24 Mart 2026 Salı
Bursa Çıraklık ve Staj Sigortası Mağdurları Eğitim, Dayanışma ve Kültür Derneği Başkanı Fatih Yeniay ve Başkan Yardımcısı İbrahim Çelikkaya, Türkiye’de on binlerce gencin mağduriyetini temsil eden çarpıcı ve sert açıklamalarda bulundu. Dernek yöneticileri, meslek lisesi veya çıraklık eğitimi sırasında fiilen çalışıp üretime katkı sağlayan gençlerin sigorta haklarının emeklilikte görmezden gelinmesine sert tepki gösterdi.
Yeniay ve Çelikkaya, “Biz genç yaşta ülke ekonomisine katma değer sağladık, fabrikalarda, atölyelerde üretim yaptık. Ama karşılığında yalnızca kısa vadeli sağlık sigortası verildi, emeklilik için uzun vadeli sigorta prim günlerimiz sayılmadı! Bu açık bir adaletsizliktir ve artık tahammül sınırımızı aştı” ifadeleriyle durumu özetledi.
Başkan Yeniay, “Genç yaşta üretime katkı sağlayan milyonlarca çırak ve stajyer, çalıştığı dönemin sigorta günlerinin emekliliğe sayılmasını bekliyor. Bu talep, sadece bireysel bir hak meselesi değil; sistemin yıllardır ihmal ettiği bir adalet meselesidir. Meclis’i artık bu haksızlığa karşı somut adım atmaya çağırıyoruz” dedi.
Çelikkaya ise sert bir dille, “Yıllardır üretime katkı sağladık, alın teri döktük ama karşılığında hak ettiğimiz emeklilik günlerimizi vermiyorlar. Bu, genç kuşaklara yapılan açık bir haksızlıktır. Meclis derhal ‘staj sigortası başlangıcıdır’ anlayışını hukuki zemine oturtmalıdır. Aksi hâlde bu mücadele sokakta ve kamuoyu nezdinde daha da büyüyecektir” ifadelerini kullandı.
Dernek yöneticileri, mağduriyetin giderilmesi için yasal bir düzenlemenin şart olduğunu vurgularken, sürecin ertelenmesinin “gençlerin geleceğine ipotek koymak” anlamına geldiğini ve bu konuda taviz verilmeyeceğini belirtti.

Bu açıklamalar, Türkiye’de çırak ve stajyerlerin uzun süredir ihmal edilen emeklilik hakları konusundaki kamuoyunu sarsacak nitelikte. Meclis’in adım atıp atmayacağı, milyonlarca genç için kritik bir sınav niteliğinde.
Gemlik’te eğitim alanında dikkat çeken bir iş birliğine imza atıldı. Gemlik Gazeteciler Cemiyeti (GGC) ile Sınav Eğitim Kurumları arasında, cemiyet üyeleri ve birinci derece yakınlarını kapsayan eğitim indirimi protokolü imzalandı.
Gerçekleştirilen anlaşma kapsamında, cemiyet üyelerinin çocukları ve kardeşleri; Özel Bursa Sınav Koleji ve BÇÜ Anaokulları’nda anaokulundan 12. sınıfa kadar eğitim ücretlerinde belirlenen oranlarda indirimden yararlanabilecek.
Protokole göre indirimler, 2026-2027 eğitim-öğretim yılı için ilan edilen resmi eğitim ücretleri üzerinden uygulanacak. Ayrıca velilere yönelik ek avantajlar da sağlanacak:
sunulacak.
Düzenlenen imza törenine, Gemlik Gazeteciler Cemiyeti yönetimi ve üyelerinin yanı sıra Sınav Eğitim Kurumları temsilcileri katıldı. Törende protokol;
tarafından imza altına alındı.
Programda ayrıca Müdür Yardımcısı Mücahit Polat da hazır bulundu.
Yapılan iş birliğiyle, Gemlik Gazeteciler Cemiyeti üyelerinin çocuklarının daha uygun ekonomik koşullarda kaliteli eğitim almasının hedeflendiği ifade edildi.
Yetkililer, bu tür iş birliklerinin hem eğitim kalitesine katkı sağladığını hem de yerel dayanışmayı güçlendirdiğini vurguladı.
