evden eve nakliyat
DOLAR 44,3697 0.06%
EURO 51,4347 0.23%
ALTIN 6.326,64-1,50
BITCOIN 3080666-2.53418%
Bursa
10°

AÇIK

SABAHA KALAN SÜRE

Erdal ORHAN

Erdal ORHAN

26 Mart 2026 Perşembe

“Bugünün suyunu koruyamazsak, yarının yaşamını kuramayız.”

“Bugünün suyunu koruyamazsak, yarının yaşamını kuramayız.”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türk Kadınlar Birliği Bursa Şubesi’nden Su Geleceğine Güçlü Çağrı
“Bugünün Suyu, Yarının Yaşamı” panelinde iklim krizi ve su yönetimi masaya yatırıldı

Türk Kadınlar Birliği Bursa Şubesi, Dünya Su Günü kapsamında düzenlediği “Bugünün Suyu, Yarının Yaşamı” başlıklı farkındalık etkinliğiyle, su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir su yönetimi konularını kamuoyunun gündemine taşıdı. Bursa’da gerçekleştirilen etkinlikte, iklim değişikliğinin su varlıkları üzerindeki etkileri kapsamlı biçimde ele alınırken, bilimsel veriler ışığında çözüm önerileri de paylaşıldı.

Karaman Dernekler Yerleşkesi’nde düzenlenen programa kamu kurumları, yerel yönetimler, iş dünyası ve sivil toplum kuruluşlarından geniş katılım sağlandı. Etkinliğe BUSKİ Genel Müdürü Ercihan Subaşıoğlu, Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Mehmet Aydın Saldız, Nilüfer Belediyesi Başkan Vekili Zerrin Güleç, Gemlik Belediye Başkanı Şükrü Deviren, BUIKAD Başkanı Şeyda Şençayır, Çevre Mühendisleri Odası Bursa Şubesi Başkanı Mehmet Şen, iş insanı Sami Erol ile çok sayıda sivil toplum ve siyasi parti temsilcisi katıldı.

“Su, yalnızca çevresel değil toplumsal bir sorumluluk”

Programın açılış konuşmasını yapan Türk Kadınlar Birliği Bursa Şube Başkanı Tijen Sözeri, suyun korunmasının yalnızca çevresel bir mesele olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı. Sözeri, suyun aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk olduğuna dikkat çekerek, kadınların yaşamı ve geleceği koruma bilinciyle bu alandaki farkındalık çalışmalarını sürdüreceklerini ifade etti.

Su krizi artık bugünün gerçeği

Etkinliğin öne çıkan konuşmacılarından, çevre mühendisi ve Envira Mühendislik Kurucusu Yasemin Akpınar ise su krizinin artık geleceğe dair bir tehdit olmaktan çıkıp günümüzün en somut gerçeklerinden biri haline geldiğini belirtti. Akpınar, suyun yalnızca çevresel değil; aynı zamanda yaşam hakkı, kamu yararı ve ekolojik dengeyle doğrudan ilişkili olduğunun altını çizdi.

Konuşmasında “görünmeyen su” kavramına dikkat çeken Akpınar, günlük hayatta tüketilen birçok ürünün üretiminde binlerce litre su kullanıldığını ifade etti. Özellikle et, tekstil ve teknoloji ürünlerinde bu tüketimin çarpıcı boyutlara ulaştığını belirten Akpınar, küresel ölçekte erişilebilir tatlı su oranının yüzde 1’in altında olduğuna dikkat çekti. Türkiye’nin de su stresi yaşayan ülkeler arasında yer aldığını vurgulayan Akpınar, bireysel farkındalığın artırılması gerektiğini söyledi.

Bursa için kritik uyarılar

Programda söz alan BUSKİ Çevre Mühendisi Cem Mamati ise Bursa’nın su geleceğine ilişkin çarpıcı veriler paylaştı. Mamati, artan sıcaklıklar, düzensiz yağış rejimi, azalan yeraltı su kaynakları ve Uludağ’daki kar rezervlerinde yaşanan düşüşün kent için ciddi riskler oluşturduğunu dile getirdi.

Ortak çözüm vurgusu

Etkinlik boyunca yapılan konuşmalarda, su krizinin yalnızca çevresel değil; ekonomik ve toplumsal sonuçları da beraberinde getirdiği vurgulandı. Katılımcılar, çözümün ancak bilimsel yaklaşım, sürdürülebilir politikalar ve toplumsal bilinçle mümkün olabileceği konusunda görüş birliğine vardı.

