Yılın ayları vardır; takvimde yer değiştirir, mevsimlerle birlikte gelir geçer. Bir de aylar vardır ki yalnızca zamanı değil, insanın iç dünyasını da değiştirir. İşte Ramazan, böyle bir aydır. Sadece bir oruç dönemi değil; sabrın, merhametin, paylaşmanın ve yeniden hatırlamanın ayıdır.
Kimi için çocukluğun mahyalarıdır, kimi için iftar sofralarındaki kalabalık; kimi için ise gecenin sessizliğinde yapılan bir duadır. Ama herkes için ortak bir anlam taşır: Yeniden insan olma çabası.
Ramazan, İslam inancında Kur’an’ın indirilmeye başlandığı mübarek ay olarak kabul edilir. Bu yönüyle ilahi bir mesajın, insanlığa umut olarak doğduğu zamanı simgeler. Oruç ise sadece aç kalmak değildir; nefsin terbiyesi, sabrın eğitimi ve iradenin güçlenmesidir. Gün boyu yeme içmeden uzak durmak, aslında insanın kendine “Dur” diyebilmesidir. İsteklerine sınır koyabilmek, modern dünyanın sınırsız tüketim çağrısına karşı bilinçli bir dirençtir.
İçsel Yolculuk
Ramazan her şeyden önce bireyin kendi içine yaptığı bir yolculuktur. Günlük hayatın telaşı içinde çoğu zaman kendimizi ihmal ederiz. Koşar, yetişir, tüketiriz. Ama Ramazan geldiğinde zaman yavaşlar. Sahur vaktiyle geceye bir anlam katılır; iftar vaktiyle günün sonunda şükür hissi doğar. Açlık, insanın bedenini olduğu kadar ruhunu da terbiye eder. Bir lokmanın kıymeti, bir yudum suyun değeri yeniden anlaşılır.
Oruç, sabrı öğretir. Gün boyu susuz kalmak, öfkeyi kontrol etmek, dilini kötü sözden sakınmak… Bunların her biri bir iç disiplin eğitimidir. İnsan sadece midesini değil; gözünü, kulağını, kalbini de oruçla arındırmaya çalışır. Böylece birey, kendi sınırlarını fark eder ve iradesini güçlendirir. Bu güç, sadece Ramazan’la sınırlı kalmaz; hayatın diğer alanlarına da yansır.
Ayrıca Ramazan, empati duygusunu artırır. Açlığın ne demek olduğunu hisseden insan, yoksulun halini daha iyi anlar. Sofrasına koyduğu her nimete farklı bir gözle bakar. Şükür duygusu derinleşir. Şükür ise insanı huzura yaklaştırır. Çünkü elindekini fark eden insan, eksiklerine daha az takılır.
Birlik ve Dayanışma
Ramazan sadece bireysel bir ibadet zamanı değildir; aynı zamanda toplumsal bir dayanışma mevsimidir. İftar sofraları birleştirir. Aynı sofrada buluşan farklı hayatlar, aynı ekmeği paylaşır. Zengin ile fakir arasındaki mesafe, en azından gönül dünyasında azalır. Yardımlaşma artar; zekâtlar, fitreler verilir. Komşuya bir tabak yemek götürmek, bir ihtiyaç sahibinin kapısını çalmak, toplumsal bağları güçlendirir.
Toplumun ruhu, paylaşmakla canlı kalır. Ramazan, bu ruhu besleyen bir iklim sunar. Camiler dolup taşar, dualar ortaklaşır, kalabalıklar aynı anda “Âmin” der. Bu ortaklık hissi, bireyi yalnızlıktan çıkarır. İnsan, bir bütünün parçası olduğunu daha derinden hisseder.
Ayrıca Ramazan, toplumsal ahlakı da tazeler. Sabır, hoşgörü ve affetme gibi değerler daha çok hatırlanır. İnsanlar birbirine karşı daha dikkatli olmaya gayret eder. Bu atmosfer, topluma geçici de olsa bir yumuşaklık kazandırır. Keşke bu yumuşaklık sadece bir ayla sınırlı kalmasa; ama belki de Ramazan, yılın geri kalanına bir hatırlatmadır.
Çocukluğun ve Umudun Rengi
Ramazan’ın en güzel yüzlerinden biri de sevinçtir. Bu sevinç, sadece bir bayramın habercisi değildir; her günün içinde saklıdır. Çocuklar için Ramazan, sahura kalkmanın heyecanıdır. Büyüklerin yanında ilk orucu tutmanın gururudur. Mahalledeki ışıklar, camilerdeki mahyalar, davulcunun sesi… Hepsi bir hatıra defterine yazılır.
İftar vakti yaklaştığında sofrada oluşan telaş bile bir neşe taşır. Ezanın sesiyle birlikte edilen dua, paylaşılan hurma, içilen ilk su… Bu anlar, insanın kalbinde özel bir yer edinir. Çünkü o an sadece açlık bitmez; aynı zamanda bir sabrın meyvesi alınır.
Ramazan sevinci aynı zamanda umuttur. İnsan, kendini yenileyebileceğine inanır. Hatalarını telafi edebileceğini, kalbini temizleyebileceğini düşünür. Her sahur yeni bir başlangıç, her iftar küçük bir zafer gibidir. Bu duygular, insanın ruhuna taze bir nefes olur.
Bir Ayın Ötesinde Bir Anlam
Ramazan Ayı, takvimde otuz gün süren bir zaman diliminden ibaret değildir. O, insanın kendini yeniden keşfetme fırsatıdır. Bireye sabrı, topluma dayanışmayı, kalbe huzuru öğretir. Işıltılı gösterişlerden uzak; sade ama derin bir anlam sunar.
Belki de Ramazan’ın en büyük hediyesi şudur: İnsana yavaşlamayı öğretir. Bir lokmanın kıymetini, bir selamın değerini, bir duanın gücünü hatırlatır. Ve hatırlamak, bazen yeniden başlamak demektir.
Ramazan geldiğinde şehirlerin ışığı değişir ama asıl değişmesi gereken insanın içidir. Eğer kalbimiz biraz daha yumuşamış, elimiz biraz daha cömertleşmiş, dilimiz biraz daha nazikleşmişse; işte o zaman Ramazan gerçek anlamına ulaşmıştır.
Ve bayram sabahı geldiğinde, geriye sadece tutulan oruçlar değil; paylaşılan iyilikler, biriktirilen dualar ve kalpte büyüyen o tarifsiz Ramazan sevinci kalır. Çünkü Ramazan, biten bir ay değil; iz bırakan bir yolculuktur.
GÜNDEM
18 Şubat 2026GÜNDEM
18 Şubat 2026GÜNDEM
18 Şubat 2026GÜNDEM
18 Şubat 2026GÜNDEM
18 Şubat 2026GÜNDEM
18 Şubat 2026GÜNDEM
18 Şubat 2026
1
Hayatın Küçük Mucizeleri
1194 kez okundu
2
İNSANI DİĞER VARLIKLARDAN AYIRAN ÖZELLİKLER
1139 kez okundu
3
Saman Alevi Gibi Parlayıp Sönen Dostluklar Üzerine
966 kez okundu
4
Ey Türk Milleti bu ülkenin askeri yollara düştü haberiniz var mı ?
841 kez okundu
5
İşçi Haklarının Korunması: Acil Bir Gereklilik
822 kez okundu