22 Eylül 2026 Salı
BURSA – ÇATALTEPE: Bursa’da uzun süredir kamuoyunun gündeminde bulunan Çataltepe Sanayi Sitesi projesi ve projeden kaynaklandığı belirtilen mağduriyetler konusunda yeni bir aşamaya geçildi. Çataltepe’de yaşanan sorunların çözümü amacıyla Bakanlık nezdinde ve Bursa Valiliği öncülüğünde resmi bir çalışma masasının oluşturulduğu açıklanırken, Çataltepe Sanayici ve İş İnsanları Derneği’nin (ÇATSANDER) de bu süreçte masada yer alacağı bildirildi.
ÇATSANDER Yönetimi tarafından üyelerine yönelik yapılan açıklamada, yaklaşık altı yıldır sürdürülen mücadelenin bugün itibarıyla farklı bir aşamaya taşındığı vurgulandı. Açıklamada, yıllar boyunca “Buradan bir şey çıkmaz” şeklindeki değerlendirmelere rağmen mücadeleden geri adım atılmadığı, Çataltepe’de mağduriyet yaşayan esnaf ve hak sahiplerinin sorunlarının çözümü için çalışmaların sürdürüldüğü belirtildi.
Dernek yönetimi, gelinen noktayı yalnızca bir toplantı veya bürokratik görüşme olarak değil, Çataltepe dosyasının çözüm sürecinde resmi muhataplık mekanizmasının oluşması açısından önemli bir gelişme olarak değerlendirdi.
Çataltepe meselesinin yıllardır Bursa’nın önemli gündem başlıklarından biri olduğuna dikkat çekilen açıklamada, sürecin bugünlere kolay gelmediği ifade edildi.
ÇATSANDER tarafından yapılan değerlendirmede, yıllar boyunca çeşitli kurumlarla görüşmeler gerçekleştirildiği, toplantılara katılım sağlandığı ve mağduriyetlerin ilgili mercilere aktarılması için yoğun bir mücadele yürütüldüğü belirtildi.
Dernek yönetimi, özellikle son altı yıllık dönemde Çataltepe konusunda mücadele eden üyelerin önemli bir sorumluluk üstlendiğine dikkat çekerek, sürecin devam ettirilmesinde üyelerin birlik ve dayanışmasının belirleyici olduğunu vurguladı.
Açıklamada, “Buradan bir şey çıkmaz” denilerek umutsuzluğa kapılanlara rağmen mücadeleden vazgeçilmediği, geri adım atılmadığı ve Çataltepe dosyasının gündemde tutulduğu ifade edildi.
Gelinen aşamada ise Bakanlık nezdinde ve Bursa Valiliği’nin önderliğinde resmi bir çalışma masasının oluşturulması, Çataltepe’de çözüm beklentisi içerisinde bulunan kesimler açısından yeni bir sürecin başladığı şeklinde değerlendirildi.
ÇATSANDER’in açıklamasında Çataltepe’de yaşanan sorunlardan etkilenen kişi sayısının yaklaşık 3 bin 200 olduğu ifade edildi.
Dernek yönetimine göre bu geniş kitlenin içerisinden yaklaşık 500 ÇATSANDER üyesi, son yıllarda yürütülen mücadelede aktif şekilde yer aldı.
Toplantılara katılan, kurumlarla görüşmeler gerçekleştiren, çeşitli organizasyon ve çalışmalarda sorumluluk alan üyelerin, sürecin bugünkü noktaya ulaşmasında önemli rol üstlendiği belirtildi.
ÇATSANDER, bu nedenle oluşturulan resmi çalışma masasında temsil edilme hakkının, yalnızca dernek yönetimine verilmiş bir görev olmadığını; yıllardır mücadele içerisinde bulunan üyelerin ortaya koyduğu emeğin de bir sonucu olduğunu vurguladı.
Dernek açıklamasında, mağduriyet yaşayan herkesin sorunlarının çözümüne yönelik beklentilerin masada dile getirilmesinin ve sürecin takip edilmesinin önemine dikkat çekildi.
ÇATSANDER Yönetimi, gelinen yeni aşamayı derneğin mücadele sürecinde önemli bir dönüm noktası olarak nitelendirdi.
Açıklamada, bugüne kadar ağırlıklı olarak mağduriyetlerin anlatıldığını, sorunların gündeme taşındığını ve çözüm taleplerinin ilgili kurumlara iletildiğini belirten dernek yönetimi, bundan sonraki süreçte Çataltepe’nin çözümü için oluşturulan resmi mekanizmanın içerisinde yer alınacağını ifade etti.