Program, konuşmacılara teşekkür belgelerinin takdim edilmesiyle sona ererken, etkinliğin ana mesajı güçlü bir çağrıyla özetlendi:
“Bugünün suyunu koruyamazsak, yarının yaşamını kuramayız.”

Devamını Oku

Muhsin Yazıcıoğlu’nun Bursa Vasiyetini Gerçekleştireceğiz!

Muhsin Yazıcıoğlu’nun Bursa Vasiyetini Gerçekleştireceğiz!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkan Yardımcısı Ekrem Alfatlı, merhum BBP Kurucu Genel Başkanı Şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nun fikir dünyasını, siyasi mücadelesini ve özellikle Bursa’ya atfettiği anlamı detaylı şekilde anlattı. Alfatlı, “Onun kutlu davasını yaşatmaya, emanetine sahip çıkmaya kararlılıkla devam edeceğiz” diyerek, Yazıcıoğlu’nun bıraktığı mirasın yalnızca bir siyasi çizgi değil, aynı zamanda bir duruş ve ahlak meselesi olduğunu vurguladı.

Ekrem Alfatlı, Muhsin Yazıcıoğlu’nun Türk siyasetinde “ilkeli duruşun, tavizsiz mücadelenin ve millet merkezli anlayışın sembol isimlerinden biri” olduğunu belirterek, onun hayatı boyunca hiçbir şartta inandığı değerlerden geri adım atmadığını ifade etti. Yazıcıoğlu’nun siyaset anlayışının makam, mevki ya da güç odaklı değil; doğrudan milletin inancı, kültürü ve geleceği üzerine kurulu olduğunu dile getiren Alfatlı, “O, siyaseti bir kariyer alanı değil, bir dava ve adanmışlık meselesi olarak görüyordu” dedi.

Açıklamasında Yazıcıoğlu’nun şehirler üzerinden kurduğu stratejik ve kültürel bakış açısına da değinen Alfatlı, Bursa’nın bu perspektifte özel bir yere sahip olduğunu söyledi. Muhsin Yazıcıoğlu’nun Bursa’yı yalnızca bir sanayi kenti olarak değil, aynı zamanda Osmanlı’nın kuruluş ruhunu taşıyan, Türk-İslam medeniyetinin temel taşlarından biri olarak değerlendirdiğini belirten Alfatlı, “Bursa, onun nazarında sıradan bir şehir değil; milli kimliğin güçlendiği, tarihi ve manevi mirasın canlı tutulduğu bir merkezdi” ifadelerini kullandı.

Yazıcıoğlu’nun Bursa’ya bakışını üç temel başlık altında değerlendiren Alfatlı, ilk olarak şehrin tarihi ve manevi kimliğine dikkat çekti. “Merhum liderimiz, Bursa’yı Osmanlı’nın mayalandığı, bir cihan devletinin temellerinin atıldığı kutlu bir şehir olarak görürdü. Bu yüzden Bursa’nın her sokağında, her eserinde bir medeniyet idrakinin yaşatılması gerektiğine inanırdı” dedi.

İkinci olarak “milli duruş” vurgusuna değinen Alfatlı, Yazıcıoğlu’nun Bursa’daki milliyetçi-ülkücü hareketi son derece önemsediğini belirtti. “Onun için Bursa, yalnızca geçmişin hatıralarını taşıyan bir şehir değil, aynı zamanda geleceğin inşa edileceği stratejik bir merkezdi. Türk-İslam dünyası açısından güçlü bir duruşun sergilendiği bir kale olarak görürdü” şeklinde konuştu.

Üçüncü olarak ise Bursa’nın kültürel ve sosyal yapısına dikkat çeken Alfatlı, Yazıcıoğlu’nun şehirdeki hemşehri dayanışmasına ve sivil toplum yapılanmalarına özel önem verdiğini ifade etti. “Bursa’daki Sivaslılar başta olmak üzere farklı şehirlerden gelen vatandaşlarımızın oluşturduğu dernekler, onun gözünde birlik ve beraberliğin en somut örnekleriydi. Bu yapıların korunması ve güçlendirilmesi gerektiğini her fırsatta dile getirirdi” dedi.

Alfatlı, Muhsin Yazıcıoğlu’nun “koca reis” olarak anılmasının da yalnızca bir hitap biçimi olmadığını, bunun onun liderlik anlayışının ve millet nezdindeki karşılığının bir göstergesi olduğunu vurguladı. “O, milletin içinden çıkan, milletle yürüyen ve millet için mücadele eden bir liderdi. Bu yüzden bıraktığı iz hâlâ silinmemiştir ve silinmeyecektir” ifadelerini kullandı.

