24 Mart 2026 Salı
Bursa, Üretimin ve Emek Mücadelesinin Kalbidir
DSP Bursa İl Başkanı Mehmet Seskır, yaptığı kapsamlı değerlendirmede Bülent Ecevit’in Bursa’ya yönelik vizyonunu yeniden gündeme taşıyarak, kentin Türkiye’nin kalkınma modelindeki stratejik rolüne dikkat çekti. Seskır, açıklamasında Bursa’nın yalnızca bir sanayi kenti değil, aynı zamanda emeğin, üretimin ve sosyal adalet arayışının en güçlü merkezlerinden biri olduğunu vurguladı.
Seskır, Demokratik Sol Parti’nin kurucu lideri Bülent Ecevit’in, Bursa’yı Türkiye’nin üretim odaklı kalkınma stratejisinde özel bir konuma yerleştirdiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu:
“Ecevit’in kalkınma anlayışı, rant değil üretim üzerine kuruluydu. Bu çerçevede Bursa; organize sanayi bölgeleri, güçlü işçi potansiyeli ve yüksek tarımsal verimliliği ile Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığının teminatı olarak görülmüştür. Bu vizyon bugün de yolumuzu aydınlatmaktadır.”
Bursa’nın sahip olduğu sanayi altyapısının Türkiye ekonomisi açısından kritik önemde olduğunu ifade eden Seskır, üretim odaklı politikaların terk edilmesinin ülkeye ağır bedeller ödettiğini savundu. Ecevit’in “üreten Türkiye” idealine atıf yapan Seskır, sanayi üretiminin artırılması ve yerli üreticinin desteklenmesi gerektiğini belirtti.
“Bursa’daki organize sanayi bölgeleri yalnızca üretim alanları değil, aynı zamanda Türkiye’nin ekonomik direncinin merkezleridir. Bu merkezlerin güçlendirilmesi, dışa bağımlılığın azaltılması açısından hayati önemdedir.”

Sanayi kenti kimliğiyle öne çıkan Bursa’da işçi haklarının korunmasının vazgeçilmez olduğunu vurgulayan Seskır, Bülent Ecevit’in emek odaklı siyaset anlayışının altını çizdi:
“Ecevit, yalnızca üretimi değil, o üretimi gerçekleştiren emekçiyi merkeze alan bir liderdi. Sendikal örgütlenme, toplu sözleşme hakkı ve sosyal adalet, onun siyasetinin temel taşlarıydı. Bursa gibi işçi yoğunluğu yüksek bir kentte bu anlayışın yeniden güçlendirilmesi kaçınılmazdır.”
Seskır, Bursa’nın yalnızca bir sanayi merkezi olarak değil, aynı zamanda önemli bir tarım kenti olarak da değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Ecevit’in kalkınma modelinde sanayi ve tarımın birbirini tamamlayan iki unsur olduğuna dikkat çeken Seskır, şu ifadeleri kullandı:
“Bursa’nın bereketli toprakları ile güçlü sanayi altyapısı birlikte değerlendirildiğinde ortaya sürdürülebilir bir kalkınma modeli çıkmaktadır. Tarımın ihmal edilmesi ya da sanayinin kontrolsüz büyümesi, bu dengeyi bozacaktır. Ecevit’in ortaya koyduğu model, bu iki alanın uyum içinde gelişmesini öngörmektedir.”
Bülent Ecevit’in özellikle Anadolu’da ve sanayi kentlerinde büyük bir halk desteği gördüğünü hatırlatan Seskır, Bursa’nın bu süreçte Demokratik Sol Parti için her zaman güçlü bir toplumsal taban sunduğunu ifade etti.
“Ecevit’in ‘Karaoğlan’ olarak halkın gönlünde yer ettiği dönemde Bursa, emeğin ve üretimin siyasette karşılık bulduğu en önemli şehirlerden biri olmuştur. Bugün de aynı ruh, aynı inanç ve aynı kararlılıkla Bursa’da demokratik sol anlayışı yeniden büyütme hedefindeyiz.”
Açıklamasının sonunda Seskır, Bursa’nın sahip olduğu potansiyelin doğru politikalarla Türkiye’nin ekonomik ve sosyal geleceğinde belirleyici olacağını ifade etti. Üretim, emek ve adalet ekseninde şekillenecek bir kalkınma modelinin kaçınılmaz olduğunu vurgulayan Seskır, sözlerini şu şekilde tamamladı:
“Bursa, yalnızca geçmişte değil, gelecekte de Türkiye’nin kalkınma hikâyesinin merkezinde yer alacaktır. Bizler, Ecevit’in mirasına sahip çıkarak üretimi, emeği ve adaleti önceleyen bir anlayışı yeniden hakim kılmakta kararlıyız.”
