24 Mart 2026 Salı
Bursa’nın dağ ilçesi Harmancık, Belediye Başkanı Haşim Ali Arıkan önderliğinde, önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin yeni cazibe merkezlerinden biri olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. İlçe, eko-turizm, modern tarım ve hayvancılık yatırımları, stratejik lojistik konumu ve termal turizm potansiyeliyle kapsamlı bir kalkınma planı hayata geçiriyor.
Harmancık, doğayla bütünleşik turizm yatırımlarıyla öne çıkıyor. Sadağı Kanyonu Tabiat Parkı, bungalov evler ve macera parkları, ilçeyi bölgesel ve ulusal düzeyde eko-turizm merkezi yapmayı hedefliyor. İlçeye gelen turistler, doğanın içinde huzurlu konaklama imkanlarının yanı sıra trekking, kamp ve foto-safari gibi aktivitelerle deneyim kazanacak. Sosyal medya platformları ve turizm sitelerinde öne çıkan projeler, Harmancık’ın modern turizmi kırsal yaşamla buluşturma vizyonunu somutlaştırıyor.
Başkan Haşim Ali Arıkan’ın öncülüğünde, ilçede hayvancılık ve tarım faaliyetleri teknolojik yatırımlarla güçlendiriliyor. Modern süt ve besi çiftlikleri, dijital takibin sağlandığı üretim yöntemleri ve verimlilik odaklı uygulamalar sayesinde Harmancık, bölgesel bir üretim merkezi olma yolunda ilerliyor. Bu sayede hem istihdam artıyor hem de kırsal kalkınma destekleniyor.
Harmancık, Kütahya-Balıkesir hattı üzerindeki stratejik konumuyla ticaret ve lojistik alanında gelişim potansiyeli taşıyor. İlçenin ana ulaşım yollarına yakınlığı, lojistik merkezlerin ve depolama alanlarının bölgeye çekilmesini kolaylaştırıyor. Başkan Arıkan, ilçeyi sadece turizm ve tarımda değil, aynı zamanda ticari faaliyetlerde de cazibe merkezi hâline getirmeyi planlıyor.
Ilıcaksu Termal Kaplıcaları gibi doğal kaynaklarla Harmancık, sağlık turizmi alanında da iddialı. Başkan Haşim Ali Arıkan, ilçenin termal potansiyelini modern tesislerle buluşturarak bölgeye yıl boyu ziyaretçi çekmeyi hedefliyor.
2021 verilerine göre 6.016 nüfusa sahip Harmancık, doğal yaşamın huzurunu modern yaşam olanaklarıyla birleştiren bir “geleceğin yaşam merkezi” vizyonu taşıyor. İlçede sosyal ve kültürel yatırımlar, yaşam kalitesini artırmayı ve genç nüfusu bölgeye çekmeyi amaçlıyor.
Başkan Haşim Ali Arıkan, “Harmancık yalnızca doğal güzellikleriyle değil, aynı zamanda tarımsal ve turistik yatırımlarımızla da Türkiye’nin örnek ilçelerinden biri olacak. Amacımız, hem yerel halkımızın refahını artırmak hem de bölgeyi yatırım ve turizm açısından cazibe merkezi hâline getirmek” dedi.
2026 yılı hedefleri kapsamında, eko-turizm tesisleri, modern tarım ve hayvancılık yatırımları, stratejik lojistik planları ve termal turizm projeleriyle Harmancık, yatırımcıların ve turistlerin ilgisini çekecek kapsamlı bir kalkınma rotası çiziyor.

Bursa Çıraklık ve Staj Sigortası Mağdurları Eğitim, Dayanışma ve Kültür Derneği Başkanı Fatih Yeniay ve Başkan Yardımcısı İbrahim Çelikkaya, Türkiye’de on binlerce gencin mağduriyetini temsil eden çarpıcı ve sert açıklamalarda bulundu. Dernek yöneticileri, meslek lisesi veya çıraklık eğitimi sırasında fiilen çalışıp üretime katkı sağlayan gençlerin sigorta haklarının emeklilikte görmezden gelinmesine sert tepki gösterdi.