Dernek tarafından yapılan açıklamada şu değerlendirmeye yer verildi:
“Artık sadece mağduriyeti konuşan değil, çözüm masasında söz sahibi olan bir noktaya gelinmiştir.”
Bu yaklaşım, ÇATSANDER açısından mücadelenin yeni bir aşamaya geçtiği mesajını ortaya koyarken, bundan sonraki süreçte derneğin resmi çalışma masasındaki gelişmeleri üyeleri adına takip edeceği belirtildi.
Çataltepe konusunda gelinen son gelişmelerin üyelerle paylaşılması ve resmi çalışma masasında derneği temsil edecek kişilere yetki verilmesi amacıyla ÇATSANDER’in genel kurul toplantısının gerçekleştirileceği açıklandı.
Genel kurul;
11 Ekim 2026 Pazar günü, saat 12.00 ile 16.00 arasında, Ördekli Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek.
Toplantıda hem derneğin bundan sonraki süreçte izleyeceği yol haritasının ele alınması hem de Çataltepe konusunda oluşturulan resmi çalışma masasındaki temsil sürecinin değerlendirilmesi bekleniyor.
ÇATSANDER Yönetimi, genel kurulun yalnızca rutin bir dernek toplantısı olmadığını, Çataltepe dosyasının geldiği yeni aşama nedeniyle üyeler açısından kritik önem taşıdığını belirtti.
Genel kurulun gündemindeki en önemli başlıklardan birinin, ÇATSANDER’i resmi çalışma masasında temsil edecek kişilerin yetkilendirilmesi olduğu bildirildi.
Böylece dernek üyelerinin uzun süredir takip ettiği Çataltepe sürecinde, resmi görüşme ve müzakere mekanizmasında ÇATSANDER adına hareket edecek temsilcilerin belirlenmesi amaçlanıyor.
Dernek yönetimi, bu sürecin sağlıklı yürütülebilmesi için üyelerin genel kurula katılımının önemine dikkat çekerek, Çataltepe konusunda karar alınacak yeni dönemde ortak hareket edilmesi gerektiğini vurguladı.
ÇATSANDER açıklamasında, yaklaşık altı yıldır sürdürülen mücadelenin temelinde dayanışma ve ortak hareket etme iradesinin bulunduğu ifade edildi.
Dernek yönetimi, Çataltepe’de yaşanan sorunların çözümü konusunda farklı dönemlerde çeşitli zorluklarla karşılaşılmasına rağmen mücadeleden vazgeçilmediğini belirtti.
Açıklamada, derneğin bundan sonraki süreçte de üyelerinin hak ve taleplerini resmi platformlarda gündeme taşımaya devam edeceği belirtilerek şu mesaj verildi:
“Mücadele eden kazanır. Birlik olan güçlenir. Hakkını arayan sonunda hakkını alır.”
Dernek yönetimi, Çataltepe’de yaşanan mağduriyetlerin giderilmesine yönelik sürecin bundan sonraki aşamasında birlik ve dayanışmanın korunmasının önem taşıdığını ifade etti.
ÇATSANDER’in açıklamasında özellikle aktif mücadele veren üyelerin rolüne vurgu yapıldı.
Dernek yönetimine göre yaklaşık 3 bin 200 kişilik mağduriyet kitlesi içerisinden yaklaşık 500 kişi, son yıllarda yürütülen çalışmalarda aktif biçimde yer aldı.
Bu kişilerin toplantılara katıldığı, çeşitli görüşmelerde derneği ve üyeleri temsil ettiği, sürecin takip edilmesi için zaman ve emek harcadığı belirtildi.
ÇATSANDER, bugün resmi çalışma masasında temsil edilme noktasına gelinmesinde bu mücadelenin önemli bir payı olduğunu ifade etti.
Açıklamada, “3.200 kişi içinden 500 kişi mücadele etti, bugün hakkını almak için masaya oturmaya hak kazandı” ifadeleriyle aktif üyelerin sürece katkısı vurgulandı.
Bakanlık ve Bursa Valiliği nezdinde oluşturulduğu açıklanan resmi çalışma masası, Çataltepe konusunda yıllardır devam eden beklentilerin çözüm sürecine taşınması açısından yeni bir aşamaya işaret ediyor.
