27 Mart 2026 Cuma
Gemlik Gazeteciler Cemiyeti ile Özel Atakent Tıp Merkezi Arasında İndirim Protokolü
Bursa’nın Gemlik ilçesinde, basın mensuplarının sağlık hizmetlerine daha avantajlı koşullarda erişimini sağlamak amacıyla önemli bir iş birliği hayata geçirildi. Gemlik Gazeteciler Cemiyeti ile Özel Atakent Gemlik Tıp Merkezi arasında imzalanan indirim protokolü, cemiyet üyeleri ve ailelerine ekonomik kolaylıklar sunacak.
İmzalanan anlaşma çerçevesinde, cemiyet üyeleri ile birlikte anne, baba, eş ve çocukları, sağlık hizmetlerinden indirimli olarak yararlanabilecek. Protokol kapsamında yalnızca Gemlik’te değil, Orhangazi Özel Atakent Cerrahi Tıp Merkezi bünyesinde sunulan hizmetler de indirim uygulamasına dahil edildi.
Ayakta tedavi, tetkik ve radyolojik işlemleri kapsayan indirimler sayesinde üyelerin sağlık hizmetlerine daha erişilebilir şartlarda ulaşması hedefleniyor. İndirimden yararlanmak isteyen üyelerin, cemiyet tarafından verilen kimlik kartı ve QR doğrulama sistemi ile başvuru yapmaları yeterli olacak.
Gerçekleştirilen imza törenine cemiyet yönetim kurulu üyeleri ile birlikte çocuk sağlığı uzmanı Ömer Artar da katıldı. Protokol, Cemiyet Başkanı Erkan Zambak ile kurumun halkla ilişkiler sorumlusu Asena Gündoğdu tarafından imza altına alındı.

Cemiyet Başkanı Erkan Zambak, yapılan iş birliğinin üyeler açısından önemli bir kazanım olduğunu belirterek, sosyal ve mesleki desteklerin artarak devam edeceğini vurguladı. Zambak, özellikle sağlık alanında atılan bu adımın, üyelerin yaşam kalitesine doğrudan katkı sağlayacağını ifade etti.
Öte yandan Asena Gündoğdu da, Gemlik Gazeteciler Cemiyeti ile yapılan bu iş birliğinden duydukları memnuniyeti dile getirerek, sağlık hizmetlerinde kaliteyi ve erişilebilirliği artırma hedefiyle çalışmalarını sürdüreceklerini kaydetti.

İmzalanan protokolün, cemiyet üyeleri ve ailelerine ekonomik açıdan destek sağlaması, aynı zamanda sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırması amaçlanıyor. Taraflar, bu tür iş birliklerinin önümüzdeki dönemde de devam etmesi yönünde temennilerini dile getirdi.
“TARIMDA DIŞA BAĞIMLILIK KISKACI: BURSA’DAN TÜRKİYE’YE UZANAN KRİZ DERİNLEŞİYOR”
Mahmut Fuat Kadıoğlu, tarım ve hayvancılıkta giderek artan dışa bağımlılığa sert sözlerle yüklendi. Kadıoğlu, sadece bugünün değil, son 20 yılın yanlış politikalarının Türkiye’yi üretimde dışa bağımlı, çiftçiyi ise borç batağında bıraktığını ifade ederek, “Bu tablo bir tesadüf değil, bilinçli tercihlerle getirildiğimiz bir çıkmazdır” dedi.
Tarımın bel kemiğini oluşturan gübre, yem, mazot ve tarım ilaçlarında ithalata dayalı yapının artık alarm verdiğini vurgulayan Kadıoğlu, sert bir dille şunları söyledi:
“Döviz yükseldikçe maliyet katlanıyor, maliyet arttıkça üretici eziliyor. Bugün Türkiye’de çiftçi toprağını değil, döviz kurunu takip etmek zorunda bırakılmıştır. İthal girdilerle üretim yapan bir sistem, çiftçiyi uluslararası piyasaların insafına terk etmek demektir. Bunun bedelini de en ağır şekilde Anadolu’nun üreticisi, Bayburtlu çiftçi ödüyor.”
Kadıoğlu, Türkiye’nin geçmişte kendi kendine yetebilen sayılı ülkeler arasında olduğunu hatırlatarak, bugün gelinen noktayı “politik iflas” olarak nitelendirdi:
“Bir zamanlar kendi tohumunu üreten, hayvanını kendi besleyen bir Türkiye vardı. Bugün ise samanı bile ithal eden bir ülke haline getirildik. Tarımda planlama terk edildi, üretici yalnız bırakıldı, destekler yetersiz kaldı. Sonuç ortada: Üretim düşüyor, maliyet artıyor, ithalat büyüyor.”
Dışa bağımlılığın yalnızca ekonomik bir sorun olmadığını vurgulayan Kadıoğlu, konunun doğrudan gıda güvenliğiyle ilgili olduğunu belirtti:
“Kendi gübresini, yemini, tohumunu üretemeyen bir ülke bağımsız karar alamaz. Tarımda dışa bağımlılık demek, sofradaki ekmeğin bile başka ülkelerin kontrolüne girmesi demektir. Bu durum açıkça arz güvenliğini tehdit eder, fiyat istikrarını bozar ve toplumsal refahı zedeler.”
Çözümün açık olduğunu belirten Kadıoğlu, hükümete çağrısını da sert bir şekilde dile getirdi:
“Tarım girdilerinde yerli üretim acilen artırılmalıdır. Gübre fabrikaları, yem üretim tesisleri ve tohum geliştirme merkezleri kamu öncülüğünde yeniden ayağa kaldırılmalıdır. Çiftçiye doğrudan ve yeterli destek verilmeden bu kriz aşılmaz. Dışa bağımlılığı azaltmadan ne üreticiyi kurtarabilirsiniz ne de vatandaşı ucuz gıdayla buluşturabilirsiniz.”