İstersen bu metni daha kısa bir sosyal medya duyurusu ya da resmi

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, milyonlarca vatandaşı ilgilendiren yapı kayıt ve mülkiyet krizine ilişkin çok sert açıklamalarda bulundu. Hacıoğlu, 31.12.2025 tarihinden önce yapılmış yapılar için acil şekilde Yapı Kayıt Belgesi düzenlemesi yapılmasını talep ederken, mevcut uygulamaların açık bir adaletsizlik yarattığını vurguladı.
“Bu artık bir imar meselesi değil, doğrudan bir hayat meselesidir” diyen Hacıoğlu, devletin yıllardır görmezden geldiği sorunun artık sürdürülemez bir noktaya geldiğini ifade etti.
Açıklamada en dikkat çeken vurgu, vatandaşların durumuna ilişkin oldu:
“Bizler köylüyüz, çiftçiyiz. Kendi tapulu arazimize ev yaptık, ahır yaptık, barınak yaptık. Tarlamızda, kendi mülkümüzde yaşamak için yapı inşa ettik. Amaç belliydi: barınmak ve üretmek.”
Bu sözlerle milyonlarca insanın “kaçak yapı sahibi” gibi gösterilmesine sert tepki gösterildi.
Türkiye genelinde milyonlarca vatandaşın aynı sorunu yaşadığına dikkat çekilen açıklamada, çözüm üretimindeki çifte standart sert şekilde eleştirildi:
“Bu kabul edilemez. Bu adil değildir. Bu sürdürülemez.”

2018 yılında verilen Yapı Kayıt Belgelerine güvenerek hareket eden vatandaşların bugün büyük bir belirsizlik içinde bırakıldığına dikkat çekildi.
“Devlete güvenerek belge aldık. Şimdi yıkım tehdidi altındayız. Bu, yalnızca bir idari sorun değil; doğrudan doğruya güven krizidir.”
Hacıoğlu, bu durumun vatandaş-devlet ilişkisini zedelediğini açıkça ifade etti:
“Bu güven boşa çıkarsa, bunun bedeli çok ağır olur.”
Açıklamada en sert eleştirilerden biri de 2B kapsamındaki düzenlemelere yönelik oldu:
“Bu nasıl bir hukuk anlayışıdır?” sorusunu gündeme getirdi.
“Aynı ihtiyaç, aynı yapılaşma, aynı gerçeklik… Ama farklı muamele. İşte sorun tam olarak burada.”
Hacıoğlu’nun en net mesajlarından biri ise şu oldu:
“Bu mesele kaçak yapı meselesi değildir.”
Bu durumun:
ile doğrudan ilgili olduğu vurgulandı.
Açıklamada devletin sorumluluğuna da dikkat çekildi:
“Geçmişteki planlama eksikliklerinin bedeli vatandaşa yüklenemez. Devletin görevi cezalandırmak değil, çözüm üretmektir.”
Bu sözler, mevcut politikalara yönelik en sert eleştirilerden biri olarak öne çıktı.
İmar Yasasına Takılanlar Derneği, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne net ve sert bir çağrıda bulundu:
31.12.2025 öncesi yapılar için Yapı Kayıt Belgesi verilmelidir
Mevcut yapıların hukuki statüsü acilen netleştirilmelidir
Mülkiyet hakkını güvence altına alan kalıcı yasal düzenleme yapılmalıdır
Aynı durumdaki vatandaşlar arasında ayrımcılık derhal sona erdirilmelidir
Açıklamanın en çarpıcı bölümü ise uyarı niteliğindeki ifadeler oldu:
“Bugün çözülmeyen bu sorun, yarın çok daha büyük bir sosyal krize dönüşecektir.”
Son olarak tüm siyasi partilere çağrı yapıldı:
“Bu mesele siyasi değil; insani, toplumsal ve milli bir meseledir. Herkes sorumluluk almak zorundadır.”
İbrahim Hacıoğlu;
“Görün bizi! Çözüm var ama herkese yok. İşte itirazımız tam da buna.
Ya adalet herkese olacak, ya da bu sorun büyüyerek devam edecek.”