Bundan sonraki süreçte masada hangi başlıkların ele alınacağı, tarafların hangi çözüm önerilerini gündeme getireceği ve Çataltepe’de mağduriyet yaşayan kesimlerin taleplerinin hangi yöntemlerle değerlendirileceği önem taşıyor.
ÇATSANDER ise dernek üyelerinin sürece doğrudan dahil edilmesi ve temsil mekanizmasının oluşturulmasıyla birlikte, çözüm sürecinin içerisinde aktif şekilde yer almayı hedefliyor.
Genel kurul toplantısında hem mevcut gelişmelerin üyelerle paylaşılması hem de bundan sonraki dönemin yol haritasının ortaya konulması bekleniyor.
ÇATSANDER Yönetimi, tüm üyelerini 11 Ekim 2026 Pazar günü Ördekli Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek genel kurula katılmaya çağırdı.
Dernek tarafından yapılan açıklamada, Çataltepe konusunda yeni bir döneme girildiği belirtilerek tüm üyelerin sürece sahip çıkmasının önem taşıdığı ifade edildi.
ÇATSANDER Yönetimi, üyelerine yönelik çağrısını şu sözlerle tamamladı:
“Bu nedenle tüm üyelerimizi, bu tarihi sürece sahip çıkmak adına 11 Ekim’de Ördekli Kültür Merkezi’ne davet ediyoruz. Birlik olacağız, masada olacağız ve hakkımızı alacağız.”
Çataltepe’de yaklaşık altı yıldır devam eden mücadelenin ardından gözler şimdi 11 Ekim’de gerçekleştirilecek genel kurula ve Bakanlık ile Bursa Valiliği öncülüğünde yürütüleceği açıklanan resmi çalışma masasındaki sürece çevrildi.
BURSA – Tophane Kebapçısı ve Bahadır Tanrıverdi hakkında, Bursa’da gerçekleştirilen bir etkinliğin ardından sosyal medya platformları ve çeşitli mecralarda yayımlanan paylaşımlara ilişkin hukuki açıklama yapıldı. Müvekkillerinin avukatı Av. Abdullah Celalettin Aygün tarafından yapılan açıklamada, organizasyonun Bursa’nın fethinin 700. yılı kapsamında şehrin kültürel ve gastronomik değerlerini tanıtmak amacıyla gerçekleştirildiği belirtildi.
Aygün Partners tarafından kamuoyuna yapılan açıklamada, söz konusu etkinliğin temel amacının Bursa’nın gastronomik değerlerinin tanıtılması ve Bursa Döner Kebabı’nın daha geniş kitlelere ulaştırılması olduğu ifade edildi.
Açıklamada, etkinliğe öngörülenin üzerinde katılım gerçekleşmesi nedeniyle organizasyonun bazı bölümlerinde istenmeyen görüntülerin ortaya çıktığı belirtilirken, yaşanan aksaklıklar nedeniyle müvekkilin kamuoyuna yönelik üzüntüsünü dile getirmesinin, Bursa halkına ve kamuoyuna duyulan saygının bir ifadesi olduğu kaydedildi.
Hukuk bürosunun açıklamasında, etkinliğe ilişkin kamuoyundan gelebilecek eleştiri ve değerlendirmelerin doğal karşılandığı belirtilerek, eleştiri hakkının demokratik toplum düzenindeki önemine dikkat çekildi.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Elbette yaşananlara ilişkin her türlü makul eleştiri ve değerlendirmeye saygı duyuyoruz. Bununla birlikte, eleştiri sınırlarını aşarak müvekkilimizin şahsını ve markasını hedef alan hakaret, tehdit, gerçeğe aykırı isnat ve ticari itibarı zedeleyici nitelikteki paylaşımlar aynı kapsamda değerlendirilemez.”
Açıklamada ayrıca, sosyal medya ve diğer dijital mecralarda yer alan paylaşımların hukuki açıdan takip edildiği bildirildi.
Hukuka aykırı nitelikte olduğu değerlendirilen içeriklerin tespit edilmesi halinde, içeriklerin kaldırılması ve erişimin engellenmesi başta olmak üzere, tazminat talepleri ile ilgili kişiler hakkında hukuki ve cezai başvuruların yapılabileceği belirtildi.
Aygün Partners tarafından yapılan açıklamada, “Bu doğrultuda hukuka aykırı nitelik taşıyan içerikler tarafımızca tespit edilip gerekli görülmesi hâlinde içeriklerin kaldırılması, erişimin engellenmesi, tazminat ve ilgili kişiler hakkında hukuki ve cezai başvurular dahil olmak üzere gerekli yasal yollara müracaat edilecektir” denildi.
