24 Mart 2026 Salı
Büyük Birlik Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ekrem Alfatlı, Şehit Lider Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefatının 17. yıl dönümü dolayısıyla yayımladığı kapsamlı anma mesajında, Yazıcıoğlu’nun Türk siyasi hayatındaki müstesna yerini, dava adamlığını ve ardında bıraktığı güçlü mirası vurguladı.
Aradan geçen 17 yıla rağmen Muhsin Yazıcıoğlu’na duyulan özlemin ilk günkü tazeliğini koruduğunu ifade eden Alfatlı, onun sadece bir siyasi lider değil; aynı zamanda inancı, ilkeleri ve ahlaki duruşuyla milletin gönlünde yer edinmiş örnek bir şahsiyet olduğuna dikkat çekti.
Yazıcıoğlu’nun hayatı boyunca sergilediği sarsılmaz duruşun, onu Türk siyasetinde ayrıcalıklı bir konuma taşıdığını belirten açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“Merhum Muhsin Yazıcıoğlu, inancıyla, davasına olan bağlılığıyla, vakur duruşu ve örnek şahsiyetiyle bu milletin yetiştirdiği en kıymetli dava adamlarından biridir. O, hayatının her safhasında karşılıksız bir adanmışlıkla hareket etmiş; milli ve manevi değerlerin yücelmesi uğruna kendi varlığını dahi geri plana atmıştır.”
Açıklamada, Yazıcıoğlu’nun yalnızca bir siyasi figür değil, aynı zamanda bir “ülkü ve istikamet lideri” olduğu vurgulanırken; onun mücadelesinin temelinde ahlak, inanç ve kararlılığın bulunduğu ifade edildi.
“Davasını Yaşayan ve Yaşatan Bir Liderdi”
Ekrem Alfatlı, Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatını milletine ve davasına adadığını belirterek, onun hiçbir zaman şahsi çıkar gözetmediğini, her zaman milletin menfaatini ön planda tuttuğunu dile getirdi:
“Muhsin Başkanımız, hayatı boyunca dik durmuş, doğru yaşamış ve inandığı değerlerden asla taviz vermemiştir. Onun hayat çizgisinde hiçbir kırılma olmamış; istikametini değiştirmeden, ömrünü milletine, memleketine ve kutsal davasına adamıştır.”
Bu büyük mirasın bugün de aynı kararlılıkla taşındığını belirten Alfatlı, Yazıcıoğlu’nun yol arkadaşlarının ve dava erlerinin onun bıraktığı emanete sahip çıkmaya devam ettiğini ifade etti.
Türkiye Genelinde Anma Programları Düzenlenecek
Şehit Lider Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberinde hayatını kaybeden dava arkadaşları için 25-31 Mart 2026 tarihleri arasında Türkiye genelinde ve Türk-İslam coğrafyasında geniş kapsamlı anma programları düzenleneceği duyuruldu.
Programlar kapsamında:
Alfatlı, tüm vatandaşları ve gönül dostlarını bu anlamlı programlara katılmaya davet etti.
“Bu Davanın Takipçisi Olmaya Devam Edeceğiz”
Açıklamada, Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefatına ilişkin sürecin hâlâ aydınlatılması gereken yönleri bulunduğuna dikkat çekilerek, olayın bir suikast olduğu yönündeki kanaatin sürdüğü ifade edildi.
“Hukuk sınırları içerisinde, ancak büyük bir kararlılıkla bu davanın sonuna kadar takipçisi olacağız. Kastı, ihmali veya dahli bulunan herkesin hukuk önünde hesap vereceğine olan inancımız tamdır.”
“Davan Davamızdır”
Mesajın sonunda ise Yazıcıoğlu’na hitaben duygusal ifadelere yer verildi:
“Şehit Liderim; senin yaptığın gibi bizler de her daim zalimin karşısında, mazlumun yanında olmaya devam edeceğiz.
Davan davamızdır, yolun yolumuzdur, sevdan sevdamızdır.”
Ekrem Alfatlı, açıklamasını Muhsin Yazıcıoğlu’nu rahmet, minnet ve dualarla andıklarını belirterek tamamladı.