Seyyanen Zam Oyunu, Hak Kayıpları ve Derinleşen Adaletsizlik
Türkiye’de memur ve memur emeklilerinin içinde bulunduğu ekonomik tablo her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Son üç yılda yaşanan gelişmeler, özellikle memur emeklileri açısından yalnızca bir gelir kaybını değil, açık bir sistemsel adaletsizliği de gözler önüne seriyor.
Bugün gelinen noktada tablo net:
Memura verilen 22.157 TL’lik seyyanen artış, maaş dengesini kökten bozarken, bu artıştan yararlanamayan memur emeklileri adeta sistemin dışına itilmiş durumda.
“Aynı Maaş, Üç Kat Farklı Emeklilik”
En dikkat çekici çarpıklık ise aynı gelir seviyesine sahip çalışanlar arasındaki uçurumda ortaya çıkıyor.
Bugün aktif bir memur 16.500 TL ile 22.000 TL bandında maaş alırken, aynı seviyedeki bir işçi; tüm kazançlarının emekliliğe yansıması nedeniyle 2,5 ila 3 kat daha yüksek emekli aylığı ve ikramiye hakkı elde ediyor.
Bu durum yalnızca ekonomik bir eşitsizlik değil;
Anayasa’ya, 5510 sayılı yasaya, uluslararası sözleşmelere ve en temel hukuk ilkelerine açık bir aykırılık olarak değerlendiriliyor.
Seyyanen Zam: Kalıcı Çözüm Değil, Geçici Perdeleme
Uzmanlara göre seyyanen zam uygulaması, maaşları kısa vadede artırıyor gibi görünse de uzun vadede emeklilik sistemini çökerten bir mekanizmaya dönüşmüş durumda. Çünkü bu artışlar emekli maaşına yansımıyor.
Bu da şu sonucu doğuruyor:
Çalışan memur ile emekli memur arasındaki makas her geçen gün daha da açılıyor.
Memur emeklileri bu durumu tek bir cümleyle özetliyor:
“Biz her ay biraz daha eriyoruz.”

Sendikalara Sert Eleştiri: “Ortada Temsil Yok”
Tepkilerin bir diğer odağı ise memur sendikaları ve konfederasyonlar.
Eleştiriler oldukça sert:
iddiaları kamuoyunda giderek daha yüksek sesle dile getiriliyor.
Memur ve emekliler arasında yaygınlaşan görüş ise şu:
“Eğer hak aramak sosyal medyaya kaldıysa, sendikalar görevini yapmıyor demektir.”
Bu noktada bazı kesimler, memurların sendikalardan toplu şekilde istifa etmesi ve ilgili kurumlara şikayette bulunması gerektiğini savunuyor.
“Hukuk Çiğnendi” İddiası
Tartışmaların merkezinde ise 2023 Temmuz ayında yapılan seyyanen zam var.
İddialara göre bu artışın memur emeklilerine de yansıtılması gerekiyordu. Ancak uygulamada bu gerçekleşmedi.
Bu durum, yaklaşık 2,5 milyon memur emeklisinin anayasal hakkının gasp edildiği yönünde yorumlara neden oldu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daha önce dile getirdiği:
“Kanunların arkasından dolanılarak millete hizmet edilmez”
sözleri de tartışmaların merkezine taşındı.
34 Aydır Süren Sessizlik
Memur emeklileri yaklaşık 34 aydır yaşadıkları kayıpları dile getiriyor. Ancak eleştirilere göre:
Bu tablo, “görmezden gelinen bir kriz” eleştirilerini beraberinde getiriyor.
Siyasi Tartışma: “Neden Bu Konu Gündem Olmuyor?”
Kamuoyunda giderek büyüyen bir diğer soru ise şu:
Türkiye’de farklı siyasi konular yoğun şekilde tartışılırken, milyonlarca memur emeklisini ilgilendiren bu meselenin neden güçlü bir şekilde gündeme taşınmadığı sorgulanıyor.
Bazı kesimler, muhalefetin de bu konuda yeterince etkili bir politika üretmediğini savunuyor.
“Bu Bir Geçim Krizi Değil, Varoluş Meselesi”
Memur emeklilerinin kullandığı ifadeler ise durumun vahametini ortaya koyuyor:
Ekonomistler ve sosyal politika uzmanları ise uyarıyor:
Bu sorun yalnızca bir maaş meselesi değil;
sosyal adalet, hukuk devleti ve kamu dengeleri açısından kritik bir kırılma noktası.