Açıklamanın son bölümünde ise müvekkilin etkinlik sonrasında kamuoyuna yönelik yaklaşımının farklı biçimde yorumlanmaması gerektiği vurgulandı.
Eleştiri hakkının kişilik hakları ve ticari itibara saygı çerçevesinde kullanılması gerektiği belirtilen açıklamada, kamuoyunun bu konuda hassasiyet göstermesi istendi.
Av. Abdullah Celalettin Aygün imzasıyla yayımlanan açıklama, “Müvekkilimizin iyi niyetli yaklaşımının farklı şekilde yorumlanmamasını, eleştiri hakkının da kişilik haklarına ve ticari itibara saygı çerçevesinde kullanılmasını önemle rica ederiz” ifadeleriyle sona erdi.
Açıklamanın, etkinlik sonrasında sosyal medya ve çeşitli mecralarda gündeme gelen tartışmaların ardından hukuki sürece ilişkin müvekkil tarafının yaklaşımını ortaya koyduğu belirtildi.
Manisa’nın Turgutlu ilçesinde bir lisenin yakınında silahla ateş açılması ve öğrencilerin yaralanmasının ardından okul güvenliği yeniden Türkiye gündemine taşındı. YENİ Parti Bursa Milletvekili Hasan Öztürk, Nisan ayında Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okul saldırılarının ardından açıklanan tedbirleri hatırlatarak İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’ye 13 maddelik soru önergesi verdi. Öztürk, “Beş ay sonra bir öğrenci eline av tüfeğini alıp okulunun önünde ateş açabiliyorsa, açıklanan tedbirlerden hangileri gerçekten hayata geçirildi?” sorusunu yöneltti.
Manisa’nın Turgutlu ilçesinde 22 Eylül sabahı İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi yakınında silahla ateş açılması, okul güvenliğine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme getirdi.
Manisa Valiliği, saat 07.59 sıralarında okulun yakınında silahla ateş edildiği yönünde ihbar alındığını, bölgeye emniyet ve sağlık ekiplerinin sevk edildiğini ve ilk belirlemelere göre 8 kişinin olaydan etkilendiğini açıkladı. Valilik ayrıca silahla ateş ettiği değerlendirilen şüphelinin yakalanarak gözaltına alındığını ve olayla ilgili adli ve idari soruşturma başlatıldığını bildirdi.
Olayın ardından okul çevrelerinin güvenliği ve çocukların silahlara erişimi konusu bir kez daha Meclis gündemine taşındı.
YENİ Parti Bursa Milletvekili Hasan Öztürk, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin yanıtlaması istemiyle verdiği yazılı soru önergesinde, Nisan ayında açıklanan okul güvenliği tedbirlerinin beş ay içerisinde ne ölçüde uygulandığını sordu.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta Nisan 2026’da yaşanan okul saldırılarının ardından İçişleri ve Milli Eğitim Bakanlıkları koordinasyonunda kapsamlı bir değerlendirme toplantısı gerçekleştirilmişti.
16 Nisan’da yapılan toplantıya İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ve Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yanı sıra valiler, il emniyet müdürleri, il jandarma komutanları ve il milli eğitim müdürleri katılmıştı. Bakanlıkların açıklamasında okul ve çevrelerinin güvenliği, giriş-çıkış düzeni, kamera sistemleri, ziyaretçi uygulamaları, servis güzergâhları ve öğrencilerin yoğun bulunduğu alanların yeniden değerlendirildiği belirtilmişti.
Aynı süreçte 81 ildeki eğitim kurumlarında güvenlik tedbirlerinin artırıldığı ve okul çevrelerinde kolluk denetimlerinin yoğunlaştırıldığı duyurulmuştu.
Şanlıurfa’da ise okul bahçeleri, okul önleri ve çevrelerinde okul ile ilgisi olmayan kişi ve grupların bulunmasına yönelik ek düzenlemeler yapılmış, ziyaretçi girişlerine ilişkin kontroller artırılmıştı.
Öztürk, Turgutlu’da yaşanan son olayın ardından bu tedbirlerin sahadaki karşılığının açıklanması gerektiğini belirtti.
Hasan Öztürk, soru önergesinin gerekçesinde Nisan ayında açıklanan tedbirleri hatırlatarak aradan yaklaşık beş ay geçmesine rağmen Turgutlu’da bir öğrencinin av tüfeğiyle okulun yakınında ateş açmasının, alınan önlemlerin uygulanma düzeyine ilişkin soruları yeniden gündeme getirdiğini ifade etti.