Bu kapsamlı değerlendirme, Bursa’nın hem ekonomik hem de toplumsal açıdan taşıdığı stratejik önemin bir kez daha altını çizerken, demokratik sol perspektifin kentte yeniden güçlendirilmesi yönünde güçlü bir irade ortaya koydu.

Saadet Partisi’nin haftalık basın açıklamasında konuşan Ensari Altınışık, dijital teknolojilerin bilinçsiz kullanımının toplumda giderek büyüyen sorunlara yol açtığını belirterek özellikle dijital bağımlılık tehlikesine dikkat çekti. Saadet Partisi İl Başkan Yardımcısı olarak Sosyal İşler alanında görev yapan Altınışık, teknolojinin sunduğu imkanların doğru kullanılmadığında bireysel ve toplumsal zararlar doğurabileceğini vurguladı.
Altınışık açıklamasında, günümüzde dijital teknolojilerin hızla geliştiğini, bilgiye erişimi kolaylaştırdığını ve iletişim olanaklarını genişlettiğini ifade etti. Ancak bu gelişmelerin beraberinde yeni riskleri de getirdiğini belirten Altınışık, “Teknolojinin bilinçsiz ve kontrolsüz kullanımı toplumumuzda yeni sorunları da beraberinde getirmektedir. Bu sorunların başında dijital bağımlılık gelmektedir” dedi.
Özellikle akıllı telefonlar, sosyal medya platformları, internet ve dijital oyunların aşırı kullanımının gençler arasında hızla yayıldığını dile getiren Altınışık, yapılan araştırmaların bu durumun bireylerin psikolojik, fiziksel ve sosyal yaşamı üzerinde ciddi olumsuz etkiler oluşturduğunu ortaya koyduğunu söyledi. Uzun süre ekran karşısında kalmanın göz yorgunluğu, boyun ve sırt ağrıları gibi fiziksel sorunlara yol açtığını ifade eden Altınışık, bunun yanı sıra dikkat dağınıklığı, stres, uyku bozuklukları ve akademik başarıda düşüş gibi sonuçların da ortaya çıktığını belirtti.
Dijital bağımlılık açısından en büyük risk grubunun çocuklar, ergenler ve üniversite öğrencileri olduğuna dikkat çeken Altınışık, gençlerin günlerinin büyük bölümünü dijital platformlarda geçirmesinin hem bireysel gelişimlerini hem de toplumsal ilişkilerini olumsuz etkilediğini vurguladı.
Teknolojinin tamamen reddedilmesinin mümkün olmadığını, aksine hayatın ayrılmaz bir parçası haline geldiğini belirten Altınışık, önemli olanın teknolojiyi doğru ve faydalı bir araç olarak kullanmak olduğunu söyledi. “Bizler teknolojinin insanı geliştiren, eğiten ve topluma fayda sağlayan bir araç olarak kullanılmasından yanayız” diyen Altınışık, özellikle gençlerin zamanlarını daha verimli alanlara yönlendirmesi gerektiğini ifade etti.
Altınışık, gençlerin ilim öğrenme, eğitim faaliyetleri, kültürel etkinlikler ve sosyal aktivitelerle daha fazla meşgul olmalarının önemine değinerek, dijital bağımlılıkla mücadelede toplumun tüm kesimlerine görev düştüğünü söyledi. Ailelerin çocuklarının teknoloji kullanımını yakından takip etmesi gerektiğini belirten Altınışık, eğitim kurumlarının dijital okuryazarlık konusunda bilinçlendirme çalışmaları yapmasının önemine işaret etti. Kamu kurumlarının ise bu alanda politika ve projeler geliştirmesi gerektiğini dile getirdi.
Saadet Partisi olarak gençlerin sağlıklı bir gelecek kurabilmesi için dijital bağımlılıkla mücadelede toplumsal farkındalığın artırılmasının şart olduğunu ifade eden Altınışık, gençlerin enerjilerini spor, sanat, eğitim ve faydalı sosyal faaliyetlere yönlendirebilecek ortamların oluşturulmasının büyük önem taşıdığını belirtti.