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Selçuk Türkoğlu, Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın tutukluluğuna ilişkin sert ifadeler içeren kapsamlı bir açıklama yaptı. Türkoğlu, yaşanan sürecin hukuki bir tedbir olmaktan çıktığını savunarak, Özcan’ın siyasi görüşleri nedeniyle cezalandırıldığını öne sürdü.
Türkoğlu, 2 Mart’tan bu yana Sincan Cezaevi’nde tutuklu bulunan Özcan’ı ziyaret ettiğini belirtti. Gerçekleştirilen görüşmenin uzun ve detaylı olduğunu aktaran Türkoğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun selamlarını da Özcan’a ilettiğini ifade etti.
Açıklamasında dikkat çekici değerlendirmelerde bulunan Türkoğlu, “Bu olayda tutuklama artık bir tedbir olmaktan çıkmıştır. Sayın Tanju Özcan, ‘açılım sürecine’ karşı olduğu için cezalandırılmıştır. Kendi beyanı da bu yöndedir. Bu nedenle derhal serbest bırakılmalıdır” ifadelerini kullandı.
Türkoğlu, söz konusu sürecin yalnızca bireysel bir hukuk meselesi olmadığını ileri sürerek, daha geniş bir siyasi tabloya işaret etti. İktidara karşı güçlü şekilde eleştiri yönelten ve özellikle “açılım süreci”ne karşı çıkan isimlerin hedef alındığını savunan Türkoğlu, “Siyasetin emrine girdiği iddia edilen yargı mekanizması aracılığıyla, etkili muhalefet yapan isimlerin susturulmaya çalışıldığını görüyoruz” dedi.
Yaşananların demokrasi ve hukuk devleti ilkeleri açısından ciddi bir sınav niteliği taşıdığını vurgulayan Türkoğlu, yargı süreçlerinin tarafsız ve bağımsız olması gerektiğini belirterek, kamuoyunu bu konuda daha duyarlı olmaya çağırdı.
Türkoğlu, açıklamasında dozunu daha da yükselterek şu ifadeleri kullandı: “Bu artık bir tedbir değil, düpedüz cezalandırmadır. Tanju Özcan, ‘açılım süreci’ne karşı durduğu için hedefe konulmuştur. Bu tablo hukukla açıklanamaz. Bu, siyasetin yargı eliyle dizayn edilmesidir.”
Sürecin bireysel bir dava olmadığını, doğrudan siyasi bir operasyon niteliği taşıdığını iddia eden Türkoğlu, “İktidara karşı ses yükselten, özellikle ‘açılım süreci’ne itiraz eden kim varsa sistematik biçimde susturuluyor. Yargı mekanizması, bağımsız bir güç olmaktan çıkarılıp bir baskı aracına dönüştürülüyor” diyerek sert bir çıkış yaptı.
Demokrasi ve hukuk devleti vurgusunu da sert bir dille dile getiren Türkoğlu, yaşananların “Türkiye’nin hukuk karnesinde ağır bir kırılma” olduğunu ileri sürdü. Kamuoyuna çağrıda bulunan Türkoğlu, “Bu tabloya sessiz kalmak, hukuksuzluğu normalleştirmektir” diyerek Özcan’ın derhal serbest bırakılması gerektiğini savundu.
Bursa, Üretimin ve Emek Mücadelesinin Kalbidir
DSP Bursa İl Başkanı Mehmet Seskır, yaptığı kapsamlı değerlendirmede Bülent Ecevit’in Bursa’ya yönelik vizyonunu yeniden gündeme taşıyarak, kentin Türkiye’nin kalkınma modelindeki stratejik rolüne dikkat çekti. Seskır, açıklamasında Bursa’nın yalnızca bir sanayi kenti değil, aynı zamanda emeğin, üretimin ve sosyal adalet arayışının en güçlü merkezlerinden biri olduğunu vurguladı.