Öztürk’ün önergesindeki temel soru ise doğrudan uygulamaların sonuçlarına ilişkin oldu:
“Nisan ayında okul çevrelerinde denetimlerin artırılacağı, çocukların silaha erişiminin önleneceği ve erken uyarı mekanizmalarının güçlendirileceği açıklandı. Beş ay sonra bir öğrenci eline av tüfeğini alıp okulunun önünde ateş açabiliyorsa, açıklanan tedbirlerden hangileri gerçekten hayata geçirildi?”
Öztürk, açıklanan politikaların yalnızca duyuru düzeyinde kalıp kalmadığının somut veriler üzerinden ortaya konulmasını istedi.
Öztürk’ün soru önergesinde okul çevrelerinde yapılan denetimlere ilişkin ayrıntılı istatistikler de yer aldı.
Milletvekili, Nisan 2026’dan bu yana kaç okul ve okul çevresinde denetim gerçekleştirildiğini, bu denetimlerde kaç ateşli silah ele geçirildiğini ve ele geçirilen silahların kaçının 18 yaşından küçük kişilerin üzerinde veya kullanımında tespit edildiğini sordu.
Öztürk ayrıca çocukların ruhsatlı veya ruhsatsız ateşli silahlara erişimini engellemek amacıyla son beş ay içerisinde hangi somut tedbirlerin uygulamaya konulduğunun açıklanmasını istedi.
Soru önergesinin önemli başlıklarından biri de Nisan ayında güçlendirilmesi gündeme getirilen erken uyarı ve erken müdahale mekanizmaları oldu.
Öztürk, bu mekanizmalar sayesinde bugüne kadar kaç riskli durumun tespit edildiğini ve kaç olayın gerçekleşmeden önce önlendiğini sordu.
Ayrıca iller bazında güncelleneceği açıklanan okul güvenliği risk değerlendirmelerinin tamamlanıp tamamlanmadığını soran Öztürk, kaç ilde ve kaç okulda risk değerlendirmesi yapıldığına ilişkin bilgi talep etti.
Öztürk, önergesinde yalnızca Turgutlu’daki olayla sınırlı kalmayarak Türkiye genelindeki okul güvenliği verilerinin de açıklanmasını istedi.
Bu kapsamda son beş yılda okul içinde veya okul çevresinde ateşli silah kullanılan kaç olay meydana geldiğini soran Öztürk, söz konusu olaylarda kaç öğrencinin ve eğitim çalışanının hayatını kaybettiğinin veya yaralandığının açıklanmasını talep etti.
Ayrıca ateşli silah kullanılan olaylarda fail veya şüpheli olarak işlem yapılan 18 yaşından küçük çocukların sayısının da paylaşılmasını istedi.
Okul giriş ve çıkış saatlerinde alınan güvenlik önlemlerine ilişkin de rakam isteyen Öztürk, Türkiye genelinde düzenli kolluk görevlendirmesi yapılan okul sayısını sordu.
Önergesinde bu sayının toplam okul sayısına oranının da açıklanmasını isteyen Öztürk, böylece okul güvenliğine yönelik uygulamaların ülke genelindeki kapsamının ortaya konulmasını talep etti.
Öztürk, soru önergesinde Turgutlu’daki olayın ayrıntılarının da açıklığa kavuşturulmasını istedi.
Bu kapsamda üç temel noktaya dikkat çekti.
İlk olarak saldırıda kullanılan av tüfeğinin 15 yaşındaki öğrencinin eline nasıl geçtiğinin tespit edilip edilmediğini soran Öztürk, silahın sahibine veya silahın muhafazasında ihmali bulunduğu değerlendirilen kişilere yönelik herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığını sordu.
İkinci olarak olaydan önce okul yönetimine, rehberlik servisine veya kolluk birimlerine şiddet, tehdit, silah ya da benzeri bir güvenlik riskine ilişkin herhangi bir bildirim ulaşıp ulaşmadığının açıklanmasını istedi.
Üçüncü olarak ise Nisan ayında açıklanan tedbirlere rağmen Turgutlu’da benzer bir olayın yaşanmasının ardından Bakanlık tarafından uygulamaların yeterliliğine ilişkin herhangi bir inceleme başlatılıp başlatılmadığını sordu.