Açıklamasının sonunda güçlü bir mesaj veren Alfatlı, BBP kadrolarının Yazıcıoğlu’nun emanetine sahip çıkmaya devam edeceğini belirterek şunları söyledi:
“Bizler, Muhsin Yazıcıoğlu’nun yol arkadaşları olarak onun bize bıraktığı kutlu davayı sadece hatırlamakla yetinmeyeceğiz; yaşayacak ve yaşatacağız. Onun ilkelerini, onun duruşunu, onun ahlakını siyasetimizin merkezinde tutmaya devam edeceğiz. Bursa başta olmak üzere ülkemizin her köşesinde bu anlayışı diri tutacak, milli ve manevi değerlerimizi aynı kararlılıkla savunmayı sürdüreceğiz.”

Devamını Oku

Yönetilmeyen Bir İlçe İstemiyoruz!

Yönetilmeyen Bir İlçe İstemiyoruz!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Anahtar Parti Osmangazi İlçe Başkanı İsmail Demir, Osmangazi’nin yıllardır çözülemeyen ve giderek derinleşen sorunlarına ilişkin çok sert ve kapsamlı bir açıklama yaparak hem Osmangazi Belediyesi’ni hem de Bursa Büyükşehir Belediyesi’ni ağır bir dille eleştirdi. Demir, ilçenin adeta kaderine terk edildiğini savunarak, “Osmangazi sahipsiz değildir, ama yöneticiler ne yazık ki sorumluluklarının tamamen uzağındadır” ifadelerini kullandı.

Demir, açıklamasında Osmangazi’nin artık “yönetilemeyen bir ilçe” haline geldiğini belirterek, plansız büyümenin, çarpık kentleşmenin ve ihmalkârlığın ilçeyi içinden çıkılmaz bir noktaya sürüklediğini söyledi. “Bugün Osmangazi’de yaşanan tablo bir beceriksizlik değil, doğrudan doğruya bir yönetememe krizidir. Bu kadar uzun süre çözülemeyen sorunlar artık ihmal değil, bilinçli görmezden gelmedir” diyerek yerel yönetimlere yüklendi.

İlçede altyapı sorunlarının yıllardır çözülmediğini ve her yağmurda aynı manzaraların yaşandığını hatırlatan Demir, “21. yüzyılda hâlâ su baskınları, kanalizasyon taşmaları konuşuluyorsa burada ciddi bir çöküş vardır. Vatandaş her yağmurda tedirgin oluyorsa, bu yönetim sınıfta kalmıştır” dedi. Mahalleler arasında hizmet eşitsizliğinin açıkça görüldüğünü de vurgulayan Demir, bazı bölgelerin adeta unutulduğunu ifade etti.

Ulaşım konusuna ayrı bir başlık açan Demir, Bursa Büyükşehir Belediyesi’ni hedef alarak sert ifadeler kullandı: “Bursa’da ulaşım artık bir çileye dönüşmüştür. Plansızlık, vizyonsuzluk ve günü kurtarma politikaları yüzünden insanlar ömrünü trafikte tüketiyor. Her geçen gün artan nüfusa rağmen tek bir kalıcı çözüm üretemeyen bir anlayış, başarısızlığını reklamla örtmeye çalışmaktadır. Bu, vatandaşın aklıyla alay etmektir.”

Kentsel dönüşüm konusundaki tabloyu ise “vahim” olarak nitelendiren Demir, deprem gerçeğine rağmen atılan adımların yetersiz ve ağır olduğunu söyledi. “Osmangazi’de binlerce insan riskli yapılarda yaşam mücadelesi veriyor. Ama ortada ne hız var ne plan var ne de samimiyet. İnsanların can güvenliği bu kadar ucuz olamaz. Bu vurdumduymazlık kabul edilemez” diyerek tepkisini dile getirdi.

Yerel yönetimlerin önceliklerinin tamamen yanlış olduğunu savunan Demir, “Vatandaşın temel sorunları ortadayken vitrin projeleriyle algı yönetimi yapmak, bu şehre yapılabilecek en büyük saygısızlıktır” dedi. Belediyelerin artık mazeret üretmeyi bırakması gerektiğini belirten Demir, “Sorumluluk makamında olanlar ya görevlerini layıkıyla yapacak ya da o koltukları işgal etmeyi bırakacak” ifadeleriyle eleştirilerini daha da sertleştirdi.