Büyük Birlik Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ekrem Alfatlı, Şehit Lider Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefatının 17. yıl dönümü dolayısıyla yayımladığı kapsamlı anma mesajında, Yazıcıoğlu’nun Türk siyasi hayatındaki müstesna yerini, dava adamlığını ve ardında bıraktığı güçlü mirası vurguladı.
Aradan geçen 17 yıla rağmen Muhsin Yazıcıoğlu’na duyulan özlemin ilk günkü tazeliğini koruduğunu ifade eden Alfatlı, onun sadece bir siyasi lider değil; aynı zamanda inancı, ilkeleri ve ahlaki duruşuyla milletin gönlünde yer edinmiş örnek bir şahsiyet olduğuna dikkat çekti.
Yazıcıoğlu’nun hayatı boyunca sergilediği sarsılmaz duruşun, onu Türk siyasetinde ayrıcalıklı bir konuma taşıdığını belirten açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“Merhum Muhsin Yazıcıoğlu, inancıyla, davasına olan bağlılığıyla, vakur duruşu ve örnek şahsiyetiyle bu milletin yetiştirdiği en kıymetli dava adamlarından biridir. O, hayatının her safhasında karşılıksız bir adanmışlıkla hareket etmiş; milli ve manevi değerlerin yücelmesi uğruna kendi varlığını dahi geri plana atmıştır.”
Açıklamada, Yazıcıoğlu’nun yalnızca bir siyasi figür değil, aynı zamanda bir “ülkü ve istikamet lideri” olduğu vurgulanırken; onun mücadelesinin temelinde ahlak, inanç ve kararlılığın bulunduğu ifade edildi.
“Davasını Yaşayan ve Yaşatan Bir Liderdi”
Ekrem Alfatlı, Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatını milletine ve davasına adadığını belirterek, onun hiçbir zaman şahsi çıkar gözetmediğini, her zaman milletin menfaatini ön planda tuttuğunu dile getirdi:
“Muhsin Başkanımız, hayatı boyunca dik durmuş, doğru yaşamış ve inandığı değerlerden asla taviz vermemiştir. Onun hayat çizgisinde hiçbir kırılma olmamış; istikametini değiştirmeden, ömrünü milletine, memleketine ve kutsal davasına adamıştır.”
Bu büyük mirasın bugün de aynı kararlılıkla taşındığını belirten Alfatlı, Yazıcıoğlu’nun yol arkadaşlarının ve dava erlerinin onun bıraktığı emanete sahip çıkmaya devam ettiğini ifade etti.
Türkiye Genelinde Anma Programları Düzenlenecek
Şehit Lider Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberinde hayatını kaybeden dava arkadaşları için 25-31 Mart 2026 tarihleri arasında Türkiye genelinde ve Türk-İslam coğrafyasında geniş kapsamlı anma programları düzenleneceği duyuruldu.
Programlar kapsamında:
Alfatlı, tüm vatandaşları ve gönül dostlarını bu anlamlı programlara katılmaya davet etti.
“Bu Davanın Takipçisi Olmaya Devam Edeceğiz”
Açıklamada, Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefatına ilişkin sürecin hâlâ aydınlatılması gereken yönleri bulunduğuna dikkat çekilerek, olayın bir suikast olduğu yönündeki kanaatin sürdüğü ifade edildi.
“Hukuk sınırları içerisinde, ancak büyük bir kararlılıkla bu davanın sonuna kadar takipçisi olacağız. Kastı, ihmali veya dahli bulunan herkesin hukuk önünde hesap vereceğine olan inancımız tamdır.”
“Davan Davamızdır”
Mesajın sonunda ise Yazıcıoğlu’na hitaben duygusal ifadelere yer verildi:
“Şehit Liderim; senin yaptığın gibi bizler de her daim zalimin karşısında, mazlumun yanında olmaya devam edeceğiz.
Davan davamızdır, yolun yolumuzdur, sevdan sevdamızdır.”
Ekrem Alfatlı, açıklamasını Muhsin Yazıcıoğlu’nu rahmet, minnet ve dualarla andıklarını belirterek tamamladı.