Öztürk’ün önergesinin ana eksenini, Nisan ayında açıklanan güvenlik politikaları ile Eylül ayında Turgutlu’da yaşanan olay arasındaki süreç oluşturdu.
Milletvekili, alınan tedbirlerin yalnızca kâğıt üzerinde kalıp kalmadığının; denetim sayıları, ele geçirilen silahlar, risk değerlendirmeleri ve önlenen olaylar gibi ölçülebilir veriler üzerinden ortaya konulmasını istedi.
Önergesinde ayrıca Turgutlu’daki olayın ardından yeni güvenlik tedbirleri alınıp alınmayacağını da soran Öztürk, özellikle çocukların ateşli silahlara erişiminin önlenmesi ve okul çevrelerinin güvenliğinin artırılması konusunda yeni bir çalışma planlanıp planlanmadığının açıklanmasını talep etti.
Turgutlu’daki olayla ilgili Manisa Valiliği tarafından adli ve idari soruşturma başlatıldığı açıklanırken, Öztürk’ün soru önergesiyle birlikte gözler İçişleri Bakanlığı’nın vereceği yanıta çevrildi.
Önergenin yanıtlanması halinde Nisan ayında açıklanan okul güvenliği tedbirlerinin beş aylık uygulama sürecine ilişkin denetim sayıları, ele geçirilen silahlar, risk değerlendirmeleri ve erken müdahale mekanizmalarının sonuçları konusunda Meclis’e resmi verilerin sunulması bekleniyor.
Prof. Dr. Necmi Gürsakal’ın çalışması, Türkiye’nin güney kıyılarına farklı bir pencereden bakıyor. Bodrum’dan Mersin’e, Milas’tan Ula’ya uzanan anlatıda İkinci Dünya Savaşı yıllarının kıyılardaki yansımaları, denizcilik tarihi, ekonomik ilişkiler ve dönemin siyasi atmosferi ele alınıyor.
Türkiye’nin güney ve Ege kıyıları bugün turizm, deniz ve yaz mevsimiyle özdeşleşmiş durumda. Ancak bu coğrafyanın yakın tarihinde, özellikle İkinci Dünya Savaşı yıllarında yaşananlar, bugünün gündelik hayatından oldukça farklı bir tablo ortaya koyuyor.
Prof. Dr. Necmi Gürsakal’ın “Unutulmuş Bir Kıyının Peşinde” başlıklı çalışması da bu geçmişin izlerini sürüyor.
Çalışmada Bodrum’dan Gündoğan’a, Milas ve Ula’dan Mersin’e kadar uzanan geniş bir coğrafyanın savaş yıllarındaki hikâyesine odaklanılıyor. Kıyı kentlerinin yalnızca coğrafi birer mekân olarak değil, dönemin ekonomik, askeri ve siyasi gelişmelerinin de tanıkları olarak ele alındığı görülüyor.
Çalışmanın bölüm başlıklarından biri doğrudan “Bodrum Bodrum…” ifadesini taşıyor.
Bodrum’un bugünkü turistik kimliğinin arkasında kalan geçmişe uzanan anlatı, okuyucuyu savaş yıllarının kıyılarına götürüyor. Gündelik yaşamın ayrıntıları da bu tarihsel çerçevenin içerisinde kendine yer buluyor.
“Kuru İnciri Zeytinyağına Banmak” ve “Eski bir Yaz Başı” gibi başlıklar ise anlatının yalnızca savaş ve siyaset üzerinden ilerlemediğini gösteriyor. Bölgenin gündelik hayatına, hafızasına ve geçmişteki yaşam biçimlerine ilişkin izler de çalışmanın dikkat çeken unsurları arasında yer alıyor.
Çalışmada yer alan başlıklardan biri de “Gündoğan Refah Şilebi Faciası”.
1941 yılında yaşanan Refah Şilebi faciası, Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı dönemindeki yakın tarihinin önemli olaylarından biri olarak biliniyor. Çalışmada bu olayın kıyı coğrafyası ve dönemin gelişmeleri içerisindeki yeri ele alınıyor.
Böylece yerel tarih ile Türkiye’nin savaş yıllarındaki genel tarihi arasında bir bağlantı kuruluyor.
Çalışmanın dikkat çeken bölümlerinden biri de “1941’de Türk Stajyer Pilotlar İngiltere’de” başlığını taşıyor.
Bu bölüm, savaş yıllarında Türkiye’nin dış dünyayla kurduğu ilişkilerin farklı bir boyutuna işaret ediyor.