Yeniay ve Çelikkaya, “Biz genç yaşta ülke ekonomisine katma değer sağladık, fabrikalarda, atölyelerde üretim yaptık. Ama karşılığında yalnızca kısa vadeli sağlık sigortası verildi, emeklilik için uzun vadeli sigorta prim günlerimiz sayılmadı! Bu açık bir adaletsizliktir ve artık tahammül sınırımızı aştı” ifadeleriyle durumu özetledi.
Başkan Yeniay, “Genç yaşta üretime katkı sağlayan milyonlarca çırak ve stajyer, çalıştığı dönemin sigorta günlerinin emekliliğe sayılmasını bekliyor. Bu talep, sadece bireysel bir hak meselesi değil; sistemin yıllardır ihmal ettiği bir adalet meselesidir. Meclis’i artık bu haksızlığa karşı somut adım atmaya çağırıyoruz” dedi.
Çelikkaya ise sert bir dille, “Yıllardır üretime katkı sağladık, alın teri döktük ama karşılığında hak ettiğimiz emeklilik günlerimizi vermiyorlar. Bu, genç kuşaklara yapılan açık bir haksızlıktır. Meclis derhal ‘staj sigortası başlangıcıdır’ anlayışını hukuki zemine oturtmalıdır. Aksi hâlde bu mücadele sokakta ve kamuoyu nezdinde daha da büyüyecektir” ifadelerini kullandı.
Dernek yöneticileri, mağduriyetin giderilmesi için yasal bir düzenlemenin şart olduğunu vurgularken, sürecin ertelenmesinin “gençlerin geleceğine ipotek koymak” anlamına geldiğini ve bu konuda taviz verilmeyeceğini belirtti.

Bu açıklamalar, Türkiye’de çırak ve stajyerlerin uzun süredir ihmal edilen emeklilik hakları konusundaki kamuoyunu sarsacak nitelikte. Meclis’in adım atıp atmayacağı, milyonlarca genç için kritik bir sınav niteliğinde.
Gemlik’te eğitim alanında dikkat çeken bir iş birliğine imza atıldı. Gemlik Gazeteciler Cemiyeti (GGC) ile Sınav Eğitim Kurumları arasında, cemiyet üyeleri ve birinci derece yakınlarını kapsayan eğitim indirimi protokolü imzalandı.
Gerçekleştirilen anlaşma kapsamında, cemiyet üyelerinin çocukları ve kardeşleri; Özel Bursa Sınav Koleji ve BÇÜ Anaokulları’nda anaokulundan 12. sınıfa kadar eğitim ücretlerinde belirlenen oranlarda indirimden yararlanabilecek.
Protokole göre indirimler, 2026-2027 eğitim-öğretim yılı için ilan edilen resmi eğitim ücretleri üzerinden uygulanacak. Ayrıca velilere yönelik ek avantajlar da sağlanacak:
sunulacak.
Düzenlenen imza törenine, Gemlik Gazeteciler Cemiyeti yönetimi ve üyelerinin yanı sıra Sınav Eğitim Kurumları temsilcileri katıldı. Törende protokol;
tarafından imza altına alındı.
Programda ayrıca Müdür Yardımcısı Mücahit Polat da hazır bulundu.
Yapılan iş birliğiyle, Gemlik Gazeteciler Cemiyeti üyelerinin çocuklarının daha uygun ekonomik koşullarda kaliteli eğitim almasının hedeflendiği ifade edildi.
Yetkililer, bu tür iş birliklerinin hem eğitim kalitesine katkı sağladığını hem de yerel dayanışmayı güçlendirdiğini vurguladı.
İstersen bu metni daha kısa bir sosyal medya duyurusu ya da resmi

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, milyonlarca vatandaşı ilgilendiren yapı kayıt ve mülkiyet krizine ilişkin çok sert açıklamalarda bulundu. Hacıoğlu, 31.12.2025 tarihinden önce yapılmış yapılar için acil şekilde Yapı Kayıt Belgesi düzenlemesi yapılmasını talep ederken, mevcut uygulamaların açık bir adaletsizlik yarattığını vurguladı.