Son olarak Bursa başta olmak üzere Anadolu’nun üretim gücüne dikkat çeken Kadıoğlu, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:
“Bu topraklar üretir, yeter ki doğru politikalar uygulansın. Türkiye’nin tarımda yeniden ayağa kalkması mümkündür. Ancak bunun için ithalata dayalı günü kurtarma politikaları terk edilmeli, üretim odaklı köklü bir dönüşüm başlatılmalıdır. Tarımda tam bağımsızlık artık bir hedef değil, ertelenemez bir zorunluluktur.”
Türk Sağlık-Sen Bursa Şube Başkanı Sabit Karabayır’dan 112 Acil Sağlık Hizmetleri İçin Kritik Uyarılar
Türk Sağlık-Sen Bursa Şube Başkanı Sabit Karabayır, Bursa genelinde faaliyet gösteren 112 Acil Sağlık Hizmetleri istasyonlarına yönelik denetim süreçleri ve sahadaki mevcut durum hakkında kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Karabayır, hem hizmet kalitesinin artırılması hem de sağlık çalışanlarının çalışma koşullarının iyileştirilmesi adına denetim mekanizmalarının etkinleştirilmesi gerektiğini vurguladı.
Karabayır, acil sağlık hizmetlerinin toplum sağlığındaki kritik rolüne dikkat çekerek, özellikle 112 istasyonlarının olay yerine hızlı ve etkin müdahale açısından vazgeçilmez olduğunu belirtti. Bu nedenle istasyonların fiziki, teknik ve personel yeterliliği açısından sürekli denetim altında tutulmasının zorunluluk olduğunu ifade etti.

Karabayır’ın açıklamasında, Bursa’daki 112 noktalarında yapılması gereken denetimlere ilişkin şu başlıklar öne çıktı:
Bursa’da bazı 112 istasyonlarında personel eksikliği, yoğun çalışma temposu ve fiziki yetersizlikler gibi sorunların yaşandığını ifade eden Karabayır, bu durumun hem çalışan sağlığını hem de sunulan hizmetin kalitesini olumsuz etkilediğini dile getirdi.
Denetimlerin yalnızca belirli dönemlerde değil, sürekli ve şeffaf bir şekilde gerçekleştirilmesi gerektiğini vurgulayan Karabayır, tespit edilen eksikliklerin hızla giderilmesi için somut adımlar atılması çağrısında bulundu.
Açıklamasının sonunda sağlık çalışanlarının fedakârca görev yaptığını hatırlatan Karabayır, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, özlük haklarının korunması ve motivasyonlarının artırılmasının kamu sağlığı açısından doğrudan etkili olduğunu belirtti.
Karabayır, “112 Acil Sağlık Hizmetleri yalnızca bir sistem değil, hayat kurtaran bir zincirdir. Bu zincirin hiçbir halkası zayıf bırakılmamalıdır” ifadeleriyle çağrısını yineledi.
Memur emeklileri, maaş artışlarına ilişkin son uygulamalara karşı tepkilerini sert bir dille dile getirdi. Yapılan açıklamalarda, memur maaşları ile memur emekli aylıkları arasındaki bağın “hukuki ve yapısal olarak ayrıştırılamaz” olduğu vurgulanarak, mevcut uygulamaların Anayasa ve ilgili mevzuata aykırı olduğu ifade edildi.
Açıklamada, memur maaşları ile emekli aylıkları arasındaki ilişkinin açık bir şekilde tanımlandığı belirtilerek, memurlara yapılan toplu sözleşme zamlarının ve artışların emekli maaşlarına da otomatik olarak yansıtılması gerektiği kaydedildi. Bu durumun yalnızca bir beklenti değil, aynı zamanda anayasal güvence altındaki bir hak olduğu ifade edildi.
Memur emeklileri, son yıllarda memurlara yapılan seyyanen ilave ödemelerin emekli aylıklarına yansıtılmamasını “tarihi bir kırılma” olarak nitelendirdi. 76 yıllık uygulama geleneğinin dışına çıkıldığı belirtilen açıklamada, bu düzenlemenin hukukun arkasından dolanılarak hayata geçirildiği ve adalet duygusunu zedelediği savunuldu.
Söz konusu uygulamanın yalnızca mevcut emeklileri değil, aktif çalışan memurları da etkilediği ifade edildi. Emeklilik hakkı kazanmasına rağmen maaş kaybı endişesiyle görevde kalmayı tercih eden kamu çalışanlarının, sistemde ciddi bir tıkanmaya yol açtığına dikkat çekildi. Bu durumun aynı zamanda gençler için yeni istihdam alanlarının açılmasını da engellediği vurgulandı.
Yaklaşık 2,5 milyon memur emeklisi ve 4 milyon aktif memurun doğrudan etkilendiği belirtilen açıklamada, ailelerle birlikte geniş bir toplumsal kesimin mağduriyet yaşadığı ifade edildi. Emekliler, bu sürecin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bir adaletsizlik yarattığını savundu.
Açıklamada en dikkat çeken bölüm ise hükümete yönelik çağrı oldu. Memur emeklileri, yıllarca ödedikleri primlerin karşılığını alamadıklarını belirterek şu talepleri dile getirdi:
Aksi halde siyasi sorumluluğun sandıkta sorulacağı vurgulandı.
Memur emeklileri, mevcut durumun sürdürülebilir olmadığını belirterek, “Ya hakkımızı verin ya da bu işi yapabileceklerin önünü açın” ifadeleriyle tepkilerini net bir şekilde ortaya koydu. Açıklama, kamuoyuna ve yetkililere yönelik güçlü bir uyarı niteliği taşıdı.