Türkiye’nin savaş boyunca izlediği politika, yalnızca diplomatik açıklamalar üzerinden değil; askeri eğitim, dış ilişkiler ve dönemin uluslararası gelişmeleri üzerinden de değerlendiriliyor.
Çalışmada tekrar tekrar karşılaşılan başlıklardan biri “Dostane tarafsızlık” kavramı.
Bu çerçevede Milas, Mersin ve Afyonkarahisar gibi farklı şehirlerin savaş yıllarındaki durumları ele alınıyor.
“Dostane Tarafsızlık Döneminde Milas’ın Bombalanması”, “Mersin ve Dostane Tarafsızlık” ve “Afyon Karahisar ve Dostane Tarafsızlık” başlıkları, savaşın Türkiye üzerindeki etkisinin yalnızca cephelerden ibaret olmadığını ortaya koyan farklı örnekleri bir araya getiriyor.
Bu başlıklar üzerinden Türkiye’nin savaş dışı kalma politikası ile savaşın yarattığı bölgesel ve ekonomik etkiler arasındaki ilişkiye bakılıyor.
Çalışmanın bir başka dikkat çekici bölümü “Kolonial Yağma” başlığını taşıyor.
Bu bölümle birlikte anlatı, Türkiye kıyılarının ötesine uzanan daha geniş bir tarihsel çerçeveye açılıyor. Akdeniz ve Ege havzasının ekonomik ve siyasi ilişkileri içerisinde sömürgecilik, ticaret ve kaynakların paylaşımı gibi konular gündeme geliyor.
Çalışmada yer alan “Levant Yelkenli Gemiler Filosu (LSF): Ege’deki Britanya Deniz Komando Birliği” başlığı ise savaşın deniz boyutuna odaklanıyor.
Ege Denizi’nin stratejik konumu, savaş yıllarında bölgedeki deniz hareketliliğini de önemli hale getirmişti. Levant Yelkenli Gemiler Filosu üzerinden yürütülen anlatı, bölgenin savaşın deniz cephesindeki konumuna ışık tutuyor.
Çalışmanın son bölüm başlıklarından biri de İngilizlerin Milas ve Ula’ya kurdukları hat üzerine.
Bu başlık, savaş yıllarında Batılı güçlerin Ege ve Güneybatı Anadolu coğrafyasındaki faaliyetlerine ilişkin farklı bir ayrıntıyı gündeme getiriyor.
Böylece Bodrum, Gündoğan, Milas, Ula ve Mersin gibi birbirinden farklı görünen noktalar, ortak bir tarihsel hikâyenin parçaları olarak ele alınıyor.
“Unutulmuş Bir Kıyının Peşinde”, başlığının da işaret ettiği üzere, bugünün turistik ve ekonomik kimliğiyle tanınan kıyıların geçmişteki hikâyelerine dönüyor.
Bodrum’un gündelik hayatından savaş yıllarının deniz trafiğine, Refah Şilebi faciasından Türkiye’nin “dostane tarafsızlık” dönemine, İngilizlerin Ege’deki faaliyetlerinden Milas ve Ula’daki gelişmelere kadar uzanan bölüm başlıkları, çalışmanın geniş bir tarihsel alana yayıldığını gösteriyor.
Prof. Dr. Necmi Gürsakal’ın çalışması, bu yönüyle yalnızca savaş tarihine değil, kıyıların hafızasına, yerel tarihe ve Türkiye’nin yakın geçmişine bakmak isteyen okuyucu için farklı bir okuma rotası sunuyor.
Bugün turistik merkezleriyle tanınan bu kıyıların, bundan yaklaşık bir asır önce savaşın, diplomasi trafiğinin, deniz hareketliliğinin ve uluslararası ilişkilerin kesiştiği alanlar olduğunu hatırlatan çalışma, geçmişin bugünün coğrafyasında bıraktığı izlerin peşine düşüyor.
Anadolu Şehit Aileleri Gazileri ve Güvenlik Korucuları Vakfı (AŞAV) Bursa ve İstanbul şubeleri, aziz şehitlerin kıymetli aileleri ile kahraman gaziler için anlamlı bir gezi programı düzenledi. İki şubenin ortaklaşa gerçekleştirdiği organizasyon kapsamında yaklaşık 50 şehit ailesi ve gazi, Çanakkale ve Gökçeada’da üç gün süren programda tarihi mekânları ziyaret etti.
Şehit aileleri ve gazilerin bir araya geldiği programda, Çanakkale Savaşları’nın yaşandığı bölgeler ziyaret edilirken, katılımcılar tarihe tanıklık eden mekânlarda duygu dolu anlar yaşadı.