“Bu artık bir imar meselesi değil, doğrudan bir hayat meselesidir” diyen Hacıoğlu, devletin yıllardır görmezden geldiği sorunun artık sürdürülemez bir noktaya geldiğini ifade etti.
Açıklamada en dikkat çeken vurgu, vatandaşların durumuna ilişkin oldu:
“Bizler köylüyüz, çiftçiyiz. Kendi tapulu arazimize ev yaptık, ahır yaptık, barınak yaptık. Tarlamızda, kendi mülkümüzde yaşamak için yapı inşa ettik. Amaç belliydi: barınmak ve üretmek.”
Bu sözlerle milyonlarca insanın “kaçak yapı sahibi” gibi gösterilmesine sert tepki gösterildi.
Türkiye genelinde milyonlarca vatandaşın aynı sorunu yaşadığına dikkat çekilen açıklamada, çözüm üretimindeki çifte standart sert şekilde eleştirildi:
“Bu kabul edilemez. Bu adil değildir. Bu sürdürülemez.”

2018 yılında verilen Yapı Kayıt Belgelerine güvenerek hareket eden vatandaşların bugün büyük bir belirsizlik içinde bırakıldığına dikkat çekildi.
“Devlete güvenerek belge aldık. Şimdi yıkım tehdidi altındayız. Bu, yalnızca bir idari sorun değil; doğrudan doğruya güven krizidir.”
Hacıoğlu, bu durumun vatandaş-devlet ilişkisini zedelediğini açıkça ifade etti:
“Bu güven boşa çıkarsa, bunun bedeli çok ağır olur.”
Açıklamada en sert eleştirilerden biri de 2B kapsamındaki düzenlemelere yönelik oldu:
“Bu nasıl bir hukuk anlayışıdır?” sorusunu gündeme getirdi.
“Aynı ihtiyaç, aynı yapılaşma, aynı gerçeklik… Ama farklı muamele. İşte sorun tam olarak burada.”
Hacıoğlu’nun en net mesajlarından biri ise şu oldu:
“Bu mesele kaçak yapı meselesi değildir.”
Bu durumun:
ile doğrudan ilgili olduğu vurgulandı.
Açıklamada devletin sorumluluğuna da dikkat çekildi:
“Geçmişteki planlama eksikliklerinin bedeli vatandaşa yüklenemez. Devletin görevi cezalandırmak değil, çözüm üretmektir.”
Bu sözler, mevcut politikalara yönelik en sert eleştirilerden biri olarak öne çıktı.
İmar Yasasına Takılanlar Derneği, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne net ve sert bir çağrıda bulundu:
31.12.2025 öncesi yapılar için Yapı Kayıt Belgesi verilmelidir
Mevcut yapıların hukuki statüsü acilen netleştirilmelidir
Mülkiyet hakkını güvence altına alan kalıcı yasal düzenleme yapılmalıdır
Aynı durumdaki vatandaşlar arasında ayrımcılık derhal sona erdirilmelidir
Açıklamanın en çarpıcı bölümü ise uyarı niteliğindeki ifadeler oldu:
“Bugün çözülmeyen bu sorun, yarın çok daha büyük bir sosyal krize dönüşecektir.”
Son olarak tüm siyasi partilere çağrı yapıldı:
“Bu mesele siyasi değil; insani, toplumsal ve milli bir meseledir. Herkes sorumluluk almak zorundadır.”
İbrahim Hacıoğlu;
“Görün bizi! Çözüm var ama herkese yok. İşte itirazımız tam da buna.
Ya adalet herkese olacak, ya da bu sorun büyüyerek devam edecek.”
Seyyanen Zam Oyunu, Hak Kayıpları ve Derinleşen Adaletsizlik
Türkiye’de memur ve memur emeklilerinin içinde bulunduğu ekonomik tablo her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Son üç yılda yaşanan gelişmeler, özellikle memur emeklileri açısından yalnızca bir gelir kaybını değil, açık bir sistemsel adaletsizliği de gözler önüne seriyor.