Açıklamasının sonunda teknolojinin hayatın vazgeçilmez bir gerçeği olduğunu yineleyen Altınışık, “Teknoloji hayatımızın bir gerçeğidir; ancak insan hayatını yöneten bir unsur haline gelmemelidir. Sağlıklı bireyler ve güçlü bir toplum için teknolojinin bilinçli, dengeli ve faydalı bir şekilde kullanılması gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

BURSA’DA SİYASET DURDU, HÜRRİYET KÖYÜ KONUŞTU: BAYRAMDA EZBER BOZAN DİPLOMASİ ATAĞI
Hürriyet Köyü’nden yükselen hak arayışı, bu kez Ramazan Bayramı’nda Bursa siyasetinin tüm dengelerini değiştiren sarsıcı bir gündeme dönüştü. Yıllardır mülkiyet hakkı mücadelesiyle Türkiye’nin vicdanına hitap eden köy, bayram tatilinde adeta siyasi takvimleri askıya aldıran bir diplomasi hamlesine sahne oldu.
Hürriyet Köyü Gençlik ve Kadın Dayanışma Derneği Başkanı Bayram Efe öncülüğünde yürütülen temaslar, klasik bayram ziyaretlerinin çok ötesine geçerek, “hak, hukuk ve adalet” ekseninde şekillenen üst perdeden bir siyasi yüzleşmeye dönüştü. Bayram boyunca gerçekleştirilen görüşmeler, yalnızca bir köyün değil, Türkiye’de mülkiyet hakkı tartışmalarının da yeniden merkezine oturdu.
Bayramın ilk saatlerinden itibaren sahaya inen heyet, Adalet ve Kalkınma Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi ve İYİ Parti başta olmak üzere siyasi yelpazenin tamamıyla doğrudan temas kurdu. Bu yoğun trafik, Bursa’da uzun süredir görülmeyen bir “ortak gündem” tablosu ortaya çıkardı.
İktidar kanadında; Ahmet Kılıç ve Emine Yavuz Gözgeç ile yapılan görüşmelerde, sorunun yasal çerçevede çözümü için somut adımlar masaya yatırıldı. Yerel yönetim ayağında ise Fatih Karabatı ile gerçekleştirilen temaslarda, yerel idarenin sorumluluk alanı net biçimde hatırlatıldı.
Ana muhalefet cephesinde, Mustafa Bozbey ile yapılan görüşme, sürecin dönüm noktalarından biri olarak öne çıktı. Heyet ayrıca Orhan Sarıbal ve Hasan Öztürk ile bir araya gelerek, köylünün gasp edildiğini savunduğu mülkiyet haklarının iadesi için Meclis ve belediyelerin sorumluluğunu güçlü ifadelerle gündeme taşıdı.
Bayramın ikinci gününde ise Selçuk Türkoğlu, Hasan Toktaş ve Orkun Özeller ile yapılan görüşmeler, mücadelenin siyasi sınırları aşan kararlılığını bir kez daha gözler önüne serdi.
Görüşmelerin ardından açıklamalarda bulunan Bayram Efe, kullandığı ifadelerle Bursa siyasetinde uzun süre yankılanacak bir çıkışa imza attı. Efe, mücadelenin hiçbir siyasi aidiyet taşımadığını vurgulayarak şu sözlerle dikkat çekti:
“Biz ne bir partinin arka bahçesiyiz ne de herhangi bir yapının gölgesindeyiz. Bizim tek tarafımız var: Adalet! Bayramı bir kutlama değil, bir vicdan yoklaması olarak gördük. Herkesle görüştük, herkese aynı mesafede durduk. Kimseyle husumetimiz yok ama herkesten talep ettiğimiz bir hak var. Sessiz kalmayacağız, geri adım atmayacağız. Bu mücadele sonuç alana kadar sürecek.”
Efe’nin bu çıkışı, yalnızca bir açıklama değil; siyasete yön veren aktörlere açık bir çağrı, hatta bir meydan okuma olarak yorumlandı.
Hürriyet Köyü cephesi, mücadelenin yalnızca geçmişin telafisiyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda geleceğe dönük bir model önerisi içerdiğini de ortaya koydu. “Köysel dönüşüm” başlığı altında şekillenen bu yaklaşımın, klasik kentsel dönüşüm politikalarına alternatif bir yol haritası sunduğu ifade edildi.
Bu kapsamda Ankara nezdinde girişimlerin hızlandırılacağı ve konunun Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşınması için hazırlıkların tamamlandığı bildirildi.
Ortaya çıkan tablo, Hürriyet Köyü meselesinin artık yerel bir mülkiyet tartışması olmaktan çıktığını ve Türkiye genelinde “hak, hukuk ve adalet” ekseninde sembolik bir anlam kazandığını gözler önüne serdi.
Ramazan Bayramı’nda gerçekleştirilen bu yoğun diplomasi trafiği, Bursa’da siyasetin tüm aktörlerini aynı masaya dolaylı biçimde oturturken, kamuoyuna da net bir mesaj verdi:
Bu mücadele, sonuç alınana kadar durmayacak.
