilik şartının bulunmaması, plansız büyümeye ve kalite kaybına yol açmaktadır. Ayrıca bir K belgesi ile sınırsız sayıda aracın çalıştırılabilmesi, haksız rekabeti artırmakta ve küçük esnafı zor durumda bırakmaktadır. Bu nedenle K belgesi sisteminin yeniden düzenlenmesi ve daha adil bir yapının kurulması gerekmektedir.
Öte yandan, piyasada büyük firmaların ağırlığı artarken küçük esnaf giderek güç kaybetmektedir. Komisyonculuk faaliyetleri de sektörde dengesizlik oluşturmaktadır. Kooperatiflerin desteklenmesi, iş birliğinin artırılması ve haksız rekabetin önlenmesi büyük önem taşımaktadır.
Sektörün bir diğer önemli sorunu ise çok başlı yönetim yapısıdır. Farklı bakanlıkların aldığı kararlar, taşımacılara yeni maliyetler ve yükümlülükler olarak yansımakta, bu durum sektörde karmaşa ve öngörülemezlik oluşturmaktadır.
Ayrıca şoförlerin çalışma ve dinlenme koşulları yetersizdir. Otoyol ve sanayi alanlarında temel ihtiyaçların karşılanamaması, hem çalışan sağlığını hem de trafik güvenliğini olumsuz etkilemektedir. Sektörden Avrupa standartlarında hizmet beklenirken, sunulan çalışma koşulları bu seviyenin oldukça gerisindedir.
Karayolu taşımacılığı sektöründe yaşanan bu sorunlar yalnızca sektörle sınırlı değildir. Artan maliyetler, üretimden tüketime kadar tüm ekonomiye yansımakta ve toplumsal bir etki oluşturmaktadır.
Bu nedenle;
Karayolu taşımacılığı sektörü ayakta kalmadan üretim ve ticaretin sürdürülebilmesi mümkün değildir. Sektörün sorunlarına kalıcı, adil ve uygulanabilir çözümler üretilmesi artık bir zorunluluktur” dedi.
İmar tartışmalarının yüzeyine sıkışan “hobi bahçeleri” başlığı, aslında yıllardır kangrene dönüşmüş devasa bir yapısal krizin üzerini örten ince bir perde olmaktan öteye geçemiyor. İbrahim Hacıoğlu, yaptığı sert ve kapsamlı açıklamalarla bu perdenin aralanması gerektiğini vurgulayarak, meselenin sadece birkaç bahçe parselinden ibaret olmadığını, doğrudan doğruya milyonların hayatını etkileyen derin bir yönetim ve planlama sorunu olduğunu gözler önüne serdi.
Hacıoğlu’nun ifadelerine göre kamuoyunda bilinçli ya da bilinçsiz şekilde daraltılan tartışma zemini, gerçeği çarpıtıyor. “Hobi bahçeleri” söylemi üzerinden yürütülen tartışmalar, aslında devletin yıllardır planlama yapmadığı alanlarda kendiliğinden oluşmuş fiili yaşamın görmezden gelinmesinin bir sonucu. Bu durum, sadece bir imar ihlali değil; sosyal, ekonomik ve hukuki boyutları olan çok katmanlı bir kriz.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından dile getirilen “vatandaş mağdur olmayacak, orta yol bulunacak” yaklaşımı, ilk bakışta umut verici bir çerçeve çizse de, sahadaki gerçeklik bu söylemin henüz somut ve kapsayıcı bir politikaya dönüşemediğini ortaya koyuyor. Kaçak yapılaşmanın önlenmesi, tarım arazilerinin korunması ve vatandaşın yatırımının heba edilmemesi gibi üç kritik başlık arasında sıkışan çözüm arayışı, hâlâ net bir yol haritasına kavuşabilmiş değil.

Ancak asıl çarpıcı olan, bugüne kadar sorulmaktan kaçınılan soruların ağırlığı. Köy yerleşimlerinde yıllardır yaşayan vatandaşların hukuki statüsü ne olacak? İmar planı yapılmamış bölgelerde süregelen belirsizlik daha ne kadar devam edecek? 2018 yılında verilen yapı kayıt haklarının iptaliyle ortaya çıkan derin mağduriyet nasıl giderilecek? Deprem korkusuyla kırsala yönelen ve güvenli bir yaşam arayışına giren vatandaşların kaderi neye göre belirlenecek?
Gelinen noktada mesele artık teknik bir “kaçak yapı” tartışması olmaktan çıkmış durumda. Asıl mesele, devletin planlama yapmadığı alanlarda doğan yaşamın hukuki bir zemine oturtulup oturtulamayacağıdır. Bu gerçeklik görmezden gelindikçe, sorun çözülmek yerine daha da büyüyor.
2018 yılında verilen hakların sonradan geri alınması ise krizi daha da derinleştiren bir kırılma noktası olarak öne çıkıyor. Aynı koşullarda bulunan vatandaşlar arasında oluşan eşitsizlik, sadece ekonomik bir adaletsizlik yaratmakla kalmadı; devlet ile vatandaş arasındaki güven ilişkisini de ciddi biçimde sarstı. Bugün gelinen noktada bu güvensizlik, çözüm üretmenin önündeki en büyük engellerden biri olarak duruyor.
Hacıoğlu’nun en sert eleştirilerinden biri ise parçalı ve günü kurtarmaya yönelik yaklaşımlara yönelik. Hobi bahçeleri için “orta yol” aranırken, aynı durumda olan milyonlarca yapı kayıt mağdurunun görmezden gelinmesini “eksik ve yanlış” olarak nitelendiriyor. Ona göre, yapı kaydını dışlayan herhangi bir düzenleme, sorunun özünü ıskalamaktan başka bir anlam taşımıyor.
Dernek tarafından önerilen çözüm ise net: Parça parça müdahaleler yerine, bütüncül bir imar ve yapı kayıt reformu. Plansız alanların planlanması, mevcut yapıların denetlenerek kayıt altına alınması, uygun yapıların ekonomiye kazandırılması ve riskli yapıların dönüşüm kapsamına alınması gerektiği vurgulanıyor. Bu yaklaşımın yalnızca vatandaşın mağduriyetini gidermekle kalmayacağı; aynı zamanda devletin gelirlerini artıracağı ve tarım arazilerinin korunmasına da katkı sağlayacağı ifade ediliyor.
Bu çerçevede yapılan çağrı ise oldukça sert ve açık: Yetkililer, sadece belirli başlıklara odaklanan dar çözümlerden vazgeçmeli. Hobi bahçeleri için geliştirilecek herhangi bir model, aynı sorunu yaşayan tüm yapı kayıt mağdurlarını kapsayacak şekilde genişletilmeli. Aksi takdirde atılacak her adım, sorunu çözmek yerine daha da derinleştirecek.
Sonuç olarak bu mesele, teknik bir imar tartışması değil; doğrudan doğruya toplumsal bir gerçekliktir. Siyasi tartışmaların ötesine geçen bu sorun, ancak ortak akıl, adalet ve gerçekçi politikalarla çözülebilir. Aksi halde, görmezden gelinen her yapı, aslında büyüyen bir toplumsal krizin sessiz tanığı olmaya devam edecektir.


Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.