Açıklamasının sonunda kararlı bir duruş sergileyen Demir, şunları söyledi:
“Osmangazi halkı yıllardır sabrediyor ama bu sabrın bir sınırı var. Biz Anahtar Parti olarak bu düzenin karşısında durmaya, bu ihmalleri her platformda ifşa etmeye devam edeceğiz. Kimse kusura bakmasın; bu saatten sonra susmayacağız, geri adım atmayacağız ve bu kötü yönetimin hesabını sormaktan asla vazgeçmeyeceğiz.”

Devamını Oku

DAĞDER’de 40 Yıllık Gelenek Coşkuyla Sürdürüldü

DAĞDER’de 40 Yıllık Gelenek Coşkuyla Sürdürüldü
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bursa’da faaliyet gösteren ve kentin en önemli sivil toplum kuruluşlarından biri olarak kabul edilen DAĞDER  tarafından geleneksel hale getirilen Bayramlaşma Danışığı, bu yıl 40. kez yoğun katılım ve büyük bir coşku ile gerçekleştirildi.
Dağ yöresinden Orhaneli, Keles, Büyükorhan ve Harmancık başta olmak üzere Bursa’nın farklı ilçelerinden vatandaşların bir araya geldiği programda birlik ve beraberlik mesajları ön plana çıktı. Katılımcılar, bayramın manevi atmosferini paylaşarak dayanışma ruhunu pekiştirdi.
Programda konuşan Genel Başkan Derya Başak, bayramların toplumsal bağları güçlendiren en önemli değerlerden biri olduğunu vurguladı. Başak konuşmasında, “Bugün burada köklerimizden gelen o güçlü bağı yeniden tazelemek için bir aradayız. Bayramlar; kırgınlıkların son bulduğu, mesafelerin dualarla ve kucaklaşmalarla kapandığı özel günlerdir.” ifadelerine yer verdi.
DAĞDER’in Bursa’da dağ yöresi kültürünü yaşatmak ve hemşehri dayanışmasını artırmak amacıyla uzun yıllardır önemli faaliyetler yürüttüğüne dikkat çeken Başak, gelenekten alınan güçle geleceğe yönelik çalışmaların kararlılıkla sürdürüleceğini belirtti. Samimiyet ve gayretle üretmeye devam edeceklerini ifade eden Başak, kapsayıcı bir anlayışla daha geniş kitlelere ulaşmayı hedeflediklerini dile getirdi.
Programa; Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Mustafa Orkun Gazioğlu, Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, Orhaneli Belediye Başkanı Ali Osman Tayır, Büyükorhan Belediye Başkanı Kamil Turan, Keles Belediye Başkanı Ali Doğru , Ak Parti Yıldırım İlçe Başkanı İrfan Akkaya,Ak Parti Osmangazi İlçe Başkanı Adnan Kurtuluş, AK Parti Orhaneli İlçe Başkanı Serdar Başak, CHP  Osmangazi İlçe Başkanı Raşit Gürbüz, CHP Büyükorhan İlçe Başkanı Ömer Günhan başta olmak üzere; siyasi parti il başkanları, siyasi parti temsilcileri ve üyeleri, köy dernek başkanları, muhtarlar ve çok sayıda hemşehri katılım sağladı.
Siyasi parti il başkanları, parti üyeleri, köy dernek başkanları, muhtarlar ve hemşehrilerin yoğun ilgisi, programın kapsayıcılığını ve bölgedeki güçlü dayanışma ruhunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Yoğun ilginin olduğu etkinlikte, katılımcılar bayramlaşarak hasret giderdi. Program sonunda tüm misafirlere teşekkür edilirken, birlik ve beraberlik içinde daha nice bayramlarda bir araya gelme temennisinde bulunuldu.
DAĞDER’in 40 yıldır sürdürdüğü bu köklü gelenek, Bursa’da hem kültürel mirasın yaşatılmasına hem de toplumsal dayanışmanın güçlenmesine katkı sağlamaya devam ediyor.

Devamını Oku

Sessiz Çığlık! Mağdur Sayısı Giderek Artıyor!