Seskır, Demokratik Sol Parti’nin kurucu lideri Bülent Ecevit’in, Bursa’yı Türkiye’nin üretim odaklı kalkınma stratejisinde özel bir konuma yerleştirdiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu:
“Ecevit’in kalkınma anlayışı, rant değil üretim üzerine kuruluydu. Bu çerçevede Bursa; organize sanayi bölgeleri, güçlü işçi potansiyeli ve yüksek tarımsal verimliliği ile Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığının teminatı olarak görülmüştür. Bu vizyon bugün de yolumuzu aydınlatmaktadır.”
Bursa’nın sahip olduğu sanayi altyapısının Türkiye ekonomisi açısından kritik önemde olduğunu ifade eden Seskır, üretim odaklı politikaların terk edilmesinin ülkeye ağır bedeller ödettiğini savundu. Ecevit’in “üreten Türkiye” idealine atıf yapan Seskır, sanayi üretiminin artırılması ve yerli üreticinin desteklenmesi gerektiğini belirtti.
“Bursa’daki organize sanayi bölgeleri yalnızca üretim alanları değil, aynı zamanda Türkiye’nin ekonomik direncinin merkezleridir. Bu merkezlerin güçlendirilmesi, dışa bağımlılığın azaltılması açısından hayati önemdedir.”

Sanayi kenti kimliğiyle öne çıkan Bursa’da işçi haklarının korunmasının vazgeçilmez olduğunu vurgulayan Seskır, Bülent Ecevit’in emek odaklı siyaset anlayışının altını çizdi:
“Ecevit, yalnızca üretimi değil, o üretimi gerçekleştiren emekçiyi merkeze alan bir liderdi. Sendikal örgütlenme, toplu sözleşme hakkı ve sosyal adalet, onun siyasetinin temel taşlarıydı. Bursa gibi işçi yoğunluğu yüksek bir kentte bu anlayışın yeniden güçlendirilmesi kaçınılmazdır.”
Seskır, Bursa’nın yalnızca bir sanayi merkezi olarak değil, aynı zamanda önemli bir tarım kenti olarak da değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Ecevit’in kalkınma modelinde sanayi ve tarımın birbirini tamamlayan iki unsur olduğuna dikkat çeken Seskır, şu ifadeleri kullandı:
“Bursa’nın bereketli toprakları ile güçlü sanayi altyapısı birlikte değerlendirildiğinde ortaya sürdürülebilir bir kalkınma modeli çıkmaktadır. Tarımın ihmal edilmesi ya da sanayinin kontrolsüz büyümesi, bu dengeyi bozacaktır. Ecevit’in ortaya koyduğu model, bu iki alanın uyum içinde gelişmesini öngörmektedir.”
Bülent Ecevit’in özellikle Anadolu’da ve sanayi kentlerinde büyük bir halk desteği gördüğünü hatırlatan Seskır, Bursa’nın bu süreçte Demokratik Sol Parti için her zaman güçlü bir toplumsal taban sunduğunu ifade etti.
“Ecevit’in ‘Karaoğlan’ olarak halkın gönlünde yer ettiği dönemde Bursa, emeğin ve üretimin siyasette karşılık bulduğu en önemli şehirlerden biri olmuştur. Bugün de aynı ruh, aynı inanç ve aynı kararlılıkla Bursa’da demokratik sol anlayışı yeniden büyütme hedefindeyiz.”
Açıklamasının sonunda Seskır, Bursa’nın sahip olduğu potansiyelin doğru politikalarla Türkiye’nin ekonomik ve sosyal geleceğinde belirleyici olacağını ifade etti. Üretim, emek ve adalet ekseninde şekillenecek bir kalkınma modelinin kaçınılmaz olduğunu vurgulayan Seskır, sözlerini şu şekilde tamamladı:
“Bursa, yalnızca geçmişte değil, gelecekte de Türkiye’nin kalkınma hikâyesinin merkezinde yer alacaktır. Bizler, Ecevit’in mirasına sahip çıkarak üretimi, emeği ve adaleti önceleyen bir anlayışı yeniden hakim kılmakta kararlıyız.”
Bu kapsamlı değerlendirme, Bursa’nın hem ekonomik hem de toplumsal açıdan taşıdığı stratejik önemin bir kez daha altını çizerken, demokratik sol perspektifin kentte yeniden güçlendirilmesi yönünde güçlü bir irade ortaya koydu.