Gezi programının ardından AŞAV Bursa Şube Başkanı Mehmet Akar ve İstanbul Şube Başkanı Muhammet Koç, organizasyona ilişkin ortak bir değerlendirmede bulundu.
Akar ve Koç, Çanakkale ve Gökçeada ziyaretinin şehit aileleri ve gaziler açısından ayrı bir anlam taşıdığını belirterek, üç gün boyunca tarihin önemli dönüm noktalarından birine tanıklık ettiklerini ifade etti.
İki başkan ortak değerlendirmelerinde şu ifadelere yer verdi:
“Bu gezi bizim için şehit ailelerimiz, gazilerimiz için çok anlam ifade ediyor. Ülkemizin tarihinde bir dönüm noktası olan Çanakkale’de ve Gökçeada’da üç gün boyunca kahramanca yazılan destana şahit olduk.”
Program kapsamında şehit aileleriyle birlikte Çanakkale’de bulunan tarihi alanlar ve şehitlikler ziyaret edildi. Katılımcılar, vatan savunmasında hayatını kaybeden şehitleri anarken, geçmişten günümüze uzanan tarihi mirası yerinde görme fırsatı buldu.
AŞAV Bursa ve İstanbul şube başkanları, ziyaretlerin kendileri açısından yalnızca bir gezi olmadığını, aynı zamanda geçmişle bağ kurulan ve şehitlerin hatırasının yad edildiği anlamlı bir buluşma olduğunu vurguladı.
Açıklamada, “Şehit ailelerimiz ile birlikte dünyaya varlığımızı ispatlayan kahraman ecdadımız, aziz şehitlerimizi ziyaret ederek duygu dolu zamana yolculuk ettik” ifadeleri kullanıldı.
AŞAV yöneticileri, şehitlerin ve gazilerin Türkiye’nin her bölgesinde önemli bir hatıra bıraktığını belirterek, şehitliklere duyulan saygının önemine dikkat çekti.
Akar ve Koç, ortak açıklamalarında şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bizler biliriz ve farkındayız ki vatanımızın her karışında aziz şehitlerimizin ve kahraman gazilerimizin hatırası var. Onun için yere ayak basarken haya ederek basmamız gerekiyor anlayışındayız.”
Şehitliklerin ve gazilerin taşıdığı anlamın gelecek nesillere aktarılmasının önemine de vurgu yapan AŞAV yöneticileri, vatan ve bayrak uğruna hayatını ortaya koyan şehitleri rahmet ve minnetle andıklarını ifade etti.
AŞAV’ın şehit aileleri ve gazilere yönelik çalışmalarının devam edeceğini belirten Bursa Şube Başkanı Mehmet Akar ile İstanbul Şube Başkanı Muhammet Koç, vakfın bu konudaki sorumluluğuna dikkat çekti.
Akar ve Koç, açıklamalarında, “Bizler AŞAV olarak bu vatan için şüheda makamına ulaşan şehitlerimizin emanetleri ve kahraman gazilerimiz için ömrümüzün sonuna kadar mücadele edeceğiz, yanlarında olacağız, hizmetlerinde olacağız” ifadelerine yer verdi.
Çanakkale ve Gökçeada programının gerçekleştirilmesine katkı sağlayan isimlere de teşekkür eden AŞAV Bursa ve İstanbul şubeleri, organizasyon kapsamında kendilerine ev sahipliği yapan vakıf yöneticilerine minnettarlıklarını dile getirdi.
Akar ve Koç, tarihe tanıklık edilen bu anlamlı programda katılımcıları en güzel şekilde ağırlayan AŞAV Onursal Başkanı Bülent Ayli ile Çanakkale Şube Başkanı Emine Kızılay’a teşekkür ederek, “Tarihe tanıklık ettiğimiz bu anlamlı gezide bizleri en güzel şekilde misafir eden, ev sahipliği yapan vakfımızın Onursal Başkanı Sayın Bülent Ayli Başkanımıza ve Çanakkale Şube Başkanımız Sayın Emine Kızılay Başkanımıza sonsuz teşekkür ediyoruz” açıklamasında bulundu.
Üç gün süren Çanakkale ve Gökçeada programı, şehit aileleri ve gazilerin hem tarihi mekânları ziyaret etmelerine hem de birlikte vakit geçirerek dayanışma duygularını güçlendirmelerine vesile oldu.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.