Sessiz Çığlık! Mağdur Sayısı Giderek Artıyor!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

“HOBİ BAHÇELERİ DEĞİL, PLANSIZLIK SORUN”: İMAR MAĞDURLARINDAN SERT ÇIKIŞ

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, son dönemde tartışma konusu olan hobi bahçeleri ve kaçak yapılaşma üzerinden yürütülen politikalara sert tepki gösterdi. Hacıoğlu, sorunun bireysel değil, doğrudan yıllardır çözülemeyen plansızlık ve yönetim zafiyeti olduğunu vurgulayarak, “Çözüm yıkmak değil, kayıt altına almak ve adil bir düzen kurmaktır” dedi.


“BU TALEPLER LÜTUF DEĞİL, HAK”

Milyonlarca vatandaşı ilgilendiren yapı kayıt ve imar sorunlarına dikkat çeken Hacıoğlu, çözüm bekleyen kesimlerin görmezden gelindiğini ifade etti:

“Ortada bir mağduriyet listesi değil, yıllardır biriken bir adaletsizlik var. Bu insanların talepleri lütuf değil, hak edilmiş beklentilerdir. 2B düzenlemesi yapılırken, aynı şekilde yapı kayıt ve imar mağdurları da bu kapsamda değerlendirilmelidir.”


BÜYÜKŞEHİR YASASI SONRASI KRİZ DERİNLEŞTİ

Hacıoğlu, 2014 yılında yürürlüğe giren Büyükşehir Yasası’nın ardından köylerin mahalle statüsüne geçirilmesiyle başlayan sürecin bugün ciddi bir krize dönüştüğünü belirtti:

  • 17 bin köy mahalleye dönüştürüldü
  • Belediyelere verilen 2 yıllık imar planı hazırlama süresi
  • Aradan 12 yıl geçmesine rağmen planların yapılmaması

Bu ihmaller zinciri nedeniyle köylerdeki yapıların bir gecede “kaçak” statüsüne düştüğünü vurgulayan Hacıoğlu, “Vatandaş kendi toprağında, kendi evinde kaçak duruma düşürüldü” dedi.


“KÖYLÜ ÇADIRDA MI YAŞAYACAK?”

Tarım ve kırsal yaşamın göz ardı edildiğini söyleyen Hacıoğlu, sert bir soruyla durumu özetledi:

“Barınma olmadan tarım olur mu? Hayvancılık yapılır mı? Devlet üretim artsın diyor ama üreticiye yaşam alanı tanımıyor. Köylü çadırda mı yaşayacak?”


İMAR BARIŞI VE YAPI KAYIT BELGESİ MAĞDURİYETİ

2018 yılında çıkarılan imar barışı düzenlemesine de değinen Hacıoğlu, bu süreçte verilen yapı kayıt belgelerinin daha sonra iptal edilmesinin büyük bir güvensizlik yarattığını belirtti:

“Devlet önce belge verdi, vatandaş buna güvenerek yatırım yaptı. Ardından bu belgeler iptal edildi. Bu durum milyonlarca insanı mağdur etti ve devlete olan güveni sarstı.”


“MİLYONLAR BELİRSİZLİK İÇİNDE”

Bugün gelinen noktada Türkiye genelinde milyonlarca yapının yeni bir yasal düzenleme beklediğini ifade eden Hacıoğlu, mülkiyet sorunlarının toplumsal bir krize dönüştüğünü söyledi:

“Tapu yok, güven yok, gelecek yok… İnsanlar ne yapacağını bilmiyor. Bu belirsizlik sürdürülemez.”


ÇÖZÜM ÇAĞRISI: İMAR VE TARIM BİRLİKTE ELE ALINMALI

Hacıoğlu, çözüm için net bir yol haritası ortaya koyarak, imar ve tarım politikalarının birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı:

  • Yapılar kayıt altına alınmalı
  • Mülkiyet hakları güvence altına alınmalı
  • Kırsalda yaşayan üreticiye yasal ve sürdürülebilir yaşam alanı sağlanmalı
  • Yeni bir imar ve yapı kayıt düzenlemesi hayata geçirilmeli

“Türkiye üretmek zorunda. Ama üreticiye yaşam hakkı tanınmadan bu mümkün değil. Tarım politikası ile imar politikası ayrı düşünülemez” diyen Hacıoğlu, yetkililere açık çağrıda bulundu:

“Artık görmezden gelmeyin, çözüm için adım atın.”


İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nin bu çıkışı, hem kırsal kalkınma hem de mülkiyet hakkı tartışmalarını yeniden gündemin üst sıralarına taşırken, gözler hükümetin atacağı olası adımlara çevrildi.

Devamını Oku