Bugün gelinen noktada tablo net:
Memura verilen 22.157 TL’lik seyyanen artış, maaş dengesini kökten bozarken, bu artıştan yararlanamayan memur emeklileri adeta sistemin dışına itilmiş durumda.
“Aynı Maaş, Üç Kat Farklı Emeklilik”
En dikkat çekici çarpıklık ise aynı gelir seviyesine sahip çalışanlar arasındaki uçurumda ortaya çıkıyor.
Bugün aktif bir memur 16.500 TL ile 22.000 TL bandında maaş alırken, aynı seviyedeki bir işçi; tüm kazançlarının emekliliğe yansıması nedeniyle 2,5 ila 3 kat daha yüksek emekli aylığı ve ikramiye hakkı elde ediyor.
Bu durum yalnızca ekonomik bir eşitsizlik değil;
Anayasa’ya, 5510 sayılı yasaya, uluslararası sözleşmelere ve en temel hukuk ilkelerine açık bir aykırılık olarak değerlendiriliyor.
Seyyanen Zam: Kalıcı Çözüm Değil, Geçici Perdeleme
Uzmanlara göre seyyanen zam uygulaması, maaşları kısa vadede artırıyor gibi görünse de uzun vadede emeklilik sistemini çökerten bir mekanizmaya dönüşmüş durumda. Çünkü bu artışlar emekli maaşına yansımıyor.
Bu da şu sonucu doğuruyor:
Çalışan memur ile emekli memur arasındaki makas her geçen gün daha da açılıyor.
Memur emeklileri bu durumu tek bir cümleyle özetliyor:
“Biz her ay biraz daha eriyoruz.”

Sendikalara Sert Eleştiri: “Ortada Temsil Yok”
Tepkilerin bir diğer odağı ise memur sendikaları ve konfederasyonlar.
Eleştiriler oldukça sert:
iddiaları kamuoyunda giderek daha yüksek sesle dile getiriliyor.
Memur ve emekliler arasında yaygınlaşan görüş ise şu:
“Eğer hak aramak sosyal medyaya kaldıysa, sendikalar görevini yapmıyor demektir.”
Bu noktada bazı kesimler, memurların sendikalardan toplu şekilde istifa etmesi ve ilgili kurumlara şikayette bulunması gerektiğini savunuyor.
“Hukuk Çiğnendi” İddiası
Tartışmaların merkezinde ise 2023 Temmuz ayında yapılan seyyanen zam var.
İddialara göre bu artışın memur emeklilerine de yansıtılması gerekiyordu. Ancak uygulamada bu gerçekleşmedi.
Bu durum, yaklaşık 2,5 milyon memur emeklisinin anayasal hakkının gasp edildiği yönünde yorumlara neden oldu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daha önce dile getirdiği:
“Kanunların arkasından dolanılarak millete hizmet edilmez”
sözleri de tartışmaların merkezine taşındı.
34 Aydır Süren Sessizlik
Memur emeklileri yaklaşık 34 aydır yaşadıkları kayıpları dile getiriyor. Ancak eleştirilere göre:
Bu tablo, “görmezden gelinen bir kriz” eleştirilerini beraberinde getiriyor.
Siyasi Tartışma: “Neden Bu Konu Gündem Olmuyor?”
Kamuoyunda giderek büyüyen bir diğer soru ise şu:
Türkiye’de farklı siyasi konular yoğun şekilde tartışılırken, milyonlarca memur emeklisini ilgilendiren bu meselenin neden güçlü bir şekilde gündeme taşınmadığı sorgulanıyor.
Bazı kesimler, muhalefetin de bu konuda yeterince etkili bir politika üretmediğini savunuyor.
“Bu Bir Geçim Krizi Değil, Varoluş Meselesi”
Memur emeklilerinin kullandığı ifadeler ise durumun vahametini ortaya koyuyor:
Ekonomistler ve sosyal politika uzmanları ise uyarıyor:
Bu sorun yalnızca bir maaş meselesi değil;
sosyal adalet, hukuk devleti ve kamu dengeleri açısından kritik bir kırılma noktası.